Kazak deyince akla bizdeki sert mizaçlı,
hanımına yüz vermeyen çekinilen insan tiplemesi gelir, meğer tarihimizde de vakiymiş. Gerçi bizim erkek milleti Türkiye’de hep kazak geçinir ancak süeter bile olamaz ama yalandan da olsa atıp tutmayı sever. Kazakistan gezisi gündeme geldiğinde aklımda bin bir düşünce beni esir aldı desem yalan olmaz. Kazakları hep Osmanlı-Rus savaşlarındaki ünlü Kazak alaylarından bilirdim. Öyle ya Viyana, Kırım, Kafkas ve Balkan savaşları başta olmak üzere girdiğimiz her mücadelede tüm yıpratıcı ve yıkıcı darbeler onlardan gelmişti. Hezimete uğradığımız bütün süreçlerde Kazak askeri cesareti ve gücü tarihimize özenle not edilmiş. Her karşılaşmamızda kardeş sayılan bu ulustan yediğimiz tokatlar tarihin bir garip cilvesi ve hüznü olagelmiş. Astana’ya ayak bastığımda aklımda hep bu düşünceler uçuşuyordu. Gerçi Kazak ulusunun genelini bugünkü Kazakistan'da yaşayan Kazaklarla karıştırmamalıyız ama yine de ''Kazaklar'' denince aklımda özetini anlatacaklarımın tarihsel yalınlığı vardı.
'GEÇMİŞE TOPRAK SAÇSAN, GELECEK SANA TAŞ ATAR''
KAZAK ATASÖZÜ
(İsmail KORKMAZ)
Kazak sözcüğü eski Türkçede maceracı, özgür insan anlamında kullanılmaktadır
Kazak sözcüğü eski Türkçede maceracı, özgür insan anlamında kullanılmaktadır
Rus
kazakları olarak da adlandırılan ancak buna rağmen içlerindeki Türklük
nedeniyle Rusların dahi Türk soylu olarak tanımladığı Rus Kazakları bizim
tanıdığımız Kazakların farklı bir etnik grubu.
Rus tarihinde kayda girmiş haliyle Rus Kazakları daha çok kırsalda yaşayan ve Rus ordusunda önemli mevkilerde bulunmuş Türk, Ortodoks inanca sahip olanlarla Müslümanların karışımı soylu bir topluluk.
Rus tarihinde kayda girmiş haliyle Rus Kazakları daha çok kırsalda yaşayan ve Rus ordusunda önemli mevkilerde bulunmuş Türk, Ortodoks inanca sahip olanlarla Müslümanların karışımı soylu bir topluluk.
Cihan imparatorluğunun sonunu getiren sürecin başlangıcındaki 1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda (Doksan üç harbi) Osmanlı'ya karşı cepheye sürülen ve aklımda bu haliyle var olan Kazak alaylarının Plevne savunmasını nasıl çökerttiği malumunuz.
Sadece
çökmekle kalmadık.
Bu
savaşın ardından en az Anadolu kadar ana vatanımız olan Balkanlar’ı da
yitirdik.
Tarihçilerin
kayda aldığına göre yüzyıllar boyunca Kazaklardan o kadar çok 'dayak yemişiz'
ki anlatmakla bitmez.
Ancak
önemli birkaçını aktarmakta, tarihe yeniden not düşmemde, Kazakistan’ın
Başkenti Astana’ya yaptığım gezi ve onları iyi tanıma adına bunları anlatmamda
fayda var.
Mesela
Kuzey politikamızı onlar iflas ettirmiş…
Kazakların
tarih sahnesine çıkışları milattan önce de olsa esas itibarı ile 15. yüzyıla
rastlar.
Kazaklar
bir Türk boyunun adı olduğu halde, Türklerin dışında kendilerine Kazak
diyen ve benzer yaşam tarzı sürdüren Rus boyları da varmış.
Bu
ikisi çoğunlukla birbirine karıştırılır ve Kazakların tek bir kökenden
geldiğini sanılır.
Oysa
durum böyle değildir.
HER KARŞILAŞTIĞIMIZDA TOKAT YEDİK
Köken
konusunu fazla deşmeden konuyu ansiklopedilere havale edip Kazaklarla olan ilişkilerimizden
devam edelim.
Her
karşılaştığımızda Kazaklardan farklı nedenlerle de olsa tokat yesek dahi tarih
boyunca Kazak boylarının Osmanlı'ya çektirdiği cefayı bilmemizde fayda var.
18.
yüzyıl başlarından itibaren tamamen Rusya'nın egemenliği altına giren Kazaklar,
Moldavya'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanan geniş step
bölgesinin kuzeyindeki Hıristiyan Kazaklar da olmak üzere dört büyük
topluluktan meydana gelmiş:
-
Zaporog Kazakları (Orta Dinyeper),
-
Don Kazakları (Don Irmağı boyları),
-
Terek Kazakları (Terek Irmağı boyları)
ve
-
Kazakistan kazakları (Bugünkü Kazakistan
coğrafyası).
Zaporog
Kazakları, Lehistan'a, diğerleri ise Rus Çarı'na bağlıydılar.
Bu
Kazak gruplarının en güçlüsü ve Osmanlı için en büyük tehlikeyi yaratanı, bir
'hetman' (Türkçe'de, 'Ataman') idaresinde bulunan Zaporog Kazakları idi.
'Za' alt, aşağı, öte anlamındadır; 'porog' ise
'çağlayanlar' sözcüğünün karşılığıdır...
Zaporog
Kazakları, 'Dinyeper çağlayanlarının öte tarafındaki' Kazakları anlatmak için kullanılır.
Dinyeper
çağlayanlarının güneyindeki düzlük bölgeyi yurt edinmiş olan Zaporog Kazakları,
bugünkü Ukraynalılar’ın ataları sayılırlar.
Zaporog
Kazakları'na ilişkin en çarpıcı analiz, ünlü Rus yazarı Nikolay Gogol'ün 'Taras
Bulba' adlı uzun öyküsüdür.
Gogol'un
uzun öyküsünden sinemaya uyarlanan 'Taras Bulba' aynı zamanda bir Kazak
başyapıtıdır ve 1962 yılında çekilmiştir.
Ünlü
yazar Gogol ‘ün anlatımıyla sinema filmine uyarlanan Türk-Kazak karşıtlığı
ilginç saptamalar da içerir.
Bu
öyküde psikoloji ve ideolojileri net hatlarla çizilen Kazakların, Osmanlı’nın
en büyük askeri hezimetlerinden olan Viyana bozgununda nasıl önemli bir rol
oynadıklarını görürüz.
Buğra Tokatlı’nın Karadeniz ve İstanbul kıyılarına Kazak Yağmaları adlı makalesinde de ilginç saptamalar vardır.
Buğra Tokatlı’nın Karadeniz ve İstanbul kıyılarına Kazak Yağmaları adlı makalesinde de ilginç saptamalar vardır.
Yazar
konuyu şu şekilde özetlemektedir:
‘’
Osmanlı tarihi yıllardan beri belirli bir 'şablon' çerçevesinde anlatıldığı
için, bazı tarihi olaylar hep göz ardı edilir. Bunlardan biri de
'Kazaklar' konusudur. 17. Yüzyıl'da Osmanlı İmparatorluğu'nun geleneksel doğu
ve batı siyasetinden saparak daha çok kuzeye yöneldiği görülür. 16.
Yüzyılda, ‘tampon' bir bölge olarak görüldüğü için, üzerine gidilmeyen ve
tarafsız kalmasına çalışılan Lehistan, 17. Yüzyıl başlarından itibaren, Osmanlı
ordularının hedefidir. Osmanlılar, Lehistan'ın tarafsızlığını bırakmasının en
acı faturasını, Viyana önlerinde ödeyeceklerdir. Osmanlı, neden kendi menfaatine olan Lehistan'ın tarafsızlığı politikasından vazgeçerek kuzeye inmiştir? Bunun
yanıtı tek bir sözcükle verilebilir: Kazakların yaşadığı Moldavya'dan Hazar
Denizi'ne kadar uzanan geniş step bölgesi, tarih boyunca asilerin sığınma alanı
olmuştur. Kırım hanlarının otoritesini tanımayıp steplere sığınanlara 'Kazak'
(Kaçak) denilirdi. Bunlar Müslüman'dı. Step bölgesinin batı tarafında ise
Lehistan ve Rusya’dan kaçmış Hıristiyanlar bulunurdu. Stepler, devlet disiplini
altında yaşamak istemeyen kaçakların vatanı durumundaydı. Buradaki insan
topluluklarının yaşam tarzı, saldırdıkları bölgelerden elde ettikleri
ganimetlerle geçinme üzerine kuruluydu.
17.
Yüzyıl'da Karadeniz kıyılarının ve İstanbul'un korkulu rüyası haline gelmek ve
Osmanlı'nın geleneksel kuzey siyasetini değiştirmek için Kazaklar ne
yapmışlardı? 16. Yüzyıl sonlarından itibaren Zaporog Kazakları denizden,
Karadeniz'de kıyısı olan Osmanlı kentlerine cüretkar saldırılar başlattılar.
1594, 1601 ve 1606'da Akkerman, 1602 ve 1606'da Kili, 1609 ve 1613’te Tuna,
1614'te Kefe ve Sinop, yine 1614 ve 1625'te Trabzon, Kazaklar'ın saldırı ve
yağmasıyla karşı karşıya kaldı. Hatta 1615, 1620 ve 1624 yıllarında Kazaklar
İstanbul'un Karadeniz kıyılarına saldırdılar. İstanbul Boğazı’na kadar
inerek Yeniköy’ü dahi yağmaladılar.
Naima
Tarihi'ndeki şekliyle Kazaklar’ın 'Yeniköy'ü yağmalamaları şu şekilde
anlatılır;
‘’Donanma
Kefe tarafında meşgul iken Don Kazağı, Karadeniz'i boş bulup yüz elli adet
şayka ile 1033 yılı Şevvalinin dördüncü günü (20 Temmuz 1624) Boğaz Hisarı'na
gelûp, Yeniköy'ü yağmaladılar ve birkaç dükkânı yaktılar. Hasaretleri malum
olduk da, İstanbul'dan Bostancılar ve Yeniçeriler gemilere bindirilip
gönderildi. Bunları gören Kazak eşkiyasi bir an durırıayup geri denize firar
ettiler. Melainin bu mertebe ikdam ile Boğaz'a hücumu hiç bir tarihte işitilmiş
değildi...’’
DOĞU BULGARİSTAN VE
ANADOLU’DA HALK İÇ BÖLGELERE ÇEKİLMEK ZORUNDA
KALIYOR
Sonraki
yıllarda da devam eden Kazak saldırıları, İstanbul'da hem yaygın bir korku
yaratır hem de bu saldırılar nedeniyle kıtlık tehlikesi baş gösterir. 1660
yılma ait bir Venedik istihbarat raporu Kazaklar'ın ticaret gemilerine
yaptıkları saldırılar nedeniyle, kıtlık tehlikesiyle karşı
Bu zafer II. Osman'ın ecdadı gibi 'cihangir' olup şöhret kazanma arzusunu kamçılar. Kazak sorunu nedeniyle Lehistan'a bir sefer düzenlemek isteyen Sadrazam Ali Paşa da padişahı savaşa teşvik eder. 1621 yılı Nisan'ında İstanbul'dan yola çıkan Osmanlı ordusu, Turla Nehri'ni geçerek Hotin Kalesi’ne ulaşır ama başarılı olamaz. Bu dönemde, Osmanlı donanması Kazak saldırıları karşısında, Karadeniz kıyılarında sürekli devriye gezer.
Ancak büyük gemiler, Kazaklar'ın küçük ve hızlı tekneleri 'şayka'lar karşısında, fazla bir varlık gösteremezler. Şaykalar özellikle rüzgarsız havalarda, Osmanlı gemilerini çevirerek büyük zararlar verirler.
VİYANA BOZGUNUNDAKİ KAZAK ETKİSİ VE
OSMANLI’NIN İFLAS EDEN KUZEY POLİTİKASI
BALKANLAR’DAKİ
KAZAK KIRIMI İLE
TÜRK VE MÜSLÜMANLARA UYGULANAN
RUS – BULGAR VAHŞETİ
KAZAK KIRIMI İLE
TÜRK VE MÜSLÜMANLARA UYGULANAN
RUS – BULGAR VAHŞETİ
Buğra Tokatlı’nın Popüler Tarih Dergisi için 2003 yılında kaleme aldığı makale burada bitiyor.
Ama tabi ki tarihi süreç bitmiyor.
Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri adlı kitabının 18 ve 19 sayfalarında Nedim İpek, (Ankara 1994) bakın bir Kazak katliamını nasıl dile getiriyor:
Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri adlı kitabının 18 ve 19 sayfalarında Nedim İpek, (Ankara 1994) bakın bir Kazak katliamını nasıl dile getiriyor:
Diğer taraftan General Raudha kumandasındaki 26. Don Kazak Alayı, Hainköy çevresindeki köylerde bulunan ahaliyi Tunca istikametindeki dağlara sürmüştür. Temmuz 1877’de Tırnova’dan kaçan 600-700 kişilik bir kafile Kazaklar tarafından toplu olarak katledilmiştir.
Bulgarlar ve Don Kazakları, Tuna Vilâyeti’nde bulunan Türk köylerini yakıp yıkmışlar, ahaliyi kılıçtan geçirmişlerdir. Ocak 1878’de Skobelev’in emrindeki Rus ve Don Kazak askerî birlikleri Harmanlı’da 20 bin arabada çoğu kadın ve çocuk olmak üzere, sayısı çeşitli kaynaklarda 40 bin ile 100 bin kişi arasında değişen bir muhacir kitlesine rastlar. Bunların üzerine saldıran Rus süvarileri ve Don Kazakları muhacirleri katlettiler. Katliamdan kurtulanların da Meriç üzerinde ve dağlar arasında soğuktan ve açlıktan tamamen kırılmalarına sebep oldular.”
BAĞIMSIZLIĞA GİDEN YOLDA
YAŞANAN İSYAN VE KATLİAM
1916'da 19-43 yaş arası bütün erkek nüfusun askere çağrılması üzerine Kazaklar isyan etti. Fakat bu isyan Ruslar tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı.
1917 devriminden sonra Alaş Orda adlı Kazak hükümeti kuruldu.
Kızılordu 1920'de Kazakistan'ı işgal etti ve Oranburg'da muhtar bir Sovyet Cumhuriyeti kuruldu.
Daha sonra Alma-Ata başşehir oldu.
Göçebeler 1929'da yerleşik hayata geçmeye zorlandı.
Çok sayıda Rus ve Ukraynalı Kırgızistan'a yerleştirildi.
Buna karşı çıkan Kazaklar hunharca katledildiler.
1936'da yapılan yeni bir düzenleme ile Kazak Özerk bölgesi Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti haline getirildi.
1936'da yapılan yeni bir düzenleme ile Kazak Özerk bölgesi Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti haline getirildi.
Rusya'daki Glasnost hareketlerinden sonra ve 1991 Ağustosu’nda eski Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla Kazakistan Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etti.
“Halen yeraltı zenginlikleri bakımından zengin, tahıl açısından ise çok verimli olan Kuzey Kazakistan Bölgesi (Rusya ile sınır) 'nde önemli çoğunluk oluşturan Rus Kazakları, Kazakistan'ın bağımsızlığını hazmedemeyerek sürekli şekilde yaptıkları mitingler ve toplantılarla Kazakistan'ı karıştırtma amacını taşıyorlar. Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev'in reformlarına ve siyasetine karşı sürekli teyakkuz halinde olan Rus Kazakları, nüfusun yüzde 40'ını oluşturan, yeraltı zenginlikleri ve tahıl bakımından verimli geniş topraklara sahip Kazakistan'ın yeniden Rusya'ya bağlanması için var gücüyle mücadelelerine devam ediyorlar. 31 Ağustos'ta yapılan referandumla kabul edilen anayasada Kazakistan'da yaşayan etniklerin hakları güvence altına alınmış durumda. Buna rağmen eski alışkanlıklarını bir türlü bırakmak istemeyen aşırı fanatik Rus Kazakları'nın birtakım aşırı milliyetçi basın organlarını da arkalarına alarak Kazakistan'ı ikinci Yugoslavya haline getirme düşünceleri ise Kazak yöneticileri ciddi manada endişelendiriyor. Bir taraftan basın ve yayın organları, diğer taraftan Rusya'da yönetimin başına gelebilmek için Rusya'nın dışındaki Ruslar'a sahip çıkan ]irinovski gibi aşırı milliyetçiler de söz konusu meseleyi sürekli olarak Moskova'nın gündeminde tutuyorlar... ‘’
OSMANLI 18. YÜZYILA KADAR
EN BÜYÜK DERDİ KAZAKLAR’DAN ÇEKMİŞ
Sonuçta bizim son yediğimiz dayağı atanlar farklı etnik kökenden gelse de gerilimin bu cografyanın dengelerini içeren oyunlardan kaynaklandığı yadsınamaz.
Türkiye bu cografya üzerinde daha duyarlı olmalı, politik ve ekonomik gelişmeleri daha yakından izlemeli ve daha aktif bir konum içine girmelidir.
Osmanlı devletini en çok uğraştıran yabancı güçlerin Haçlı orduları yahut Rusya olduğu zannedilir ama işin aslı pek öyle değildir.
Gördüğünüz gibi Osmanlı 18. yüzyıla kadar en büyük derdi Kazaklar’dan çekmiş.
Osmanlı İmparatorluğu, tarihi boyunca İran’la, Avusturyalılarla ve Ruslarla mücadele etti.
Ancak Osmanlı’yı aciz bırakanlar Kazaklar’dı.
Ben tarihi bu yönüyle aktardıktan sonra Kazakistan seyahatimi ve gözlemlerimi de anlatayım.
Her şey TOSYÖV Bursa’nın Mali Müşaviri dostum Sait Öztürk’ün önerisi ile başladı.
Uzun zamandır içimde var olan Türki devletleri gezme, büyük atalarımın bugün yaşadığımız coğrafyaya gelmeden önceki yurtluklarını görme arzum depreşti.
Üstelik Türklerin yeni yılı olan Nevruz törenlerini de yerinde görecektim.
İstanbul – Astana seferini yapan Kazakistan Havayolları Air Astana’ya ait Boeing 767’ye bindiğimizde çocuklar gibi mutluyduk.
İki arkadaş Türkiye’den uzaklaşırken öyle hesapsız kitapsız ilk yurt dışı seyahatime çıkmanın derin hazzındaydım.
Sabah saatlerinde Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in adını taşıyan Astana havalimanına ayak bastığımızda hala jetlag etkisindeydik.
İstanbul’da zaman durmuştu sanki.
Türkiye ile Kazakistan arasındaki 4 saatlik zaman farkını sabahın ilk ışıkları ile selamladığımız Astana caddelerinde daha iyi algıladım.
Türkiye gecenin ortalarında iken burada insanlar
işe gitmeye hazırlanıyordu.
Havalimanında yüzü hiç gülmeyen ve her hallerinden seçkin oldukları belli görevlilerin ve buz gibi Astana sabahının aksine havalimanında oldukça sıcak bir şekilde karşılandık.
Dışarı çıktığımızda bir de ne görelim her yer buz.
Biz Saitle ‘çingenenin düşkünü beyaz giyer kış günü’ anlayışı ve kıyafetlerimizle buralarda gezmeye kalksak donduğumuzun resmi.
Allahtan bizi karşılayan dostlarımızın sıcak ilgisi ve otomobili var.
Kazak kardeşlerimiz Ardabeg Askar ile Ertay Şamilhan’la birlikte günün anısına yaptığımız özçekimin ardından daldığımız Astana caddelerinde ise adeta kendimden geçtim.
ULTRA KENT ASTANA’DA
BEDAVA DENECEK
BEDAVA DENECEK
KOMİK RAKAMLARA
KONAKLANIYOR
KONAKLANIYOR
Bir rüya kentindeydim sanki.
Astana’nın 8 şeritli caddeleri, modern mimarinin eşsiz çizgilerini taşıyan görülmeye değer binaları beni adeta büyüledi.
Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in sıfırdan inşaa ettirdiği yeni başkent adına yaraşır görkemiyle her göreni benim gibi çarpıyordur diye düşünüyorum.
Biz hotele gidiyoruz diye düşünürken ev sahiplerimiz bizi çorba içeriz düşüncesiyle bir sabahçı restoranına davet etti.
Bunda uzun süre Türkiye’de kalan ve eğitimini ülkemizde yapan Ertay’ın düşüncesi belirleyici oldu desem yalan olmaz.
Ne de olsa Türk kültürünü yakından tanıyor ve bizim uzun gecelerin ardından soluğu çorbacılarda aldığımızı biliyor.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken Ertay misafir olduğumuzu belirten açıklaması ile durumu çabucacık kontrol altına alıyor.
Allahtan yanımızda Kazak dostlarımız var ve kısa zamanda durum normale giriyor.
Ben her gittiğim yerde yöresel tadları denediğim için hemen Kazaklara özgü bir çorba söyledim.
Bizdeki gibi bir kahvaltı kültürleri yok.
O nedenle pizzadan, etli yemeklere ve hamur işlerine kadar bin bir çeşit yiyecek sabah menülerini süslüyor.
Gerçekten öyle.
Konaklama bizim paramızla bedava denecek rakamlara.
Başkentin en önemli ve 5 yıldızlı otelleri olmasalar da orta dereceli 3-4 yıldızlı tesislerin konaklama ücretleri mevsiminden midir nedir 30-50 lira arasındaydı.
Birkaç saatlik dinlenmenin ardından kıyafetlerimizi de takviye ederek bizi almaya gelen dostlarımızın ardından Astana caddelerinde kayboluyoruz yeniden.
İhtişam ve asaletin birleştiği bu kentte yaşamak bir ayrıcalık doğrusu.
Estetiğin bütünlediği Kazaklara hayranlığım Astana nedeniyle bir tutkuya dönüştüyse bunu anlatmak değil yaşamak gerek diye özetleyebilirim.
https://www.youtube.com/watch?v=fq_Ol6XoDBk
https://www.youtube.com/watch?v=fq_Ol6XoDBk
MİMARLIK ŞAHESERİ BİNALAR GÖRÜLMEYE DEĞER
Asya’nın Dubaisi olarak da adlandırılan kent bizzat Nazarbayev’in talimatıyla kurulmuş.
Başkent olarak 1997 yılında taçlandırılan Astana adeta yoktan var edilen bir şehir.
Başkent ilan edilmesiyle birlikte girişilen modern Kazak başkenti yaratma çalışmalarıyla şehircilikte harikalara imza atılmış.
Devlet başkanı Nazarbayev’in ulusuna adeta geleceği armağan ettiği bu kente ultra modern görüntüsü nedeniyle aşık olmamak elde değil.
Kalın bir buz tabakası ile kaplı Esil Nehri’nin kenarında bizi karşılayan Kenesarı Han’ın anıtı Kazak geçmişinin görkemini yansıtıyor.Zamanın akıp giden sarmalında kendimizi unutmuşken acıktığımızın doğal dürtüsü ile soluğu kentin klasikleri arasındaki en ünlü restoranında alıyoruz.
İşim de denilen Esil Nehri ile adeta bütünleşen bir konumda olan ‘Helal Restoran’ ise süslemeleri ve dekoruyla adeta göz kamaştırıyor.
Tamamen Kazak mutfağını yansıtan sunumuyla bizim için özel siparişler hazırlanıyor.
Masaya ilk gelen tamamen at etinden oluşan bir spesiyal ve oldukça merakımızı çekti.
Atın değişik yerlerinden alınmış etlerden hazırlanmış bu sövüş tarzı, ancak oldukça lezzetli yiyeceği sadece çok özel konuklara ikram ederlermiş.
Biz bir taraftan çekim yaparken ardından masaya ahşap kap içerisinde sıcak suyun buharında pişirilmiş mantı geliyor.
Ancak her katında ayrı lezzet barındıran ve kuşbaşı doğranmış kuzu eti ile doldurulmuş bu mantıyı Türkiye’de yemeniz olanaksız.
Bu da Kazakistan’a özel bir yiyecek.
Yemeğimizin ardından bölgeye ait bitkilerden damıtılmış çay ikramını ise anlatacak kelime bulamıyorum.
Karnımızı bir güzel doyurup gerçekleştirdiğimiz koyu sohbetin ardından kendimizi donmuş nehrin etrafındaki yürüyüş parkuruna atıyoruz.
Bu nehrin kenarındaki anıtların en ilginci ve bana heyecan vereni ise o an göremediğimiz ancak sonradan varlığından haberdar olduğum Atatürk anıtı.
Esil nehrinin kıyısına yaptırılan Atatürk anıtının açılışını bizzat Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev yapmış.
Başkent Astana’da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün anıtının bulunması Nazarbayev’in anlatımıyla şu sözlerle ebedileşmiş: ‘’Atatürk, Türk milletinin yetiştirdiği en büyük liderdir’’
Bu kısa zaman diliminin ardından zamanın akşam saatlerine geldiğini fark ediyor ve kendimizi dinlenmek üzere hotele atıyoruz.
https://photos.google.com/photo/AF1QipNOsiMJojbmyQ0VAQY0H2XbQnhpinkEOdFf8EuS
https://photos.google.com/photo/AF1QipNOsiMJojbmyQ0VAQY0H2XbQnhpinkEOdFf8EuS
Malum ertesi gün Nevruz bayramı ve bu Kazak milletinin en büyük kutlaması.
Bu töreni kaçırmamamız ve o heyecanı yaşamamız gerek.
Sabah erkenden uyanıyoruz.
Dostlarımız Ardabeg Askar ile Ertay Şamilhan’ı heyecanla beklerken bir taraftan da kahvaltımızı yapıyoruz.
Ardabeg’in aracıyla yola çıktığımızda heyecanımız zirve yapıyor.
Astana’nın yönetim merkezi sayılan meydana ulaştığımızda geleneksel kazak çadırlarının olduğu taraftaki mahşeri kalabalığa karışmadan Kazak Ana anıtının önünde Türkiye’ye Nevruz selamı yolladığımız videoyu çekmeyi unutmuyoruz.
Kazak ananın öyküsünü dinlediğimiz Ardabeg bize etraftaki birbirinden alımlı anıtsal yapıları tanıtırken bir büyülü dünyaya adım attığımızı farkediyorum.
Kazakistan’ın başkenti Astana, bu ismi 1998’den beri taşıyormuş.
Astana, Kazak dilinde ‘başkent’ demek.
Hemen, çarpıcı bir benzerliğe işaret etmek için internette araştırma yaparken bulduğum bir bilgiyi aktarayım.
Ruslar çarlık yıllarında buraya Akmolinsk adını vermiş.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) dönemindeki adı ise ‘Bakir Topraklar Şehri’ anlamına gelen Tselinograd’mış.
Kazakistan’ın bağımsızlığını ilân ettiği 1991 yılında, şehrin adı önce Akmola olarak değiştirilmiş.
Akmola, ‘Aktürbe’ anlamına da geliyor.
Nazarbayev’in doğum yeri de olan kent 1997 yılında başkent ilan edilmiş ve adı da Astana olarak yenilenmiş.
O tarihten beri sıfırdan imar edilen kent bu gün adına yaraşır bir görkeme sahip.
Dostlarımızın aktardığına göre Kazakistan bağımsızlığını ilan ettiği 1990 yılında eski başkent Alma-Ata başta olmak üzere belli başlı kazak kentlerine giren Rus Ordusu buralarda büyük katliamlar yapmış.
Astana’nın kuruluş hikayesi 1830’lu yıllara denk geliyor.
Çarlık Rusya’sı zamanında İşim nehri kıyısına kurulan bir askeri karakolken zamanla gelişip küçük bir kasabaya dönüşmüş.
İlk zamanlar burası tüccarların mallarını pazarladığı boş ve geniş alanlardan ibaretken sonradan merkeze inşa edilen küçük bir askeri kale sayesinde büyüyerek bölge için önemli bir jeopolitik merkez haline dönüşmüş.
VE DİLİNDEN UZAK
YETİŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR
Sovyetler Birliği döneminde rejimin tarımsal politikalarının da merkezi haline gelen Astana
uçsuz bucaksız topraklarında yetişen buğday sayesinde de oldukça fazla ünlenmiş.
Hatta kente Rus yerleşimciler ile esir Volga Almanları da gönderilmiş.
Önce sahneye çıkan görevliler günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yaptı ardından da sanatçılar sahne alarak birbirinden güzel eserler seslendirdiler.
Bütün bu hengamenin içerisinde alanda kurulan ve konuklara çeşitli ikramların yapıldığı desenleri ve işlemeleri ile oldukça alımlı Kazak çadırlarını gezmeyi ihmal etmiyoruz tabi.
Burada Rusça en az Kazakça kadar konuşuluyor.
Rus hegamonyasının bu günlere armağanı olan Rus dilinden ve Kazakça’daki Rusça kelimelerden arınmak için bu günlerde okullarda özel bir proğram ile çocuklara yeni türetilmiş kelimelerden oluşmuş Kazakça öğretiliyormuş.
Türkçe’nin J hali diyebileceğimiz Kazakça Türkçe’de Y ile ifade edilen her kelimeye J harfinin konulması ve C harfi yoğunluklu konuşuluyor.
Benim en dikkatimi çeken bu idi.
Bir dikkat çekici özellik de Sovyet Rusya döneminde yaşanan kültür dezenformasyonu sonucu toplumun Kazakça’dan çok Rusça konuşuyor olması.
Hala Kiril alfabesini kullanıyorlar.
Türkçe'nin bir lehçesi olmakla beraber mesela Türkmen, Özbek ve Azeri Türkçesi kadar bize yakın ve anlaşılır değil.
Ancak dikkatli dinlediğinizde kelimeleri anlıyor ve ifade edileni kavrıyorsunuz.
Anlaşılamaz olan ise kazakların bu dili konuşmamalarıdır.
Türki diller içerisinde sayılan Kazakça kelimeler ve telaffuz açısından bize göre biraz farklı, gramer ise o kadar da farklı değil.
Kazakça Türkçe’nin Kıpçak koluna ait.
Kazakların Kazakça yerine Rusça konuşmaları Bulgaristan’da yaşayan Türkler’in ana dillerin yerine Bulgarca kunuşmaları gibi oldukça düşündürücü bir durum.
Yaşanan ‘mankurtlaşma’nın Türk dünyasındaki yansımasından başka bir şey değil.
Mesela iyelik ekleri değişmeden kalmış.
Ayrıca Anadolu Türkçesi’nde var olan birçok kelime Kazakçada da mevcut.
Kazakça’da çok fazla sayıda öz Türkçe kelime bulunmakta, sayılar ise aynen bizde olduğu gibidir.
Grekoromene benzer bir Kazak güreşi yapılıyor.
Kendine güvenen ve cesaretini sınamak isteyen Kazak gençlerin gösterisi bu.
Adını görevlilere yazdıran herkes bu güreşlere katılabiliyor.
Günün sürprizi ise bir TV sunucusunun bizimle röportaj yapma isteğiydi.
Türkiye’den geldiğimizi öğrenen ‘TV Kazak Habar 24’ ekibi Sait kardeşimle bir söyleşi yapmasının ardından bizi geleneksel Kazak yaşamının sergilendiği tarihi Kazak çadırına davet ederek konuk etti ve çekimler yaptı.
gece sadece Kazakistan’da değil aynı zamanda Rus televizyonlarındaydık ve nevruz mesajımız tüm Türk dünyasındaki kardeşlerimize ulaştı.
Türkiye’den geldiğimizi öğrenen ‘TV Kazak Habar 24’ ekibi Sait kardeşimle bir söyleşi yapmasının ardından bizi geleneksel Kazak yaşamının sergilendiği tarihi Kazak çadırına davet ederek konuk etti ve çekimler yaptı.
gece sadece Kazakistan’da değil aynı zamanda Rus televizyonlarındaydık ve nevruz mesajımız tüm Türk dünyasındaki kardeşlerimize ulaştı.
Modern Kazak gençliğinin arkadaş grupları ile yemek yiyip eğlendikleri bu mekandaki gecemizin ardından ertesi gün Astana’yı keşfe çıkıyoruz.
Kent merkezinde ve nehir kıyısında yükselen rengârenk modern binalarıyla göz alıyor.
MODERNİTEDE KAZAK ULUSAL KÜLTÜRÜ İMZASI
Birbirini 90 derecelik açıyla kesen düzgün planlanmış caddeler özellikle dikkat çekiyor.
Dünyanın en büyük şantiyelerinden biri olarak kabul edilen Astana aslında, Kazakistan Devlet Başkanı’nın gerçeğe dönüşen rüyasıymış.
Nazarbayev Astana’yı tüm Kazakistan için bir model kent haline dönüştürmüş.
Kentin mimarisi, altyapısı ve halka getireceği refah katkısı için hedefler en üst düzeyde tutulmuş.
Mühendislik harikası olan dev ölçekli projeler, Kazakistan’ın göçebe geçmişiyle bugününün birleşimi olarak tasarlanmış.
Yani bir tür Avrasya sentezi.
En modern eserlerde dahi Kazak ulusal kültüründen izler var.
Ulusal kimlik göz ardı edilmeden gerçekleştirilen bu yapılaşma ortaya oldukça gösterişli bir başkent çıkarmış.
Kule, bir efsaneden yola çıkılarak inşa edilmiş.
Bayterek, Kazaklar için uzun ömürlülüğün ve bilgeliğin simgesi olan bir ağacın adı.
‘Ömür Ağacı’ olarak da adlandırılıyor.
Ulusal Müze’de de gördüğümüz ‘Samuruk’ isimli bu kartal Ömür Agacı ile ilişkilendirilmiş.
Anıtın tepesinde bulunan 22 metre çapındaki sarı yuvarlak bölüm, kartal yuvasındaki yumurtayı temsil ediyor.
Bu noktaya elinizi koyduğunuzda Kazakistan Milli Marşı çalmaya başlıyor.
Anıtın içinde ayrıca sanat galerisi, akvaryum ve kafeler de var.
Astana Tarih Müzesi ise kesinlikle gezilmesi, görülmesi gereken anıt yapılardan biri.
Tam 4 saat zaman ayırdığımız bu bina zaman yolculuğuna çıkarıyor her insanı adeta.
Burada Kazak tarihi ile birlikte aslında insanlığın, dolayısı ile proto Türkler’in de bozkırlardaki ilk tarihine tanıklık ediyorsunuz.
Kendilerini büyük Türk ailesinin bir parçası olarak gören Kazaklar muhteşem bir Türk tarihi anlatımı sağlamışlar burada.
Tüm Türki uluslar bu müzede yerlerini almışlar.
Müze geçmişten günümüze uzanan Kazak sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik tarihinin tüm yönlerini adeta görsel bir şölen ile size sunuyor.
KAZAK AİLE KONUKSEVERLİĞİ VE ZERAFETİNİN
EN GÜZEL ÖRNEĞİNİ YAŞAMA İMKANI BULDUK
Müzenin tamamı çok etkileyici ancak dikkat çeken bir bölüm de Kazakistan’da 1930 ila 33 yılları arasında yaşanan ve 2 milyona yakın Kazak insanımızın açlıktan kırıldığı yoksulluk yıllarının anlatıldığı bölüm.
Ücretli gezilebilen bu müze bünyesinde elbette ki Kazakistan’da bulunan dünyanın en büyük uzay üssü Baykonur ile uzaya gönderilmiş uyduları da barındırıyor.
‘Altın adam’ olarak adlandırılan bölümün ayrıca ücretlendirildiği ve gezilebildiği müze muhteşem bir mimariye sahip.
Göz alıcı ve büyüleyici bu yapıdan akşamın olduğu ve dolayısı ile müzenin kapanacağını belirten anonslar ile görevlilerin şaşkın bakışları arasında en son ayrılıyoruz.
Bu yorucu günün ardından bizi bir sürpriz daha bekliyor.
Dostumuz Ardabeg bizi bayram yemeği için evine davet ediyor.
Yani ‘özel konuklar’ olarak bir Kazak evine misafirliğe gidiyoruz.
Evin en büyük kızı Arucan ile kardeşleri Ayzere ve Aydana bizi kendilerine özgü kıyafetleri ile kapıda karşılıyor.
İlerleyen dakikalarda Arucan’ın bize özel sergilediği dans ise Kazak zerafetinin bir görsel sunumuydu adeta.
Evin en küçüğü Aydana henüz emeklemeye başlamış ve tüm bu olup bitenleri algılama çabasında, tüm ısrarlara rağmen annesinin kucağından inmeyi reddediyor.
Sadece kuş sütü eksikti desek yalan olmaz.
Kendisine minnet borçluyuz.
Yemeğin sonunda kımız ikramı yapılacağını duyunca Ardabeg’in ‘’Salud’’ diyerek bana her defasında fondip yaptırdığı votkayı hemen kesiyorum.
Bir gece önce neredeyse bir şişe votka içtiğime tanık olan ev sahibinin şaşkınlığını görmeliydiniz.
Eh ne de olsa aile ortamındayız ve akabinde ikram edilecek kımız delikanlılığımıza helal getirir korkusuyla tedbirli davranıyorum.
Kımız at sütünün mayalandırılması ile elde edilen bir içecek türü.
Biz Türkiye’de bu içeceği bir nevi rakı gibi algılıyoruz ama öyle değil.
Tabi aşırı tüketildiğinde içeriğindeki düşük alkol bile insanı sarhoş edebiliyormuş ancak burada çocuklar bile bu içeceği tüketiyor.
Hazmı kolaylaştırıp, mideyi ve bağırsakları rahatlattığı için özellikle yemeklerden sonra tüketildiğini öğreniyoruz.
Ev sahiplerimizden izin isteyip kalktığımızda saat 23.00 civarıydı.
Bir an önce otele varıp yorgunluğumuzu atma derdindeyiz.
ASTANA’DA CUMA SELAMLIĞI VE İSLAMİYETİ YAŞAMAK
Cumartesi öğleden sonra dönüş yolculuğuna başlamadan hala hazırda birçok yerini gezip görmediğimiz kenti hallaç pamuğu gibi atma sevdamız sürüyor.
Astana’da Cuma günlerinin ne anlama geldiğini Hazret Sultan Camii’ne vardığımızda öğrendim.
İhtişamı ile göz kamaştıran kentteki bu önemli yapı da Kazakistan’ın, hatta Orta Asya’nın en büyük camisiymiş.
Hazret Sultan Camii hem geleneksel hem de modern çizgiler taşıyor.
Tarihimizin önemli isimlerinden Ahmed Yesevi’nin lakaplarından biri özellikle isim olarak konmuş.
İçinde ve avlusunda aynı anda 10 bin kişinin namaz kılabildiği bu cami 18 bin metrekare alana kurulu.
Beyazın en saf tonundan mermerler ile inşa edilmiş bu inanın yüksekliği 55 metrekare, 4 adet olan minarelerinin boyu ise 77’şer metre.
Astana’nı gösterişli ve abartılı yapılarının en göz alıcı olanlarından biri olan Hazret Sultan Camii’de namazın ardından cemaatin en yaşlılarından biri tarafından verilen vaaz ise oldukça ilgimi çekti.
Said kardeşimin cemaatin en az üçte biri ile hemhal olduğu o anları görmeliydiniz.
Bir süre sonra Kazak gençlerinin oldukça büyük ilgisi altında avluya çıktığımızda bir de ne görelim.
Bizim çoktan unuttuğumuz geçmişimize ait en ilgi çekici sporlar hala gündemde.

Bu spor gösterilerinin galipleri belli olan final aşamasına kadar sürdüğünü de belirteyim.
İçerisinde havuz ve sauna da bulunan bu işletmeler oldukça konforlu ve ucuz.
https://www.youtube.com/watch?v=C1jVz-cxJKk
YOLDA KALMAK GİBİ BİR DERT YOK, HER ARAÇ TAKSİ
Bu kentte en ilgimi çeken bir anımı da aktarmazsam burayı eksik anlatmış olurum.
Astanalılar hiç taksi sorunu yaşamıyor.
Araç sahibi olanların neredeyse tamamı yol kenarında beklediğinizde sizin önünüzde durup
Yani burada yolda kalmak diye bir kavram yok.
Araç sahipleri birbirinden lüks araçları ile sizi alabilmek için adeta yarışmaktalar.
Bu kentteki son günümüzde çoğu Türk firması Sembol İnşaat’ın imzasını taşıyan birbirinden güzel eşsiz binaları ve tabi ki eski Astana’nı Pazar yerlerini de gezmeyi ihmal etmiyoruz.
Yaptığım araştırmada Sembol İnşaat’ın Astana Arena Stadı, Han Çadırı, Barış Piramidi, Rixos President Astana, Bağımsızlık Sarayı, Ulusal Askeri Akademi, Nazarbayev Üniversitesi, Hazret Sultan Cammi ve Astana Medya Merkezi gibi önemli yapıları inşa ettiğini öğrenince ayrıca gururlanıyorum.
Ülkenin sembolü haline gelen kültürel, askeri ve sosyal yapılara Sembol İnşaat imza atmış adeta.
Buradaki en önemli bir diğer yapı da Astana Barış ve Hoşgörü Piramidi.
Zamanımızın kısıtlı olmasından dolayı çok istememe rağmen Atatürk Anıtı gibi gezip göremediğim için bir yanımı eksik hissettiğim bu yapı dünya barışının ve dinler arası hoşgörünün sembolü olarak tasarlanmış.
Ayrıca bin 500 koltuklu bir opera salonu, müze, kültür merkezi, kış bahçesi, konferans salonu, sanat galerisi, kafe-restoran ve bir de kütüphane de bulunan bu eseri anlatanlar özel bir ışıklandırma tekniği sayesinde, dış cephesi çeşitli renklerle aydınlatılabilen bu piramidi geceleri seyretmenin ayrı bir şölen oluşturduğunu belirtiyorlar.
Kentteki en dikkat çekici yapılardan biri de adından da anlayacağınız gibi Hanşatır (Han Çadırı).
Dünyanın en büyük şeffaf çadırı niteliğindeki bu yapıyı görmeye gittiğimizde Astana’yı birden bire etkisi altına alan şiddetli bir kar fırtınasının ortasında bulduk kendimizi.
Buna rağmen Han Çadırı’nın önünde özçekim yapmayı ihmal etmedik.
Bu camdan yapı 10 futbol stadyumunu kapsayacak büyüklükteki bir alışveriş ve eğlence merkezi.
Astana’nın başkent ilan edilişinin 12. yıldönümünde hizmete girmiş.
En katında yüzme havuzu ile bir botanik parkında bulunduğu 150 metre yükseklikteki yapı sokakları ve meydanları olan devasa bir alışveriş merkezi aslında.
Mini golf sahası ile küçük bir ırmak, hatta birçok durağı olan mono-ray sistemi de bulunan Han Çadırı da görülmeye değer yerlerden biri.
Kumu Maldivler’den getirilmiş bir yapay plajı bile var.
Yüzyılın mimari örnekleri arasında sayılabilecek bu yapı, Orta Asya kültüründen hareketle oluşturulmuş bir konsepte sahip.
Han Çadırı’nın 90 metre yüksekliğinde asimetrik bir koni formundaki tasarlanmış şeffaf çatısı doğal gün ışığından faydalanılacak şekilde dizayn edilmiş.
Burada bulunduğumuz saatler içerisinde de zamanın nasıl aktığının farkına varmadık.
Bayram olması nedeniyle çocuklara yönelik özel eğlencelerin hayata geçirildiği bu muazzam yerde en üst kattaki raylarda hareket eden ve tur atmanızı sağlayan mini trenlere binemesek de kalabalığa karışıp Kazak mutfağının değişik lezzetleri ile kendimize güzel bir ziyafet çekmeyi ihmal
Günün bir başka sürprizi ise yıllar önce Bursa’dan buraya gelerek yerleşen ve ticaret yapan Ömer Anar’ın ile buluşmamızdı.
Kazak bir kızla evlenip çoluk çocuğa karışan Ömer’i işlettiği dükkanın bulunduğu pasajda ziyaret ettik.
‘’Bursa nere, Astana nere’’ demeyin.
Dünya küçük.
‘’Dağ dağa kavuşmaz ama insan insana kavuşur’’ dememiş atalarımız boşuna.
TÜRK MALLARINA MUHTEŞEM BİR İLGİ VE TALEP VAR
Ardabeg bizi gezdirmekten bıkmış olabilir ancak bizi kırmayarak son gün bile Astana’yı harmanlamaya devam ediyoruz.
Bayterek kulesinin bulunduğu geniş alana vardığımızda bir ucunda Nazarbayev’in resmi ikametgâhı ve çalışma yeri olan Cumhurbaşkanlığı Sarayı ‘Ak Orda’ bize görsel bir şölen sunuyor.
Sadece burayı da değil şimdiden dünyanın en önemli kentleri arasına giren Astana’da gezip göremediğimiz Çağdaş Sanatlar Müzesi, Devlet Başkanlığı Kültür Merkezi, Sanatçılar Evi, Bayseyitova Ulusal Opera- Bale Tiyatrosu, Kazak Müzik-Drama Tiyatrosu ve Gorki Rus Drama Tiyatrosu gibi mekanlar ile bir çok sanat galerisi de yürek yangınımız olarak geride kalıyor.
Astana’nın ekonomik yanını görme imkanı da bulduğumuz gezimizde uçağı kaçırma pahasına da olsa eski kenti ve bölgeyi de gezmemezlik etmiyoruz.
Kentin modern merkezi ile eski tren istasyonu arasında kalan bölüm buranın Sovyet geçmişinin izlerini taşıyor.
Bağımsızlıktan bu yana çok az değişime uğramış eski Astana’daki binalar soğuk görünümlü ancak merkezi sıcak su şebekesi ve kalorifer tesisatına sahip.
Açık pazar niteliği de taşıyan Astana’nın en büyük çarşısı burada.
Kıyafet başta olmak üzere her çeşit malın uygun fiyata müşteri beklediği bu pazar yerinde gezerken Türk mallarına yönelik ilgiyi görünce acayip mutlu oluyorum.
Bazı dükkanlar bunu aşabilmek için vitrinlerine ve kapılarına Türk bayrağı asarak kendilerinde kaliteli mal satıldığını belirtme ihtiyacı hissediyor.
Bu rüya kentine yapacağınız gezi Türk dünyasını tanıma adına atılmış en önemli adım olabilir.
Kesinlikle herkes gezip görmeli, kazak konukseverliği ile zerafetaine tanık olmalı.
NOT:
Kazak tartihi üzerine altta linkini vereceğim
NOT:
Kazak tartihi üzerine altta linkini vereceğim