29 Temmuz 2026 Çarşamba

Bağımsız Batı Trakya Türk hükümetinin lideri Peştereli Tevfik beyin izinden gidip Hemetli'de tarihi yeniden yaşamak





Batı Trakya'nın 27 Kasım 1919 tarihinde Fransa'nın Neuilly kentinde yapılan anlaşma ile fiili olarak Yunan egemenliğine verilmesi ve 1920’nin 24 Mayıs sabahı, General Zıverakis komutasındaki Yunan ordusunun Gümülcine’ye girmesi üzerine bu durumu kabullenmeyen vatanseverler hemen yeni bir idare kurarak 4. Batı Trakya Türk Hükümeti'ni ilan ederler.
Eski bir nahiye olan bugünkü Hemetli Köyü'nü kendilerine merkez seçen Peştereli Tevfik Bey başkanlığında direnişciler tüm dünyaya çagrıda bulunarak Yunanistan’ı büyük devletlere şikâyet ederler.
Yunan işgaline karşı bölgedeki Türk halkını teşkilatlandıran yeni Türk hükümeti bir taraftan da Avrupa başkentlerine heyetler göndererek diplomatik hak arayışlarında bulunur.
Faaliyetini 1920'li yılların başından 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması'na kadar sürdüren bu hükümetin İkinci Başkanı ve Adalet Bakanı Bekir Sıtkı, Dışişleri Bakanı Mahmut Nedim, İçişleri Bakanı Hasan Tahsin (Argun), Maliye Bakanı Sabri (Tüten), Evkaf Bakanı Mustafa (Doğrul), Genel Kurmay Başkanı Yüzbaşı Fuat (Balkan), Genel Kurmay ikinci Başkanı Teğmen Fahri (General Özdilek) idi.
Koşukavak'a sırtını dayayan Rodop dağlarının derinliklerindeki Hemetli'nin (Organi) o günlerinden geriye ne kaldığını, ne barındırdığını bilmek isteyenler için orayı görmek, yaşamak gerek.
Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) yönetimi olarak Dr. Sadık Ahmet'i anmak için geldiğimiz Gümülcine sadece manevi değerleri ile değil kadim bir Türk kenti olarak da bu coğrafyada yaşayan her insanımız gibi bizi de tarihin derinliklerine çekiyor.
Dolayısı ile Batı Trakya'nın her karış toprağını görmek, oradaki insanlarımızı tanımak, hemhal etmek istiyoruz.
Bu nedenle pazar sabahı kahvaltıdan sonra günün programını yaparken BRTK Genel Başkanım Sabri Mutlu "Bugün seni Hemetli'ye götüreyim" deyince çok mutlu oldum, sevindim ve hiç tereddütsüz kabul ettim.
Çünkü günlerdir Batı Trakya'yı ve burada yaşananları konuşuyoruz. 
Geçmişi düşünüp olanları bugünün akıl süzgecinden geçirerek yeniden ele alıyoruz.
Bu nedenle Hemetli son direniş hattı olarak gidip görmek istediğim, ruhumu alevlendiren bir noktaydı.
Buraların bir dönem Bulgaristan idaresine girdiğini de düşünerek toplumsal hafızamıza yeni kayıtlar oluşturabilmek için yola çıktık.
Sabri başkanım yolda büyük dedesinin de bu güzergahı kullanıp Koşukavak'tan Gümülcine'ye semer satmaya gittiğini anlatıyor.
Bu bölgede hayata kök salıp, bu coğrafyayı soluduğu için her detayı en ince ayrıntısına kadar bana aktarıp yol boyunca geçtiğimiz köyleri tanıtan başkanım, buraların adeta gizli tarihini gün yüzüne çıkarıyor.
İkimiz de heyecanla ormanın derinliklerine dalıyoruz.
İrili ufaklı yerleşim yerlerini ve köyleri geçince bir süre sonra boşaltılmış bir askeri tesis ve kamp alanına vardığımızda Bulgar - Yunan sınır hattına ulaştığımızı anladım.
Burayı da geride bırakıp tepelere vardıgımızda sınırın sıfır noktasında karşılaştığımız kampçılar ile selamlaşıyor ve yolumuz üzerindeki her insana el sallıyoruz.
Bulgaristan tarafının sınır hattına ulaştığımızda asfalt yolun bittiğini görünce 
"Bu da ne" demekten kendimizi alamadık.
Yol birden sona ermiş, taşlı topraklı bir orman yoluna dönüşmüştü.
Ama vazgeçmek gibi bir düşüncemiz hiç olmadığı için tereddütsüz traktör izlerinden ileriye doğru hamle yapıyoruz.
Bir müddet orman içerisinde ilerledikten sonra bir an başkana baktım ve acaba doğru yoldamıyız diye düşünmekten kendimi alamadım.
Çünkü ıssız, in cin top oynayan yerlerde, dağ yamaçarından aşağı doğru iniyoruz.
Etrafta ormanın derin sessizliği.
Bir traktör tarafından eğreti bir şekilde düzlendiği belli olan bu toprak yolun Bulgaristan ile Yunanistan'ı birbirene bağladığını düşünebiliyormusunuz.
Sanki Afganistan ile Pakistan sınır hattındayız.
Ancak Sabri başkan konuyu özetleyince anladım ki Yunanistan bölge insanlarının bir birleri ile olan bağını koparabilmak için bilinçli bir tercihte bulunmuş ve yolu yapmamış.
Buraları yaklaşık yüz yıldır dünyadan izole eden Yunanistan kardeşi kardeşten ayırdığı gibi bölgeyi açık bir cezaevine dönüştürmüş.
Akıllarınca kapalı bir kutu haline getirdikleri buralardaki tarihi ve geçmişi insanımıza unutturacaklar.
Şimdi buraları görüp yaşayınca, insanımıza dokununca Atina yönetiminin korkusunu anlayabiliyorum.
Kardeşi kardeşten ayrı tutmanın, hesabı bunun üzerine kurmanın tarihsel yanılgısı elbette anlaşılacak birgün.
Bunu Avrupa Birliği sürecinde ortadan kalkan sınırların insanlarımızın beyinlerindeki çitleri de devrirdiğinde görüp yaşayacağız.
At arabası traktör yolu karışımı dar, yer yer çukurlu bu toprak yolda yaklaşık beş kilometre ilerleyip irili ufaklı tütün ekilmiş vadileri ve birkaç dağ kulübesi ile evi geride bırakınca nihayet asfal bir yola çıkıyoruz.
Sağa mı gitsem sola mı diye konuşup Sabri başkanın bölge ve coğrafya bilgisini sınarken birden sessizliği bir araba motoru bozuyor.
Bize doğru dönüp bulunduğumuz toprak yola dalan bu otomobil yanımıza geldiğinde duruyor ve buraların yabancısı olduğumuzu anladığından camı açıp temiz bir Türkçe ile nereye gittiğimiz ve nereyi aradığımızı soruyor.
Bu dağ başında eşi ve iki küçük kızı ile tarlasına giden ve ekmeğini adeta taştan çıkaran bir kardeşimizi görmenin ve tanışmanın duygusal analizini varın siz yapın.
Kısa bir tanışma faslı ve muhabbetten sonra bu kardeşimizin tarifinden Sabri başkan yön ve coğrafya sınavından başarı ile geçiyor.
Vedalaşıp asfalt yola dalıyoruz.
Bir süre daha irili ufaklı dere ve köprülerden geçip devasa yel degirmenlerine doğru tepelere direksiyon kırdığımızda gördüğümüz manzara bu seyahatimize on kat daha keyif katıyor.
Nihayet zirvelerdeyiz.
Buralardaki devasa değirmenlerin kırmızı ışıkları taşa Koşukavak'tan görünüyor.
Yunanistan'ın elektrik, Bulgaristan'ın ise altın ürettiği bu dağlarda bizim insanlarımız birer karışlık toprağa tutunmuş tütün başta olmak üzere kışın kendilerine ve hayvanlarına yetecek kadar anca sebze ve yonca ekip biçiyor.
Bulgaristan tarafındaki yoğun orman örtüsünün buralarda Akdeniz ikliminin de etkisi ile makilik alanlara evrilmesi buralardaki insanlarımıza pek alternatif sunmuyor.
O nedenle hayvancılık ve tütün bölgenin tek geçim kaynağı diyebilirim.
Tepelerde gördüğümüz koyun ve keçi sürüleri ile gezen çobanlara el sallayıp devasa yel degirmenlerini geride, yukarılarda bırakıp yolda rastladığımız tütünlerini sulayan bir kardeşimiz ile de yaptığımız kısa sohbetin ardından boşaltılmış bir Yunan askeri karakolunu geçince aşağılara, vadiye doğru kıvrılıp dönen, zaman zaman da bükülen asfalt yoldan Hemetli'ye doğru ilerliyoruz.
Bir süre daha yol aldığımızda aşağılarda irili ufaklı çatılar göründü.
İki dağın arasında dar bir vadiye yayılmış evlere ulaştığımızda ve bu ana kadar gezip tanıdığım cografyayı düşündüğümde Peştereli Tevfik Bey ve yoldaşlarının kendilerine neden burayı merkez seçtiklerini anlıyorum.
Aşağılarda yarım saat, bilemedin 45 dakika mesafede Gümülcine ve Dedeağaç ile Ege Denizi, yine aynı mesafede geldiğimiz yoldan yukarılardaki tepelerin ardı da Rodopların derinlikleri ve Bulgaristan.

Hemetli'ye büyük bir heyecan ile ulaşıp aracımızı caminin de bulunduğu küçük meydana parkediyoruz.
Evet stratejik konumu da dahil güzel bir yer.
Bize bura hakkında bilgiler aktaran ve buranın aşağı yukarı 600 haneli bir yerleşke olduğunu söyleyen yaşlılara doğru ilerleyip selamlaşıyoruz.
Cami bahçesindeki gölgelikli oturma alanında namaz vaktini bekleyen 75 - 90 yaş aralığındaki 5 kişilik ekip buranın canlı tarihçesi gibi.
Tek tek ellerini öptügüm bu büyüklerimiz ile hasret giderip sohbetin dibine daldıkça aslında gönül coğrafyamızın ne kadar büyük, insanımızın da ne kadar bize yakın olduğunu bir kez daha gördük.
Zamanın durduğu o anı anlatacak cümleleri bulmakta zorlanıyorum.
Bize ikramlarda bulunan köyün tek market sahibi ve oğulları ile torunlarını da anmadan geçemeyecegim.
Görüştüğümüz herkes bir veya iki defa benim de konakladığım ve Sabri başkanın memleketi de olan Koşukavak'a gelmiş.
Eskiden Pazarlık görmeye ve alışverişe Koşukavak'a gidildiğini söyleyen bu insanlarımızın zamanla araya sınır çekilmesinden dolayı Bulgaristan tarafı ile fiziki bağları kopmuş.
Ancak gerek yaşlılar, gerekse de gençler köylerinin geçmişini ve buralarda yaşananları çok iyi biliyor ve Türkiye ile kuvvetli bir bağları var.
Birçoğunun akrabası hali hazırda başta İstanbul ve Bursa olmak üzere Manisa, İzmir ve Sakarya'da yaşıyormuş.
Hepsi ile tek tek vedalaşıp geriye, geldiğimiz yöne doğru hareket ettiğimizde buraların kadim tarihimizin vazgeçilmezlerinden olduğu gerçeğine bir kez daha tanık olduk.
Batı Trakya'nın insanı ne Tevfik Bey ve yoldaşlarını, ne yaşananları, ne de geçmişini unutmuş değil...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder