Türkiye'de ve Balkan Rumeli Türklerinin tarihine veya kültürel mirasına dair bir çok akademik çalışma, panel ve seminer düzenlenmiştir ve bir çok da basılı eser bulunmaktadır.Bu konudaki yayınlar da eminim onbinlerle ifade edilebilecek boyuttadır.
Ancak özellikle de Sinop'ta yaşam süren Balkan Türkleri hakkında çoğumuz bilgi sahibi değilizdir.
Hatta antik çagın ünlü filozoflarından Diyojen'in Sinoplu olduğundan bile bi haberiz.
Sürgüne gönderildiği Atina'da gündüz vakti fenerle dolaşıp 'dürüst bir adam aradığını' söyleyen bu Sinoplu, tarihe yön vermiş eski zaman insanlarından Büyük İskender'e de "güneşime gölge etme başka ihsan istemem" diyecek kadar da cesurdur.
Bu gün Sinop Kalesi'nde bulunan 5.5 metre boyundaki anıtı ile kente gelenleri elinde fenerle karşılayan Diyojen kendisi gibi sürgün olan Balkan Rumeli Türkleri'nin, yani mübadillerin karanlık tarihini de aydınlatabilse insanoğlunun en acı geçmişi de biraz daha iyi anlaşılırdı.
Doğdukları topraklardan sürgün edilen, yolda yaşamını yitirenlerin denize atıldığı, onbinlercesinin mezar taşı dahi olmayan mübadillerin torunları tarafından karşılandığımız Sinop'un bugün pek bilinmeyen, belki de hatırlanmak istenmeyen geçmişi ile yüzleştik Sinop ziyaretimizde.
TRAJİK GEÇMİŞİMİZİN İZLERİ SİNOP'TA HALA CANLI
Evet.
Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) Nisan ayı olağan yönetim kurulu toplantısı için hafta sonu Sinop'taydık.
BRTK'nın da üyesi olan Karadeniz Rumeli Dernekler Federasyonu (KARDEF) bünyesindeki Sinop Mübadele ve Balkan Halkları Kültür Araştırmaları Dayanışma Derneği
Başkanı ve BRTK yönetim kurulu üyesi Kenan Aral'ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantı nedeniyle Sinop'ta tam bir Balkan fırtınası yaşandı.Makedonya, Bulgaristan, Yunanistan gibi Balkanların kadim Türk yerleşimlerinden buraya, Sinop'a sürgün edilen ve kaybedilen vatanlarında kıyıma uğramamak için can korkusu ile bu bölgelerden anayurda göç edip Sinop'a yerleşen atalarımızın Türkiye'de başta sosyal hayat olmak üzere, ekonomik, siyasi ve idari yaşama kattıkları değeri bir kez daha gözlemledik.
Özellikle Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan mübadele ile 1923 yılında bölgeye gelen, Rumeli ve Balkan insanının trajik geçmişinin izleri Sinop'ta hala taze ve canlı.
Bu insanlarımız Sinop'un kültürel dokusuna adeta imza atmış.
Sinop Mübadele ve Balkan Halkları Kültür Dayanışma Derneği gibi güzide yapılar aracılığı ile bize geçmişimizden hüzünlü bir gülümseme ile el sallıyor.
Ve kentte hala geleneklerini sürdürüyor.
En önemlisi de akademik çalışma yapan genç nesillere adeta bir müze olan dernek binaları aracılığı ile katkı sağlıyor.
19. hatta 20. yüzyılda Balkanlar'dan Anadolu'ya göçle gelen, sürgün edilen insanlarımızın ektiği tohumlar bu gün kurumsal bir çınara evrilmiş.
Evlatları onların anısını yaşatabilmek için canla, başla gece gündüz demeden, bıkmadan, yorulmadan çalışıyor
Atalarının geldikleri bölgelerden buraya taşıdıkları kadim Türk kültürünü, Türk dil özelliklerini ve geleneklerini Sinop'ta yaşatmaya devam ediyorlar.
Bu göçmen torunları kent insanı ile kaynaşmış, kendilerini adeta yoktan var ederek, kültürlerini koruyarak, gerek iş dünyasında, gerekse de sosyal hayatta çalışkanlıkları, dürüstlükleri ile Sinop'ta çok iyi yerlere gelmişler.
Bu nedenle Balkan Rumeli Türkleri olarak gururluyuz.
ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINDA VE CUMHURİYET TARİHİNDE BİZİM DE İMZAMIZ VAR
Bir gururumuz da cumhuriyetimizin kurucusu, ebedi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk gibi onunla birlikte vatanı kurtarmak için Bandırma vapuru ile Samsun'a çıkan 48 kişiden neredeyse yarısının Balkan Rumeli kökenli olması.
Birçok kişi bugünkü nüfus yapımızın içerisinde azımsanmayacak bir çoğunluğu temsil eden bizlerin 80 milyonluk Türkiye nüfusunun yarıya yakınını oluşturduğumuzu da pek bilmez.
Ve neredeyse 5 milyon insanımızın bu günkü Balkan diasporasının ana köklerini oluşturduğunu ve 1912 ile 2000'li yılların başına kadar çeşitli tarihlerde Balkanlar'dan Anayurda geldiklerini de bilmez.
Bu göç dalgası yoğun olarak başta Sinop olmak üzere Adana, Balıkesir, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kırklareli, Kocaeli, Manisa, Mersin, Niğde, Nevşehir, Samsun, Tokat ve Tekirdağ'ı etkilemiş insanlarımız gerek o dönemki hükümetlerin iskânı ve gerekse de kendi hür iradeleri ile yeni hayatlarını bu kentlerinizde inşa etmişlerdir.
Osmanlının Balkan faciasını bu gün kaçımız biliyor, konuşuyor, dillendiriyor ve yaşıyor.
Şevket Süreyya Aydemir'in 'yangın" halindeki Osmanlı'dan, genç Cumhuriyet'in getirdiği 'serinliğe' geçişi anlattığı ve kimliğimizi sorguladığı 'Suyu Arayan Adam' romanında ifade ettiği gibi Osmanlı olarak gittiğimiz ancak Türk olarak geri döndüğümüz Balkanlardan ve geçmişimizden kaçımız haberliyiz.
Mesela kaçımız Beşiktaş'ın forma renkleri olan siyah beyazın ulus olarak Balkanları kaybedişimizin anısını yaşattığını biliyor, ya da Atatürk'ün okuduğu bir kitabın sayfalarına kaybedilen kadim Türk yurdu Balkanlar için "Bir gün geri dönecek" notu düştüğünü.İlber Ortaylı'nın Aktarımı ile Atatürk Balkan Savaşları'ndaki mağlubiyeti (Balkan bozgununu) hiçbir zaman tam olarak hazmedemediğini belirtmektedir.
Bunu bugün kaç Türk genci biliyor.
Evet, Diyojen'in fenerinin tarihimizin karanlık yanını aydınlatabilmesi için bilgiye, yani çok okumamıza ve iyi bir entellektüel birikime ve bunu da görev alacağımız sivil toplum kuruluşlarımızda yapacağımız çalışmalar ile hayata geçirmemize ihtiyacımız var.
'BİR GÜN GERİ DÖNECEK NOTU' SADECE HÜZÜNLÜ BİR VEDA DEĞİL KADİM TARİHİMİZE DUYULAN SADAKATİN DE BİR İFADESİDİR
Balkanlar, tarihi boyunca biz Türkler için derin özlemlerin, 'gitmek' ve 'kalmak' ikileminin, ayrılıkların ve yeniden kavuşma umutlarının coğrafyası olmuştur.Cennetmekan 'Ata'mızın Balkan coğrafyasına veya Balkanlar'dan ayrılanlara yönelik tarihe kayıt düştüğü "Bir gün geri dönecek" notu, hem hüzünlü bir veda hem de köklerimize, kadim tarihimize duyulan sadakatin bir ifadesidir.Balkanlar tarih boyunca Türklere sadece yurt değil aynı zamanda Batı'ya, yani Avrupa'ya, oradan da Kuzey'e açılan stratejik bir kapı olmuştur.Bütün Türk kavimleri bu coğrafyayı yurt olarak tutmuş, yerleşmiş ve hala da milyonlarcası yaşam sürmektedir.Balkanlar aynı zamanda Anadolu için de bir 'ön kapı'dır.Dokayısı ile biz Türklerin bu topraklardan vazgeçmesi, gönül bağını koparması düşünülemez, söz konusu bile edilemez.Bu bölgenin dağında taşında, her karışında Türkün imzası, alın teri, döktüğü kanlı gözyaşı vardır.Buraların bizim gözümüzde hala yurt olarak görülmesi ve orada yaşam sürmüş ancak yaşanan 'Balkan felaketi' sonrası Anadolu'ya gelerek Cumhuriyet'in kuruluşunda rol oynamış atalarımız tarihsel bir iade-i itibar beklemektedir.Türke ait bu kadim coğrafya sadece Müslüman Türklerin değil, başta Hristiyan Türk kardeşlerimiz olmak üzere inancı, yaşamı ile tarihe yön vermiş her Türk kavminin yurdu olmuş.Bunu ben söylemiyorum.Sadece Prof. Dr. Fritz Neumark'ın "Türkler pek farkında değil ama Avrupalılıar şu gerçeğin farkındadır.Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih diye bir şey kalmaz" tespitine katıldığımı ifade ediyorum.Yani insanlık tarihinden Türkleri çıkarma, yok etme fikri ile geçmişte Balkanlarda insanımıza yaşatılan zulüm, yok etme amaçlı katliamlar ve Türksüz bir tarih yaratma çabası her daim olduğu gibi gelecekte de ters tepecektir.İnsanlık var oldukçaTürksüz bir dünya da olmayacak.Bunu gözüne kan bürümüş, milletimizi kendine hasım gören her etnik yapının bölmesinde fayda var.
YAYINIMIZ SEBAHATTİN ALİ VE SİNOP CEZAEVİ İLE DEVAM EDECEK










