31 Temmuz 2026 Cuma

Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi ve Kavala dramı


1922 yılında, Yunanistan'ın Kavala şehrinde yaşayan Müslüman Türkler, Anadolu'ya göç edebilmek için beklemekteydi. Bu bekleyiş, Türk-Yunan Savaşı’nın (1919-1922) sona ermesiyle başlayan ve daha sonra 1923 Lozan Antlaşması ile resmiyet kazanan nüfus mübadelesinin bir parçasıydı.
Savaşın ardından Anadolu’daki Rum nüfus Yunanistan’a, Yunanistan’daki Türk ve Müslüman nüfus ise Türkiye’ye gönderilmek üzere yerlerinden edildi. Daha Lozan Antlaşması imzalanmadan önce, Kavala başta olmak üzere Selanik, Gümülcine gibi şehirlerde yaşayan Türkler, yaşanan siyasi ve sosyal çalkantılar nedeniyle Türkiye’ye geçmek amacıyla limanlarda ve kıyılarda beklemeye başlamıştı.
Bu sahneler, mübadele tarihinin dramatik ve insani yönünü ortaya koyan önemli örneklerdendir.
Kavala, uzun yıllar Osmanlı egemenliğinde kalmış ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın doğduğu yer olarak önemli bir Türk-İslam eser mirasına sahip.
1923 Nüfus Mübadelesi ve Lozan Antlaşması'yla birlikte Kavala'da yaşayan Müslüman Türkler Anadolu'ya göç etmiş, yerine Anadolu'dan gelen Rum göçmenler yerleştirilmiş.
Günümüzde Kavala merkezde, Batı Trakya'daki resmî azınlık statüsünde olan Gümülcine ve İskeçe'deki gibi büyük ve örgütlü bir yerli Türk azınlık topluluğu kalmamış.
Kentin eski tarihi yarımadasında (Panagia) ve imaret gibi yapılarda Osmanlı döneminden kalan mimari izler hâlâ görülebilmektedir.
Bir zamanlar on binlerce Türk''ün yaşadığı Kavala'nın nüfus yapısı mübadeleden sonra tersine dönmüş. 
Yunanistan''ın en gelişmiş ikinci büyük kenti olan Kavala'yı gezerken 1820''de Kavalalı Mehmet Ali Paşa''nın yaptırdığı külliyeyi de görebilirsiniz.
Paşa, doğduğu yere katkısı olsun diye iki medrese, iki mescid, bir mektep ve bir imarethaneden oluşan bu külliye yaptırmış. 
Külliye bir süre önce Mısır hükümeti tarafından 59 yıllığına Kavala''nın zengin bir tütün tüccarına kiralanmış. 
Şimdi otel olarak kullanıldığından medrese kısımları gezilemiyor. 
Konak çok da güzel korunmuş ve her iki sahile de hakim. 
26 odalı şık bir müze-otel niteliğinde. Odalar özenle Türk adetlerine göre döşenmiş, kullanılan peşkir (el havluları), bakır leğenler, defne sabunları, işlemeli yatak örtüleri, oda içi mobilyalarının hepsi bizi eskilere çocukluğumuza götürüyor. Kavalalı Mehmet Ali Paşa''nın torunları bir süre önce dedeleri hakkında verdikleri bilgide dedelerinin Arnavut, hatta Mısırlı zannedildiğini ancak halis bir Türk çocuğu olduğunu söylemiş. 
Kavala'nın Müslüman halkı mübadele sırasında Anadolu'nun farklı bölgelerine göçmüş. 
1923''te Lozan Antlaşması uyarınca Yunanistan-Türkiye arasında başlatılan Nüfus Mübadelesi'nde Kapadokya''da yaşayan yaklaşık 25 bin kişi, Hıristiyan oldukları için Kavala'ya yerleştirilmiş. 
Zamanında tütüncülükle geçinen şehir, günümüzde turizm başta olmak üzere üzüm bağları ve Avrupa Birliği''nin verdiği destekle ayakta duruyor.
Sokaklar gençlerin kullandığı lüks otomobiller ve adım başı benzinciyle dolu. Kavala''nın sahil şeridi çok geniş olmasa da arkadaki dağlara doğru yoğun bir kentleşme göze çarpıyor. 
Tam burun kısmındaki eski binaların ve kalenin bulunduğu yarımada kötü kentleşmeden korunmuş. 
1530''da İbrahim Paşa adına Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı cami ise 1926''da kiliseye dönüştürülmüş. 
Halk plajları ve biçlerle dolu geniş sahili bütün Akdeniz şehirlerindeki gibi geceleri ışıl ışıl ve hareketli. 
Tepedeki ışıklandırılmış kalesi kanatlarını germiş bir kartal gibi heybetli. 
Liman yolunda dolaşarak yosunlu deniz kokusunu ciğerlerimize çekiyoruz. Gezindiğimiz yerde önümüze çıkan çocuk parklarının ıssızlığı dikkamizi çekiyor. Küçüklerin pek seveceği oyuncaklarla ilgilenen yok. 
Herhalde bu parklar gerileyen Yunan nüfusunu yansıtan küçük bir ayna. 
Bizim çocuklarla dolu ve neşeli sokaklarımızın aksine hemen bütün Avrupa şehirlerindeki çocuk azlığı burada da kendini gösteriyor. 
Kavala'da nereye dönseniz geçmişinin öyküsünü anlatır. Mimari, yemek, gelenekler, gelenekler ve daha fazlası, bu küçük ama canlı şehri oluşturan birçok etkinin bir karışımıdır. Romalılar, Bizanslılar, Osmanlılar, Ermeniler, Yahudiler ve diğerleri, hepsi de kuzeydoğu Yunanistan'daki Doğu-Batı-karşılaşmasının sonuçlarıdır. Ancak hiçbir etki Küçük Asya'dan gelen Yunan mültecilerinkinden daha büyük olmamıştır.
1922'de Küçük Asya Felaketi olarak bilinen olay ve ertesi yıl Türkiye ile zorunlu nüfus mübadelesi sırasında yaklaşık 1,6 milyon Rum Anadolu'daki (günümüz Türkiye'sinin büyük bir kısmı) evlerini terk etti. Birçoğu Kapadokya (orta Anadolu'da), İstanbul ve İzmir’deki Yunan topluluğundan, diğerleri ise Doğu Trakya ve Pontus coğrafyasından gelmişti. Sadece ilk yıl Kavala'ya gelen 29.000 kişi (çevresi dahil yaklaşık 80.000 kişi) şehrin nüfusunu ikiye katlayarak, onu Atina, Pire, Selanik ve Patra'dan sonra Yunanistan'ın en kalabalık beşinci şehri haline getirdi. Toplamda Kavala, Drama'nın ardından nüfusa göre ikinci en büyük Yunan mülteci alıcısıydı. Bugün bile, şehir nüfusunun yaklaşık üçte ikisi köklerini Küçük Asya'ya kadar izleyebilir.
Kavala, gelişen tütün endüstrisi ve yeni sakinlerine iş sağlayan ve zamanla tamamen entegre olmalarını sağlayan doğal limanı nedeniyle seçildi. Bunu yaparken de yeni tatlar, danslar, şarkılar ve diğer Anadolu adetleriyle renk katmışlardır. Aynı zamanda, daha önce nüfus olmayan batı ve doğu kenarları Hilia (Bin), Pentakosia (Beş Yüz), Dekaokto (Onsekiz) gibi isimlerle mahallelere dönüştürülerek, şehrin kentsel çehresini kökten değiştirdi - ailelerin sayısına bağlı olarak. Agia Varvara, Vyronas ve Girtzi'nin yanı sıra başlangıçta oraya taşındı. Bugün bu mahalleleri, artık yeni apartman ve evlerin kapladığı aynı dönem evlerinin sıralarından tanıyabilirsiniz.
Kavala'yı ziyaret etmek için pek çok neden varken, sizi Küçük Asya'ya tekrar geri götüren bir tarih turu ise listenin hemen başında yer alır.

(Kaynak VİKİPEDİA / Discover Greece / Türkiye Gazetesi)

30 Temmuz 2026 Perşembe

Yunanistan'dan Türkiye sınırına askeri yığınak yapma hazırlığında



Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, Ege ve Girit'teki stratejik askeri üslerde incelemelerde bulundu. Atina, "Aşil Kalkanı" hava savunma ağı kapsamında Türkiye'nin yanı başındaki adalara İHA karşıtı sistemler ve binlerce kişilik muharip yedek kuvvet yerleştirmeye hazırlanıyor.

Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, ülkenin savunma modernizasyonu çalışmaları kapsamında Ege ile Girit'teki askeri üsler ve deniz tesislerinde incelemelerde bulundu.
Kathimerini gazetesinin haberine göre, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dimitrios Choupis ile Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Dimitrios Kataras'ın eşlik ettiği ziyarette Dendias, stratejik öneme sahip altı adadaki deniz üslerini denetledi.
Atina yönetiminin hayata geçirmeyi planladığı çok katmanlı hava savunma sistemi "Aşil Kalkanı" kapsamında, Türkiye'ye yakın adalara İHA karşıtı savunma sistemleri ile elektronik harp kabiliyetlerinin konuşlandırılması öngörülüyor.

Dendias ziyaret sırasında üç yeni özel operasyon yedek birliğinin kurulmasına ilişkin kararları da imzaladı. Birliklerden ikisi tamamen yedek personelden oluşacak ve Atina bölgesi, Orta Makedonya ile Türkiye sınırındaki Evros bölgesinde konuşlandırılacak.
Yunanistan Savunma Bakanlığı, eğitim faaliyetlerinin genişletilmesi ve yapısal reformlarla birlikte yaklaşık 150 bin muharip hazır yedek personelden oluşan bir güç oluşturmayı hedefliyor.

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Bağımsız Batı Trakya Türk hükümetinin lideri Peştereli Tevfik beyin izinden gidip Hemetli'de tarihi yeniden yaşamak





Batı Trakya'nın 27 Kasım 1919 tarihinde Fransa'nın Neuilly kentinde yapılan anlaşma ile fiili olarak Yunan egemenliğine verilmesi ve 1920’nin 24 Mayıs sabahı, General Zıverakis komutasındaki Yunan ordusunun Gümülcine’ye girmesi üzerine bu durumu kabullenmeyen vatanseverler hemen yeni bir idare kurarak 4. Batı Trakya Türk Hükümeti'ni ilan ederler.
Eski bir nahiye olan bugünkü Hemetli Köyü'nü kendilerine merkez seçen Peştereli Tevfik Bey başkanlığında direnişciler tüm dünyaya çagrıda bulunarak Yunanistan’ı büyük devletlere şikâyet ederler.
Yunan işgaline karşı bölgedeki Türk halkını teşkilatlandıran yeni Türk hükümeti bir taraftan da Avrupa başkentlerine heyetler göndererek diplomatik hak arayışlarında bulunur.
Faaliyetini 1920'li yılların başından 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması'na kadar sürdüren bu hükümetin İkinci Başkanı ve Adalet Bakanı Bekir Sıtkı, Dışişleri Bakanı Mahmut Nedim, İçişleri Bakanı Hasan Tahsin (Argun), Maliye Bakanı Sabri (Tüten), Evkaf Bakanı Mustafa (Doğrul), Genel Kurmay Başkanı Yüzbaşı Fuat (Balkan), Genel Kurmay ikinci Başkanı Teğmen Fahri (General Özdilek) idi.
Koşukavak'a sırtını dayayan Rodop dağlarının derinliklerindeki Hemetli'nin (Organi) o günlerinden geriye ne kaldığını, ne barındırdığını bilmek isteyenler için orayı görmek, yaşamak gerek.
Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) yönetimi olarak Dr. Sadık Ahmet'i anmak için geldiğimiz Gümülcine sadece manevi değerleri ile değil kadim bir Türk kenti olarak da bu coğrafyada yaşayan her insanımız gibi bizi de tarihin derinliklerine çekiyor.
Dolayısı ile Batı Trakya'nın her karış toprağını görmek, oradaki insanlarımızı tanımak, hemhal etmek istiyoruz.
Bu nedenle pazar sabahı kahvaltıdan sonra günün programını yaparken BRTK Genel Başkanım Sabri Mutlu "Bugün seni Hemetli'ye götüreyim" deyince çok mutlu oldum, sevindim ve hiç tereddütsüz kabul ettim.
Çünkü günlerdir Batı Trakya'yı ve burada yaşananları konuşuyoruz. 
Geçmişi düşünüp olanları bugünün akıl süzgecinden geçirerek yeniden ele alıyoruz.
Bu nedenle Hemetli son direniş hattı olarak gidip görmek istediğim, ruhumu alevlendiren bir noktaydı.
Buraların bir dönem Bulgaristan idaresine girdiğini de düşünerek toplumsal hafızamıza yeni kayıtlar oluşturabilmek için yola çıktık.
Sabri başkanım yolda büyük dedesinin de bu güzergahı kullanıp Koşukavak'tan Gümülcine'ye semer satmaya gittiğini anlatıyor.
Bu bölgede hayata kök salıp, bu coğrafyayı soluduğu için her detayı en ince ayrıntısına kadar bana aktarıp yol boyunca geçtiğimiz köyleri tanıtan başkanım, buraların adeta gizli tarihini gün yüzüne çıkarıyor.
İkimiz de heyecanla ormanın derinliklerine dalıyoruz.
İrili ufaklı yerleşim yerlerini ve köyleri geçince bir süre sonra boşaltılmış bir askeri tesis ve kamp alanına vardığımızda Bulgar - Yunan sınır hattına ulaştığımızı anladım.
Burayı da geride bırakıp tepelere vardıgımızda sınırın sıfır noktasında karşılaştığımız kampçılar ile selamlaşıyor ve yolumuz üzerindeki her insana el sallıyoruz.
Bulgaristan tarafının sınır hattına ulaştığımızda asfalt yolun bittiğini görünce 
"Bu da ne" demekten kendimizi alamadık.
Yol birden sona ermiş, taşlı topraklı bir orman yoluna dönüşmüştü.
Ama vazgeçmek gibi bir düşüncemiz hiç olmadığı için tereddütsüz traktör izlerinden ileriye doğru hamle yapıyoruz.
Bir müddet orman içerisinde ilerledikten sonra bir an başkana baktım ve acaba doğru yoldamıyız diye düşünmekten kendimi alamadım.
Çünkü ıssız, in cin top oynayan yerlerde, dağ yamaçarından aşağı doğru iniyoruz.
Etrafta ormanın derin sessizliği.
Bir traktör tarafından eğreti bir şekilde düzlendiği belli olan bu toprak yolun Bulgaristan ile Yunanistan'ı birbirene bağladığını düşünebiliyormusunuz.
Sanki Afganistan ile Pakistan sınır hattındayız.
Ancak Sabri başkan konuyu özetleyince anladım ki Yunanistan bölge insanlarının bir birleri ile olan bağını koparabilmak için bilinçli bir tercihte bulunmuş ve yolu yapmamış.
Buraları yaklaşık yüz yıldır dünyadan izole eden Yunanistan kardeşi kardeşten ayırdığı gibi bölgeyi açık bir cezaevine dönüştürmüş.
Akıllarınca kapalı bir kutu haline getirdikleri buralardaki tarihi ve geçmişi insanımıza unutturacaklar.
Şimdi buraları görüp yaşayınca, insanımıza dokununca Atina yönetiminin korkusunu anlayabiliyorum.
Kardeşi kardeşten ayrı tutmanın, hesabı bunun üzerine kurmanın tarihsel yanılgısı elbette anlaşılacak birgün.
Bunu Avrupa Birliği sürecinde ortadan kalkan sınırların insanlarımızın beyinlerindeki çitleri de devrirdiğinde görüp yaşayacağız.
At arabası traktör yolu karışımı dar, yer yer çukurlu bu toprak yolda yaklaşık beş kilometre ilerleyip irili ufaklı tütün ekilmiş vadileri ve birkaç dağ kulübesi ile evi geride bırakınca nihayet asfal bir yola çıkıyoruz.
Sağa mı gitsem sola mı diye konuşup Sabri başkanın bölge ve coğrafya bilgisini sınarken birden sessizliği bir araba motoru bozuyor.
Bize doğru dönüp bulunduğumuz toprak yola dalan bu otomobil yanımıza geldiğinde duruyor ve buraların yabancısı olduğumuzu anladığından camı açıp temiz bir Türkçe ile nereye gittiğimiz ve nereyi aradığımızı soruyor.
Bu dağ başında eşi ve iki küçük kızı ile tarlasına giden ve ekmeğini adeta taştan çıkaran bir kardeşimizi görmenin ve tanışmanın duygusal analizini varın siz yapın.
Kısa bir tanışma faslı ve muhabbetten sonra bu kardeşimizin tarifinden Sabri başkan yön ve coğrafya sınavından başarı ile geçiyor.
Vedalaşıp asfalt yola dalıyoruz.
Bir süre daha irili ufaklı dere ve köprülerden geçip devasa yel degirmenlerine doğru tepelere direksiyon kırdığımızda gördüğümüz manzara bu seyahatimize on kat daha keyif katıyor.
Nihayet zirvelerdeyiz.
Buralardaki devasa değirmenlerin kırmızı ışıkları taşa Koşukavak'tan görünüyor.
Yunanistan'ın elektrik, Bulgaristan'ın ise altın ürettiği bu dağlarda bizim insanlarımız birer karışlık toprağa tutunmuş tütün başta olmak üzere kışın kendilerine ve hayvanlarına yetecek kadar anca sebze ve yonca ekip biçiyor.
Bulgaristan tarafındaki yoğun orman örtüsünün buralarda Akdeniz ikliminin de etkisi ile makilik alanlara evrilmesi buralardaki insanlarımıza pek alternatif sunmuyor.
O nedenle hayvancılık ve tütün bölgenin tek geçim kaynağı diyebilirim.
Tepelerde gördüğümüz koyun ve keçi sürüleri ile gezen çobanlara el sallayıp devasa yel degirmenlerini geride, yukarılarda bırakıp yolda rastladığımız tütünlerini sulayan bir kardeşimiz ile de yaptığımız kısa sohbetin ardından boşaltılmış bir Yunan askeri karakolunu geçince aşağılara, vadiye doğru kıvrılıp dönen, zaman zaman da bükülen asfalt yoldan Hemetli'ye doğru ilerliyoruz.
Bir süre daha yol aldığımızda aşağılarda irili ufaklı çatılar göründü.
İki dağın arasında dar bir vadiye yayılmış evlere ulaştığımızda ve bu ana kadar gezip tanıdığım cografyayı düşündüğümde Peştereli Tevfik Bey ve yoldaşlarının kendilerine neden burayı merkez seçtiklerini anlıyorum.
Aşağılarda yarım saat, bilemedin 45 dakika mesafede Gümülcine ve Dedeağaç ile Ege Denizi, yine aynı mesafede geldiğimiz yoldan yukarılardaki tepelerin ardı da Rodopların derinlikleri ve Bulgaristan.

Hemetli'ye büyük bir heyecan ile ulaşıp aracımızı caminin de bulunduğu küçük meydana parkediyoruz.
Evet stratejik konumu da dahil güzel bir yer.
Bize bura hakkında bilgiler aktaran ve buranın aşağı yukarı 600 haneli bir yerleşke olduğunu söyleyen yaşlılara doğru ilerleyip selamlaşıyoruz.
Cami bahçesindeki gölgelikli oturma alanında namaz vaktini bekleyen 75 - 90 yaş aralığındaki 5 kişilik ekip buranın canlı tarihçesi gibi.
Tek tek ellerini öptügüm bu büyüklerimiz ile hasret giderip sohbetin dibine daldıkça aslında gönül coğrafyamızın ne kadar büyük, insanımızın da ne kadar bize yakın olduğunu bir kez daha gördük.
Zamanın durduğu o anı anlatacak cümleleri bulmakta zorlanıyorum.
Bize ikramlarda bulunan köyün tek market sahibi ve oğulları ile torunlarını da anmadan geçemeyecegim.
Görüştüğümüz herkes bir veya iki defa benim de konakladığım ve Sabri başkanın memleketi de olan Koşukavak'a gelmiş.
Eskiden Pazarlık görmeye ve alışverişe Koşukavak'a gidildiğini söyleyen bu insanlarımızın zamanla araya sınır çekilmesinden dolayı Bulgaristan tarafı ile fiziki bağları kopmuş.
Ancak gerek yaşlılar, gerekse de gençler köylerinin geçmişini ve buralarda yaşananları çok iyi biliyor ve Türkiye ile kuvvetli bir bağları var.
Birçoğunun akrabası hali hazırda başta İstanbul ve Bursa olmak üzere Manisa, İzmir ve Sakarya'da yaşıyormuş.
Hepsi ile tek tek vedalaşıp geriye, geldiğimiz yöne doğru hareket ettiğimizde buraların kadim tarihimizin vazgeçilmezlerinden olduğu gerçeğine bir kez daha tanık olduk.
Batı Trakya'nın insanı ne Tevfik Bey ve yoldaşlarını, ne yaşananları, ne de geçmişini unutmuş değil...


28 Temmuz 2026 Salı

Bulgaristan’da bulunan en değerli Türk mimari ve kültür ile tarih anıtlarından biri olan Makbul İbrahim Paşa Cami halka açılıyor




Razgrad Valiliği, Makbul İbrahim Paşa (Pargalı İbrahim) Camii’nde aylık açık kapılar günü etkinliği başlatıyor.
31 Temmuz tarihinde ilki yapılacak olan bu iniysatifle vatandaşlara restore edilen camiyi ziyaret ederek tarihi ve yenilenmesi için yapılan çalışmalara dair bilgi alma imkanı sağlanacak.
31 Temmuz’da Açık Kapılar günü resmi törenle başlayacak. Törene Vali Aylin Başeva, Razgrad Belediye Başkanı Dobrin Dobrev, devlet ve yerel yönetim temsilcileri, proje ve restorasyon ekipleri ve diğer resmi konuklar da katılacak.
Bu etkinlikte Bulgaristan’da bulunan en değerli mimari ve kültür ile tarih anıtlarından biri olan Makbul İbrahim Paşa Camii’nin konservasyon ile restorasyonu sırasında yapılan çalışmalar anlatılacak.
Saat 11:30’da yapılacak olan resmi törenin ardından ziyaretçiler, restore edilen ibadethaneyi gezebilecek. Giriş ücretsiz olacak. Cami saat 16:30’a kadar ziyarete açık kalacak.
İbrahim Paşa Camii, her ayın son Cuma günü ziyaretçilere açık olacak. (BNR)

Avrupalı Türkler akın akın Türkiye'ye geliyor




Bulgaristan sınır polisi tarafından yapılan bilgilendirmeye göre sabah saatleri itibari ile Avrupa ülkelerinden Türkiye'ye yönelik trafikte artış var. Sırbistan sınırındaki Kalotina Sınır Kapısı'ndan Bulgaristan'a giriş yapan araçların yoğunluğu Türkiye sınırındaki Kapitan Andreevo Sınır Kapısı'ndaki çıkışlarda da etkili.
Yunanistan, Kuzey Makedonya ve Romanya sınır kapılarında ise geçişler normal şekilde devam ediyor.

27 Temmuz 2026 Pazartesi

Mestanlı'da Ferhat Göçer coşkusu




Bulgaristan'ın Kırcaali iline bağlı Momçilgrad'da (Mestanlı) bu yıl 17'ncisi düzenlenen Uluslararası Mestanlılar Buluşması 'Mestanlı Her Zaman Kalbimde' etkinlikleri, yaklaşık 20 bin kişinin katıldığı görkemli gala gecesiyle sona erdi. Altı gün süren organizasyonun finalinde sahne alan sanatçı Ferhat Göçer, binlerce hayranına unutulmaz bir konser verdi.

(Kırcaali Haber)

26 Temmuz 2026 Pazar

Kuzey Makedonya'da Türkleri gururlandıran görevlendirme


Türk Demokratik Partisi (TDP) Genel Başkanı Zülfikar Zeynula, Kuzey Makedonya Başbakanı Hristijan Mickoski'nin teklifi üzerine Meclis Genel Kurulunda yapılan oylamada Devlet Bakanı olarak seçildi.

TDP'den yapılan açıklamada, Kuzey Makedonya Meclisinin 117. Genel Kurulunda gerçekleştirilen oylamada Zeynula'nın milletvekillerinin çoğunluğunun desteğini alarak Devlet Bakanlığı görevine getirildiği belirtildi.
Açıklamada, Zeynula'nın üstlendiği yeni görevin Kuzey Makedonya'ya, Türk toplumuna ve tüm vatandaşlara hayırlı olması temennisinde bulunularak, bugüne kadar sergilediği hizmet anlayışını yeni görevinde de sürdüreceğine olan inanç dile getirildi.
Parti açıklamasında, Zeynula'nın adalet, liyakat ve devlet sorumluluğu ilkeleri doğrultusunda ülkeye ve topluma önemli katkılar sunmaya devam edeceği ifade edildi.
TDP, açıklamasının sonunda Zülfikar Zeynula'yı yeni görevinden dolayı tebrik ederek, görevinde başarılar diledi ve atamanın devlete, millete ve Kuzey Makedonya'daki Türk toplumuna hayırlı olmasını temenni etti.