9 Ağustos 2026 Pazar
BULGARİSTAN VATANDAŞLIK SÜRECİ VE ESKİ GÖÇMENLERİN İŞLEMLERİNDE DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR İLE YANLIŞ OLARAK NİTELENEN DOĞRULAR
Bulgaristan Türklerinin göç süreci Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan arasında çeşitli tarihlerde imzalanan ikili anlaşmalar ile şekillenmiştir ve 1924 yılından sonraki süreci kapsar.
Osmanlı dönemi göçleri bu anlaşma kapsamı dışında kaldığı için yeniden vatandaşlık sözkonusu değildir.
1924 ile 1950 yılları arasında Türkiye'ye göç edenlerin durumu genellikle iki durumu içerir.
Vatandaşlık hakkı ebeveynlerden evlatlara geçen bir haktır ve hayatta ise eski vatandaşlığını talep edebilir.
Eğer hayatta değilse evlatları anne babalarının veya atalarının Bulgaristan doğumlu olduğunu öne sürerek böyle bir başvuru yapamaz.
Bulgaristan sınırları dışında dünyaya gelmiş Bulgar asıllılar ile sadece Pomakların bazıları bu haktan yararlanabilir.
Bulgaristan vatandaşlığı konusunda herkes uzman derecesinde araştırma ve bilgi paylaşımı yapıyor.
Sosyal medyada yazılıp çizilenler ile bu konuda yapılan yorumlar ayyuka çıktı.
- “1950’den sonra göç eden vatandaşlık alamaz”,
- “Türkiye'ye 1968 yılından sonra turist olarak gelenler vatan haini sayılıyor”
- “1970’lerde gelenlerin vatandaşlığı silindi”,
- “1989 göçmeniysen zaten vatandaşsın”,
- “Dededen vatandaşlık olmaz"
söylemlerinin içeriği ve hukuksal süreç ile idari işleyiş hakkında insanlar kafa karıştırıcı çok yanıltıcı ve yanlış bilgi paylaşıyor.
Biri yazıyor, diğeri paylaşıyor, bir başkası kendi ailesinden duyduğunu ekliyor.
Sonunda yıllardır tekrarlanan bir söylenti, kanun hükmü gibi anlatılmaya çalışılıyor.
Oysa konu birkaç tarihle açıklanabilecek kadar basit değil.
Bulgaristan’dan ne zaman ayrıldığınız önemlidir.
Çünkü geçmişte yaşanan bir vatandaşlık olayına bakarken o tarihte yürürlükte olan mevzuatı bilmek gerekir.
Fakat göç etmek ile vatandaşlığı kaybetmek aynı şey değildir.
Bir kişi Bulgaristan’dan ayrılmış ve vatandaşlığını korumuş olabilir.
Bir başkasının vatandaşlığı dönemin kanunu gereğince sona ermiş olabilir.
Başka bir kişi hakkında bireysel bir işlem veya ukaz bulunabilir.
Aynı yıl, aynı bölgeden, hatta aynı göç dalgasıyla Türkiye’ye gelen insanların bugün farklı hukuki durumda olmalarının nedeni budur.
Önce dosyaya bakmak gerekiyor
Vatandaşlık araştırması kişinin Bulgaristan’daki resmî kayıtlarından başlar.
Bulgar Vatandaşlık Kanunu’nun 39. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığından Bulgar vatandaşlığının varlığına ilişkin belge talep edilebilir.
Dosyanın geçmişine göre nüfus ve arşiv kayıtlarının, eski vatandaşlık işlemlerinin ve varsa ukazların da araştırılması gerekebilir.
Kişinin vatandaşlığını koruduğu ortaya çıkarsa yeniden vatandaşlık kazanmasından söz edilmez.
Vatandaşlık sona ermişse de doğrudan “artık mümkün değil” sonucuna varılmaz.
Önce bunun nasıl gerçekleştiğine bakılır.
Vatandaşlık kanun gereği mi sona erdi?
Kişi Bulgar vatandaşlığından mı çıktı?
Yoksa vatandaşlıktan mahrum bırakılmasına ilişkin bireysel bir işlem mi var?
Bunlar hukuken aynı şey değil.
26 ile 27. maddeyi birbirine karıştırmamak gerekiyor
Bulgar Vatandaşlık Kanunu’nun 26. maddesi, Bulgar vatandaşlığından çıkmış kişilerin kanunda aranan şartlarla vatandaşlığı yeniden kazanmasını düzenliyor.
27. madde ise vatandaşlıktan mahrum bırakılmış kişilerle ilgili.
Mahrum bırakılma sebebinin bulunmadığının veya bu sebebin önemini yitirdiğinin tespit edilmesi halinde vatandaşlığın yeniden kazanılması gündeme gelebiliyor.
Dolayısıyla 26 ve 27. maddeler kişinin istediğini seçebileceği iki başvuru yolu değil.
Önce geçmişte vatandaşlığa ne olduğu belirleniyor; uygulanabilecek hüküm de buna göre ortaya çıkıyor.
Eski dosyaların kendi döneminin hukukuyla okunması gerekir
Onlarca yıl önce yaşanmış bir vatandaşlık olayını yalnızca bugünkü kanuna bakarak açıklamak da doğru değil.
Geçmişte vatandaşlığın sona erip ermediği, o tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre değerlendirilir.
Kişinin bugün kullanabileceği hukuki yol ise yürürlükteki Bulgar vatandaşlık mevzuatına göre belirlenir.
Bulgaristan’ın vatandaşlık mevzuatı yıllar içerisinde değişti.
Bu nedenle 1950, 1968, 1970’ler veya 1989 gibi tarihler önemlidir ama tek başına “vatandaş olur” ya da “olamaz” anlamına gelmez.
Sosyal medya yorumu hukuki görüş değildir
“Bizim komşunun başvurusu reddedildi, sizinki de reddedilir.”
“Deden o tarihte gelmiş, hakkınız yok.”
“Biz aynı yıl geldik, siz de kesin alırsınız.”
Vatandaşlık dosyaları böyle değerlendirilemez.
Bir ailenin dosyasında verilen sonuç başka bir aileye doğrudan uygulanamaz.
Resmî kayıtlardaki vatandaşlık statüsünü, dönemin mevzuatını ve varsa vatandaşlığın sona ermesine ilişkin işlemleri görmeden verilen kesin cevapların hukuki değeri yoktur.
Her dosyanın sonunda olumlu sonuç çıkması da beklenmemeli.
Kimi dosyada vatandaşlığın devam ettiği görülür. Kimi dosyada vatandaşlık sona ermiştir ancak kanunun öngördüğü şartlar çerçevesinde yeniden kazanılması mümkün olabilir.
Kimi dosyada ise böyle bir hukuki imkan bulunmaz.
İnsanlara boş umut vermek ne kadar yanlışsa, yalnızca göç tarihine bakıp “sizin işiniz olmaz” demek de o kadar yanlış.
Bu nedenle sosyal medyada vatandaşlık konusunda kesin konuşan herkesi hukukçu kabul etmeyin.
Çok takipçili bir hesabın paylaşması, aynı bilginin yıllardır anlatılması veya yüzlerce kişinin aynı yorumu yazması o bilgiyi kanun hükmüne dönüştürmez.
Bulgar vatandaşlığı araştırılırken göç tarihi sorulur; ama araştırma orada bitmez.
Önce kayıtlar bulunur, sonra hukuk konuşur.
Bulgaristan vatandaşlık süreci genellikle şöyledir.
#Eskigöçlerde 22.10.1950 tarihi temel ayraçtır.
Bu tarihten önce sınırı geçenlerin hayatta olmayanlarının çocukları veya torunları belirli şartlar doğrultusunda yeniden vatandaşlık talep edebilir.
Bu süreç başlatıldığında önce nüfus müdürlüğünden ilgili kişinin 'isim denklik' belgesi talep edilir.
Burada bir kayıt oluşmuyorsa Cumhurbaşkanlığı Arşivler Genel Müdürlüğü'nden 'taabiyet beyannamesi' istenir.
İkinci adımda Bulgaristan'daki aile kütüğü ve doğum belgesi bulunur.
Bulunan kayıtlarda eskiden gelenlerin genellikle doğum tarihleri yanlıştır.
Türkiye'ye gelenler geldiklerinde doğum belgeleri yanlarında olmadığı için kayıt verirken sadece yıl belirtmişler.
Devlet de onların hepsini 01.07 tarihli olarak kodlamış.
Öncelikle bu durum Türkiye'de asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarla düzelttirilir.
İş yeniden isim denklik düzenlenmesine geldiğinde ilgili kişiler hayatta değilse memur veya işlemi yapan ölen kişiler için geçmişe yönelik kayıt düzeltme işlemi yapmak istemez.
Güç bela bu düzeltme yapıldıktan sonra dosya Bulgaristan'da tekamül eder ve vatandaşlık sorgusu yapılır.
Bakanlıktan gele yanıta göre dosya ilerler veya işlemden düşer.
Eğer ilerler ise Türkiye doğumlu evlatları veya torunları vatandaşlık başvuru hakkına sahip olur ve işlem yapabilirler.
www.vizecimtr.com
7 Ağustos 2026 Cuma
31 Temmuz 2026 Cuma
Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi ve Kavala dramı
Savaşın ardından Anadolu’daki aralarında Hristiyan Türklerinde bulunduğu Rum nüfus Yunanistan’a, Yunanistan’daki Türk ve Müslüman nüfus ise Türkiye’ye gönderilmek üzere yerlerinden edildi. Daha Lozan Antlaşması imzalanmadan önce, Kavala başta olmak üzere Selanik, Gümülcine gibi şehirlerde yaşayan Türkler, yaşanan siyasi ve sosyal çalkantılar nedeniyle Türkiye’ye geçmek amacıyla limanlarda ve kıyılarda beklemeye başlamıştı.
Bu sahneler, mübadele tarihinin dramatik ve insani yönünü ortaya koyan önemli örneklerdendir.
30 Temmuz 2026 Perşembe
Yunanistan'dan Türkiye sınırına askeri yığınak yapma hazırlığında
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, Ege ve Girit'teki stratejik askeri üslerde incelemelerde bulundu. Atina, "Aşil Kalkanı" hava savunma ağı kapsamında Türkiye'nin yanı başındaki adalara İHA karşıtı sistemler ve binlerce kişilik muharip yedek kuvvet yerleştirmeye hazırlanıyor.
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, ülkenin savunma modernizasyonu çalışmaları kapsamında Ege ile Girit'teki askeri üsler ve deniz tesislerinde incelemelerde bulundu.
Kathimerini gazetesinin haberine göre, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dimitrios Choupis ile Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Dimitrios Kataras'ın eşlik ettiği ziyarette Dendias, stratejik öneme sahip altı adadaki deniz üslerini denetledi.
Atina yönetiminin hayata geçirmeyi planladığı çok katmanlı hava savunma sistemi "Aşil Kalkanı" kapsamında, Türkiye'ye yakın adalara İHA karşıtı savunma sistemleri ile elektronik harp kabiliyetlerinin konuşlandırılması öngörülüyor.
Dendias ziyaret sırasında üç yeni özel operasyon yedek birliğinin kurulmasına ilişkin kararları da imzaladı. Birliklerden ikisi tamamen yedek personelden oluşacak ve Atina bölgesi, Orta Makedonya ile Türkiye sınırındaki Evros bölgesinde konuşlandırılacak.
Yunanistan Savunma Bakanlığı, eğitim faaliyetlerinin genişletilmesi ve yapısal reformlarla birlikte yaklaşık 150 bin muharip hazır yedek personelden oluşan bir güç oluşturmayı hedefliyor.
29 Temmuz 2026 Çarşamba
Bağımsız Batı Trakya Türk hükümetinin lideri Peştereli Tevfik beyin izinden gidip Hemetli'de tarihi yeniden yaşamak
Eski bir nahiye olan bugünkü Hemetli Köyü'nü kendilerine merkez seçen Peştereli Tevfik Bey başkanlığında direnişciler tüm dünyaya çagrıda bulunarak Yunanistan’ı büyük devletlere şikâyet ederler.
Yunan işgaline karşı bölgedeki Türk halkını teşkilatlandıran yeni Türk hükümeti bir taraftan da Avrupa başkentlerine heyetler göndererek diplomatik hak arayışlarında bulunur.
Faaliyetini 1920'li yılların başından 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması'na kadar sürdüren bu hükümetin İkinci Başkanı ve Adalet Bakanı Bekir Sıtkı, Dışişleri Bakanı Mahmut Nedim, İçişleri Bakanı Hasan Tahsin (Argun), Maliye Bakanı Sabri (Tüten), Evkaf Bakanı Mustafa (Doğrul), Genel Kurmay Başkanı Yüzbaşı Fuat (Balkan), Genel Kurmay ikinci Başkanı Teğmen Fahri (General Özdilek) idi.
Koşukavak'a sırtını dayayan Rodop dağlarının derinliklerindeki Hemetli'nin (Organi) o günlerinden geriye ne kaldığını, ne barındırdığını bilmek isteyenler için orayı görmek, yaşamak gerek.
Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) yönetimi olarak Dr. Sadık Ahmet'i anmak için geldiğimiz Gümülcine sadece manevi değerleri ile değil kadim bir Türk kenti olarak da bu coğrafyada yaşayan her insanımız gibi bizi de tarihin derinliklerine çekiyor.
Dolayısı ile Batı Trakya'nın her karış toprağını görmek, oradaki insanlarımızı tanımak, hemhal etmek istiyoruz.
Bu nedenle pazar sabahı kahvaltıdan sonra günün programını yaparken BRTK Genel Başkanım Sabri Mutlu "Bugün seni Hemetli'ye götüreyim" deyince çok mutlu oldum, sevindim ve hiç tereddütsüz kabul ettim.
Çünkü günlerdir Batı Trakya'yı ve burada yaşananları konuşuyoruz.
Geçmişi düşünüp olanları bugünün akıl süzgecinden geçirerek yeniden ele alıyoruz.
Bu nedenle Hemetli son direniş hattı olarak gidip görmek istediğim, ruhumu alevlendiren bir noktaydı.
Buraların bir dönem Bulgaristan idaresine girdiğini de düşünerek toplumsal hafızamıza yeni kayıtlar oluşturabilmek için yola çıktık.
Sabri başkanım yolda büyük dedesinin de bu güzergahı kullanıp Koşukavak'tan Gümülcine'ye semer satmaya gittiğini anlatıyor.
Bu bölgede hayata kök salıp, bu coğrafyayı soluduğu için her detayı en ince ayrıntısına kadar bana aktarıp yol boyunca geçtiğimiz köyleri tanıtan başkanım, buraların adeta gizli tarihini gün yüzüne çıkarıyor.
İkimiz de heyecanla ormanın derinliklerine dalıyoruz.
İrili ufaklı yerleşim yerlerini ve köyleri geçince bir süre sonra boşaltılmış bir askeri tesis ve kamp alanına vardığımızda Bulgar - Yunan sınır hattına ulaştığımızı anladım.
Burayı da geride bırakıp tepelere vardıgımızda sınırın sıfır noktasında karşılaştığımız kampçılar ile selamlaşıyor ve yolumuz üzerindeki her insana el sallıyoruz.
Bulgaristan tarafının sınır hattına ulaştığımızda asfalt yolun bittiğini görünce
"Bu da ne" demekten kendimizi alamadık.
Yol birden sona ermiş, taşlı topraklı bir orman yoluna dönüşmüştü.
Ama vazgeçmek gibi bir düşüncemiz hiç olmadığı için tereddütsüz traktör izlerinden ileriye doğru hamle yapıyoruz.
Bir müddet orman içerisinde ilerledikten sonra bir an başkana baktım ve acaba doğru yoldamıyız diye düşünmekten kendimi alamadım.
Çünkü ıssız, in cin top oynayan yerlerde, dağ yamaçarından aşağı doğru iniyoruz.
Etrafta ormanın derin sessizliği.
Bir traktör tarafından eğreti bir şekilde düzlendiği belli olan bu toprak yolun Bulgaristan ile Yunanistan'ı birbirene bağladığını düşünebiliyormusunuz.
Sanki Afganistan ile Pakistan sınır hattındayız.
Ancak Sabri başkan konuyu özetleyince anladım ki Yunanistan bölge insanlarının bir birleri ile olan bağını koparabilmak için bilinçli bir tercihte bulunmuş ve yolu yapmamış.
Buraları yaklaşık yüz yıldır dünyadan izole eden Yunanistan kardeşi kardeşten ayırdığı gibi bölgeyi açık bir cezaevine dönüştürmüş.
Akıllarınca kapalı bir kutu haline getirdikleri buralardaki tarihi ve geçmişi insanımıza unutturacaklar.
Şimdi buraları görüp yaşayınca, insanımıza dokununca Atina yönetiminin korkusunu anlayabiliyorum.
Kardeşi kardeşten ayrı tutmanın, hesabı bunun üzerine kurmanın tarihsel yanılgısı elbette anlaşılacak birgün.
Bunu Avrupa Birliği sürecinde ortadan kalkan sınırların insanlarımızın beyinlerindeki çitleri de devrirdiğinde görüp yaşayacağız.
At arabası traktör yolu karışımı dar, yer yer çukurlu bu toprak yolda yaklaşık beş kilometre ilerleyip irili ufaklı tütün ekilmiş vadileri ve birkaç dağ kulübesi ile evi geride bırakınca nihayet asfal bir yola çıkıyoruz.
Sağa mı gitsem sola mı diye konuşup Sabri başkanın bölge ve coğrafya bilgisini sınarken birden sessizliği bir araba motoru bozuyor.
Bize doğru dönüp bulunduğumuz toprak yola dalan bu otomobil yanımıza geldiğinde duruyor ve buraların yabancısı olduğumuzu anladığından camı açıp temiz bir Türkçe ile nereye gittiğimiz ve nereyi aradığımızı soruyor.
Bu dağ başında eşi ve iki küçük kızı ile tarlasına giden ve ekmeğini adeta taştan çıkaran bir kardeşimizi görmenin ve tanışmanın duygusal analizini varın siz yapın.
Kısa bir tanışma faslı ve muhabbetten sonra bu kardeşimizin tarifinden Sabri başkan yön ve coğrafya sınavından başarı ile geçiyor.
Vedalaşıp asfalt yola dalıyoruz.
Bir süre daha irili ufaklı dere ve köprülerden geçip devasa yel degirmenlerine doğru tepelere direksiyon kırdığımızda gördüğümüz manzara bu seyahatimize on kat daha keyif katıyor.
Nihayet zirvelerdeyiz.
Buralardaki devasa değirmenlerin kırmızı ışıkları taşa Koşukavak'tan görünüyor.
Yunanistan'ın elektrik, Bulgaristan'ın ise altın ürettiği bu dağlarda bizim insanlarımız birer karışlık toprağa tutunmuş tütün başta olmak üzere kışın kendilerine ve hayvanlarına yetecek kadar anca sebze ve yonca ekip biçiyor.
Bulgaristan tarafındaki yoğun orman örtüsünün buralarda Akdeniz ikliminin de etkisi ile makilik alanlara evrilmesi buralardaki insanlarımıza pek alternatif sunmuyor.
O nedenle hayvancılık ve tütün bölgenin tek geçim kaynağı diyebilirim.
Tepelerde gördüğümüz koyun ve keçi sürüleri ile gezen çobanlara el sallayıp devasa yel degirmenlerini geride, yukarılarda bırakıp yolda rastladığımız tütünlerini sulayan bir kardeşimiz ile de yaptığımız kısa sohbetin ardından boşaltılmış bir Yunan askeri karakolunu geçince aşağılara, vadiye doğru kıvrılıp dönen, zaman zaman da bükülen asfalt yoldan Hemetli'ye doğru ilerliyoruz.
Bir süre daha yol aldığımızda aşağılarda irili ufaklı çatılar göründü.
İki dağın arasında dar bir vadiye yayılmış evlere ulaştığımızda ve bu ana kadar gezip tanıdığım cografyayı düşündüğümde Peştereli Tevfik Bey ve yoldaşlarının kendilerine neden burayı merkez seçtiklerini anlıyorum.
Aşağılarda yarım saat, bilemedin 45 dakika mesafede Gümülcine ve Dedeağaç ile Ege Denizi, yine aynı mesafede geldiğimiz yoldan yukarılardaki tepelerin ardı da Rodopların derinlikleri ve Bulgaristan.
Evet stratejik konumu da dahil güzel bir yer.
Bize bura hakkında bilgiler aktaran ve buranın aşağı yukarı 600 haneli bir yerleşke olduğunu söyleyen yaşlılara doğru ilerleyip selamlaşıyoruz.
Cami bahçesindeki gölgelikli oturma alanında namaz vaktini bekleyen 75 - 90 yaş aralığındaki 5 kişilik ekip buranın canlı tarihçesi gibi.
Tek tek ellerini öptügüm bu büyüklerimiz ile hasret giderip sohbetin dibine daldıkça aslında gönül coğrafyamızın ne kadar büyük, insanımızın da ne kadar bize yakın olduğunu bir kez daha gördük.
Zamanın durduğu o anı anlatacak cümleleri bulmakta zorlanıyorum.
Bize ikramlarda bulunan köyün tek market sahibi ve oğulları ile torunlarını da anmadan geçemeyecegim.
Görüştüğümüz herkes bir veya iki defa benim de konakladığım ve Sabri başkanın memleketi de olan Koşukavak'a gelmiş.
Eskiden Pazarlık görmeye ve alışverişe Koşukavak'a gidildiğini söyleyen bu insanlarımızın zamanla araya sınır çekilmesinden dolayı Bulgaristan tarafı ile fiziki bağları kopmuş.
Ancak gerek yaşlılar, gerekse de gençler köylerinin geçmişini ve buralarda yaşananları çok iyi biliyor ve Türkiye ile kuvvetli bir bağları var.
Birçoğunun akrabası hali hazırda başta İstanbul ve Bursa olmak üzere Manisa, İzmir ve Sakarya'da yaşıyormuş.
Hepsi ile tek tek vedalaşıp geriye, geldiğimiz yöne doğru hareket ettiğimizde buraların kadim tarihimizin vazgeçilmezlerinden olduğu gerçeğine bir kez daha tanık olduk.
Batı Trakya'nın insanı ne Tevfik Bey ve yoldaşlarını, ne yaşananları, ne de geçmişini unutmuş değil...
























