2 Mayıs 2026 Cumartesi

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu'ndan Balkanlar için yol haritası




Sinop'ta yapılan Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu'nun (BRTK) Nisan ayı olağan yönetim kurulu toplantısında gündem Balkanlar özelinde Bulgaristan, Makedonya, Yunanistan, Batı Trakya, Romanya ve Kosova'da yaşanan siyasi gelişmelerdi. 
Yönetim adına yapılan temasların ve faaliyetlerin de degerlendirildiği Sinop toplantısında BRTK'nın ilgili ülke komisyonları tarafından hazırlanan raporları da ele alınarak değerlendirildi.
Toplantıda Balkanlarda yaşayan 15 milyona yakın Türk ile kardeş toplulukların sorunları masaya yatırılırken, özellikle dil, din ve kültürel baskılar nedeniyle oluşan sıkıntılar ile çözüm noktasındaki çalışmalar irdelendi.
Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşam süren 35 milyon Balkan Rumeli orjinli insanımızı da yakından ilgilendiren ve etkileyen problemlerin ilgili hükümetler nezdinde yapılacak görüşmelerde ele alınması kararlaştırılan toplantıda özellikle vatandaşlık ve oturum başvurularında yaşanmakta olan olumsuz süreçlerin sonlandırılması için alınacak önlemler konusunda görüş alışverişi yapıldı.
Genel Başkan Sabri Mutlu'nun konfederasyonun camiayı ayakta tutmak, birlikteliği sağlamak görevinin en kutsal uğraş olduğu vurguladığı toplantıda 300'ün üzerinde dernek ve 12 federasyonu bünyesinde barındıran BRTK'ya yeni bir federasyonun katılmak üzere olduğunu belirtti.
BRTK üyesi federasyonların Türkiye genelindeki sayısal dağılımının ve güç yapılanmasının denk olmadığını söyleyen Başkan Mutlu Balıkesir Çanakkale hattında oluşan yeni Federasyon ile bu bölgedeki örgütlülük açığının kapanacağını belirterek, "Böylece Federasyon sayımız 13'e çıkacak. Amacımız 53 ili kapsayan örgütlülüğümüzü eylemsel olarak sahada daha da aktif ve nitelikli hale getirmek. Varolan bölgesel boşlukları kapatmak için uğraşıyoruz. Bazı illerde yaşanan federasyon enflasyonunun dengelenmesi lazım. Şu anda örgütlü olduğumuz bölgelerden ve kentlerden gelen yeni üyelik başvurularını bu yüzden değerlendiriyoruz. Amacımız tüm Türkiye'yi kapsayacak bir örgütlülük yapısına kavuşmak. En son örgütlülük çalışmamızı Afyon bölgesinde yaptık. Burada 27 köy derneğimizin katılımı ile yeni bir federasyon kuruyoruz" dedi. 

İNİSİYATİF KULLANMA VE YETKİ 

BRTK içerisindeki doğru bilgi akışının da sorgulandığı toplantıda Antalya'da düzenlenen ve katılım yapılmayan Antalya Diplomasi Forumu'na da değinen Genel Başkan Sabri Mutlu yönetim içerisinde yer alan bölge temsilcileri arasında inisiyatif kullanma ve aktivite anlamında rekabet değil işbirliği ve yalınlığın öne çıkarılmasını isteyerek "Biz bir birimize rakip değil, aynı örgütlülüğün zirvesindeki eylem insanları, karar merkezleriyiz. Yapılması gerekenleri doğru bir bilgi akışı, doğru bir karar alma sürecinde analiz ederek hareket etmeliyiz. Kimse kendi başına, bilgimiz dahilinde olmadan kamusal alandaki temsiliyetini boşluğa düşüremez. Bu tutum ve davranışı BRTK bünyesinde barındırmayız" dedi.
Başkan Mutlu BRTK'nın gerek Türkiye'de gerekse de Balkan ülkelerinde siyaset üstü olma konumunun muhafaza edileceğini ve hiç bir siyasi organizasyona angaje olunmayacagı görüşünü bir kez daha ifade ettiği toplantıda "Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu olarak çok önceden ilan ettiğimiz ve sıkı sıkıya sarıldığımız ilkesel duruştan milim taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz. Birilerinin bizi bu anlamda güdüleme ve yönlendirme çabaları çok gülünç ve anlamsız. Biz bulunduğumuz bölgelerde yaşam süren ve her insanımıza fayda sağlayacak herkesle, her organizasyonla görüşür, konuşur, işbirliği yaparız. Ancak irademizi onların temsil ettiği siyasi düşüncenin emrine sokmayız. Bizim ilkelerimiz ve faaliyet amacımızı daha önce deklare ettik. Biz kimsenin tarafı değiliz ve olmayacağız. Bu anlamda herkes bunu iyi bilmeli ve BRTK'nın inisiyatif gücünü sınamaya kalkmamalı" dedi.

YUNANİSTAN VE BATI TRAKYA'DA OYNANAN OYUNLAR

BRTK yönetim kurulunda değerlendirilen faaliyet raporlarında öne çıkanların en başında ise Yunanistan - Türkiye ilişkilerinde yaşanan süreç ve Batı Trakya'da yaşananlardı.
Türkiye'nin Yunanistan karşısında sahada güç kaynettiği değerlendirmesi yapılan toplantıda Yunanistan hükümetinin çıkardığı 5224/225 sayılı yasa ile Yunanistan'da dini kimlikler üzerinden Lozan Anlaşması ile garanti altına alınan Batı Trakya Türkleri ile müslümanlarının haklarını budamaya, onları bölmeye, özerk bir karar alma süreci ile seçme seçilme haklarını yok etmeye, Türkiye'nin de bölgede var olan gücünü zayıflatmaya, hatta silmeye çalıştıgına dikkat çekildi.
Yunanistan'ın dini kimlikleri yasallaştırma adı altında Alevilik üzerinden Türkiye'yi köşeye sıkıştırmaya çalıştığı da vurgulanan toplantıda Atina'nın merkezi bütçeden bu konu için ciddi bir kaynak ayırdığı, para gücü ile sahada etkin olmaya çalıştıgına vurgu yapıldı.
Yunanistan hükümetinin bölgedeki Türk varlığını silmek için yürüttüğü idari ve siyasi süreçlere bu son adımla yeni bir durum yaşandıgına dikkat çekilen toplatıda varlığı kağıt üzerinde olsa da Atina'nın inisiyatifi ile oluşturulan bu yapay örgütlenmelere çok ciddi paralar akıtıldığı sahadan verilen çeşitli uygulama örnekleri ile anlatıldı.

EMİN ŞERİF ÖRNEĞİ VE LOZAN ANLAŞMASI

Bu örneklerden en göze çarpanı hiç şüphesiz Yunanistan hükümeti tarafından Dimetoka Müftülüğü'ne atanan isim olan Emin Şerif'tir. 9 Ocak 2026 tarihinde Atina'da düzenlenen törenle yemin ederek görevine başlayan Emin Şerif'in ataması, Batı Trakya Türk azınlığı tarafından Lozan Anlaşması'na ve 'seçilmiş müftü' iradesine aykırı olduğu gerekçesiyle tepkiyle karşılanmıştır.
BRTK yönetim degerlendirmesinde konu hakkında "Bu durumu kabullenmemiz mümkün değildir.Dimetoka'da atama ile tepeden inme bir şekilde sahaya sürülen Emin Şerif'in camiamıza katacak bir değeri yok. Seçilmişler yerine atanmışlar ile hareket etmeyi söylemde kalan demokratik standartlarına yakıştıran Atina'nın bu şekilde gidecek bir yolu da yok" dendi.
Bu uygulamalar kapsamında Dedeağaç ve Gümülcine'de vakıf mallarının yağmalandığı bilgisi de verilen görüşme notlarında oralarda yaşayan Müslüman ve Türklere adeta yaşam hakkı tanınmaz ve kendilerini ifade edecek her yol kapatılırken, ellerindeki avuçlarındaki her şey alınırken Türkiye'de ise tam tersi bir süreç işletildiğine vurgu yapılan toplantıda Ankara'nın kamusal alanda desteklediği isimleri adeta hedef haline getirdiğine dikkat çekildi.
Hükümetin sivil toplum kuruluşları üzerinden oluşan bilgi akışını ve raporlamaları daha iyi analiz etmesi istenen toplantıda bu konuda sahadan isimler ve siyasiler üzerinden çarpıcı örnekler verilirken bu durumun Yunanistan ve Batı Trakya için iyi sonuçlar oluşturmayacağı vurgusu yapıldı, Türkiye'nin sahada daha iyi tahliller yapması istendi.




ANKARA'YA ÖNERMELER

BRTK'nın Sinop toplantısında hükümete tavsiye olarak iletilmek üzere bir dizi öneride de bulunuldu. Bu önermelerin en başında yurt dışında, özellikle de Balkan ülkelerinde görev verilecek memurların görev alanlarında uzun soluklu kalmaları ve böylece bulundukları sahada uzmanlaşmaları idi. 
Resmi yazışmalarda kamu adına neyi yapıp yapamayacağımızın iyi belirtilmesi ve bilinmesi gerektiğine dikkat çekilen toplantıda Türkiye'ye neredeyse hasım olan, bu konuda aktif çalışma yürüten Balkanlı din görevlileri ile siyasilere yakın mesafe çok fazla iç içe görüntü sergileyen sözde bizim insanlarımıza dikkat edilmesi istendi.
Ankara da da bu konuda aymazlık yaşandığı ve hatta parlamentoda bazen dikkat çeken çıkışlar ile Türk ve Türkiye düşmanlarının eline koz verecek, onlara özerklik sağlayacak yasa önerilerinin sunulduğu belirtilen BRTK toplantısında Türkiye'de ekümenlik hayali kuranlara Türk Anayasa'sının aşılamaz bir duvar olduğu hatırlatıldı, Türk düşmanlarına, İslamiyet'e ve Türklüğe sövgü dolu söylemleri olanlara Türk vatandaşlığı verilmemesi istendi.

35 YILLIK YALAN DÜZENİ

Yunanistan Meclisi'nin de onayladığı 1913 Atina anlaşması hükümleri gereği o günlerde 1.5 müslümanı temsil eden Yunanistan Başmüftüsü'nün bir utanç durumu olarak ortada olmasına rağmen ve hatta Yunanistan'ın bunu Avrupa Birliği'nin de desteği ile engellemesi yüzünden hala seçilememiş olması ve hatta gündeme hiç getirilmemesi Türkiye'nin politik açmazı olarak degerlendirildi.
Aytunç Altındal'ın iddiaları ve İstanbul Başpapazı Melitos'un 22 Mayıs 1922 yılında İstanbul işgal altında iken Cumhuriyetin ilanından tam 14 ay önce Birleşmiş Milletler'e yaptığı başvuru da hatılatılarak konunun hassasiyeti dile getirilen toplantıda Batı Trakya'da adeta bir devrime ihtiyacımız olduğu vurgusu yapıldı.
Toplantıda Yunanistan ile ilişkilerde 35 yıllık yalan düzeninin sona erdirilmesi gerektiği belirtildi, 27 bin kilometre karelik Batı Trakya'nın özerklik statüsünün geçmişte Berlin Konferansı ile uluslararası hukukun da onayladığının iyi bilinmesi istendi.

KARŞILIKLI MÜTEKABİLİYET İLKESİ 

Atina'nın Türk, müsüman ve Türkiye karşıtlığı geçmişte Gümülcine Konsoloslugu'nun kapatılması talebi ile zirve yaparken o dönemin dışişleri bakanı Mesut Yılmaz'ın bu adımın karşılıgının Yunanistan'ın İstanbul başkonsolosluğunun kapatılması olacağının uyarısı iki ülke arasında olması gereken ilişkilerin temelini oluşturması esası ile hareket edilmesinin ve geleceğe bu pencereden bakılarak Atina-Ankara dengesinin saglanması da istenen toplantıda bu gidişle 10 yıl sonra Yunanistan'dan Türk konsolosluklarının bir bir kapanabilecegi uyarısında bulunuldu.
BRTK'nın da üyesi olan Karadeniz Rumeli Dernekler Federasyonu (KARDEF) bunyesindeki Sinop Mübadele ve Balkan Halkları Kültür Araştırmaları Dayanışma Derneği Başkanı ve BRTK yönetim kurulu üyesi Kenan Aral'ın ev sahipliğinde derneğimiz üyelerinden Yılmaz Güleryüz ve Osman Güleryüz' ün sahibi olduğu Güleryüzler Hotel'de gerçekleşen toplantıda Makedonya, Bulgaristan, Kosova ve Romanya da masada idi.
Sinop'ta tam bir Balkan fırtınası yaşanmasına neden olan etkinlik nedeniyle yapılan toplantılarda Bulgaristan seçimleri de irdelendi ve ortaya çıkan siyasi tablo Bulgaristan Türklüğü ve Müslümanları açısından analiz edildi.

BULGARİSTAN SEÇİMLERİ VE DURUM

Bulgaristan seçim sarmalında 5 yılda 8. defa gerçekleşen irade beyanına katılım yeterli olmasada önceki seçimlere göre oylamanın umut verici olduğu vurgulanan degerlendirmede çeşitli partilerden seçilmiş 18 Türk kökenli milletvekili için yetersiz ancak umut verici bir sayı yorumu yapıldı.
Bulgaristan seçmeninin mevcut partilere karmızı kart gösterdiği belirtilen degerlendirme raporunda seçmenin eskilere tepkisi vurgulanırken, cumhurbaşkanlığı görev süresinin bitimine 1 yıl kala istifa edip kurduğu siyasi hareket ile sandıktan 131 milletvekili çıkaran Rumen Radev'e yönelen ilginin iyi analiz edilmesi istendi.
Bulgaristan değerlendirme raporunun en dikkat çekici bölümü ise hiç kuşkusuz yapılacak seçimler öncesi İstanbul Kartal'da yapılan ve 20 dernekten 200 temsilcinin katıldığı istişare toplantısına aitti.
YETERSİZ SANDIK SAYILARI YAŞANAN İZDİHAM
Burada alınan kararlarda ne kadar isabetli olunduğuna işaret edilen görüşmede Başkan Mutlu "Derneklerimizin siyasallaşmamasını isterken ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. Son demokratik bir süreçte katılımımız hem Bulgaristan, hem de Türkiye'de en üst noktadaydı. İnsanımız sandığa gidip demokrasiye sahip çıktı. Ancak özellikle Türkiye'de yetersiz sandık sayısı nedeniyle izdiham yaşandı ve irademizin sandığa yansıması engellendi. Bu konuda tepkimizi ortaya koyduk ve yapılanın yanlış olduğunu beyan ettik. Ancak yine de uygulamada ısrar edildi. Bu konudaki yasal girişimlerimiz sürüyor. Bizim de desteklerimizle Balkanlarda Adalet, Haklar, Kültür ve Dayanışma Derneği'ni (BAHAD) yetkilisi arkadaşlarımız ombudsmana başvurdu. Bu sürecin tekrarlanmaması en büyük dileğimiz. Sayın Radev'den beklentimiz yüksek. Ülkede yaşam süren azınlıklar açısından yapılması gereken çok fazla iş var. Bu konuda parlamento zemininde yapılacak yasal düzenlemeleri önemsiyoruz. Bulgaristan Başbakanlığını üstlenecek olan Radev tarafından bu konuda yapılan açıklamayı önemsiyoruz. Bu açıklama bizi umutlandırdı. Kendisinden randevu talep ettik. Ziyaret edecegiz ve bu konulardaki beklentilerimizin ama başlıklarını sayın Radev'e ileteceğiz"dedi.

MAKEDONYA VE ROMANYA

Sinop toplantısında komisyon sorumluları tarafından BRTK yönetimine sunulan raporlarda Romanya'da istifa eden hükümetin yerine gelecek siyasi karar sorumlularının Avrupa yanlısı bir çizgide olması beklentisi dillendirilirken, burada bir 'tarih çalıştayı' yapılması önerisi yer aldı.
Kosova'da yaşanan Kurti - Osmani çekişmesinin ülkeyi yeni bir sürece ve seçim çıkmazına sürüklediğine işaret edilen ilgili ülke değerlendirme raporunda ise Kosova'yı temsil eden konfederasyon içindeki derneklerin sürece katkısının insanımız için ortaya çıkaracağı, siyasal, kültürel ve ekonomik faydalardan örnekler sıralandı.
Makedonya raporunda göze çarpan en önemli konu başlığı ise vatandaşlık başvurularında yaşanan belirsizlik ve şu andaki dosyaların onay sürecindeki gecikme idi. BRTK Genel Başkanı Sabri Mutlu bu konuda yönetim kuruluna yaptığı bilgilendirmede geçtigimiz aylarda göstermelik olarak onaylanan 50 'ye yakın dosyanın dışında Makedonya hükümetinin Türkiye'den yapılan başvurularda olumlu bir süreç başlatmadıgını söyledi.
Kuzey Makedonya İçişleri Bakanı Pance Toshkovski, Başbakan Hristijan Mickoski ve Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska Davkova'dan randevu talep ettiklerini ve önümüzdeki haftalarda bu ülkeyi ziyaret etmeyi planladıklarının bilgisini de veren Başkan Mutlu "Umudumuz bu haklı taleplerimizin ve aktaracağımız diğer sorunların çözümü noktasında yetkililerin iyi niyet adımı atmasıdır" dedi.

30 Nisan 2026 Perşembe

Sinop Osmanlı için acıklı ve hüzün verici bir sona, cumhuriyet için de yeni bir başlangıca ve çağa tanıklık etti









√  Kafkas cephesindeki yenilgimize giden ve Kırım'ın tıpkı Balkanlar gibi sonsuza dek elimizden çıkmasına, burayı yitirmemize neden olan deniz savaşı 30 Kasım 1853'te Sinop limanında yaşandı.
√ Cumhuriyet devrimlerinin en önemlisi olan harf devrimi de yine burada, bizzat cennetmekan 'ATA'mızın sunumu ve ögretisi ile 15 Eylül 1928 yılında Sinop'ta gerçekleşti.


Karadeniz'in incisi Sinop'a ayak bastığımda bende oluşan ilk duygu Kavala'da bulunduğum hissi idi. 
Türkiye'nin en küçük illerinden ve yaklaşık 70 bin insanımızın yaşadığı bu kentimiz yamaçlardaki yapılaşması ve bu binaların kademe kademe limana, yani kent merkezine doğru sıralanması ile tipik bir Kavala.
Dik yokuşlu, her an kayıp yuvarlanarak denize doğru düşeceginiz hissi veriyor cadde ve sokaklarının çoğu.
Sinop'ta sahil kesimi hariç kent turu atmak sporcu olmakla eş değer bir faaliyet demek.
Karadeniz kıyılarımızın bu şirin yerleşkesi
Mantısı (özellikle cevizli ve yoğurtlu), Nokul, Sırık Kebabı, tarihi cezaevi, doğa harikası Hamsilos Koyu ve el yapımı gemi maketleri ile meşhurdur. 
Ayrıca, Türkiye'nin en kuzey noktası olması ve mutlu şehir unvanı ile tanınır.
Sinop yarımadasındaki kent Boztepe Burnu'nun karayla birleşme noktasında yer alıyor.


HAMSİLOS KOYU TAM BİR GÜZELLİK ABİDESİ

Türkiye'nin kuzeydeki en uç noktası olan İnceburun ve Hamsilos Koyu Sinop'u zarif bir gerdan gibi süsleyen tarifi zor bir güzellik abidesi.
İnsanoğlu'nun daha ilk çağlarında yerleşke olarak tarih sahnesinde yerini alan kentin kuruluşu ile ilgili olarak birçok rivayet var.
Yarımadanın güney yönündeki iç liman ise rüzgarlara kapalı konumuyla ve sakin deniziyle güney Karadeniz'in en önemli limanı konumunda.
19. yüzyıla kadar tamamen ayakta duran surlardan ise günümüze çok azı kalmış.
Gelişimi sürekli olarak doğu yönündeki yarımadaya, Boztepe Burnuna doğru gerçekleşmiş olan Sinop buradaki Sarp ve dik yarları ile dikkat çekmekte.
Hıdırlık tepesinde 187 metre yüksekliğe ulaşan kentin bu konumu tarih boyunca denizden zaptedilmesini nerede ise imkansız kılmış.














TARİHİN EN ÖNEMLİ DENİZ SAVAŞI BURADA YAŞANDI

inop Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında süren Kırım Savaşı'nın en önemli çarpısmasına ve hatta en önemli deniz savaşına da tanıklık etmiş bir kentimiz.
Kafkas cephesindeki yenilgimize giden ve Kırım'ın tıpkı Balkanlar gibi sonsuza dek elimizden çıkmasına, burayı yitirmemize neden olan bu savaş 30 Kasım 1853'te gerçekleşiyor.
Tepelerden limana doğru baktığımda bu anları canlandırmaya çalıştım düş dünyamda.
Ruhum zaman diliminin bu anında tarihe, geçmişe doğru açılan pencereden esen soğuk rüzgarlar ile üşüdü.

Burada yaşadığımız baskında Ruslardan ağır bir yenilgi almış Deniz kuvvetlerimiz.
Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop'ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirmiş ve bir daha toparlanamamışız.
Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son savaş, gülle yerine humbara denen patlayıcı mermilerin kullanıldığı ilk çarpışma olan Sinop Baskını'nın bu nedenle özel bir yeri var tarihimizde.
Bu baskın Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansımış ve İngiliz basını olaydan Sinop katliamı olarak bahsetmiş.
Baskın İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri olmuş.
Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girmişler ve Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapmak durumunda kalmış ve akabinde de 30 Mart 1856'de Paris Antlaşması imzalanmış.


HÜZNÜN ANITI ŞEHİTLER ÇEŞMESİ 

Bu gün o savaşın acı hatırası Sinop'taki şehitliğimizde yatan askerlerimizin ve insanlarımızın anısına yaptırılan Şehitler Çeşmesi'nde yaşamakta.
Bu anıtın en önemli özelliği de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla inşa edilmiş olması.
Osmanlı-Rus savaşlarında top atışlarına tutularak yıkılan ve bu tarihten sonra iyice küçülerek kale içine çekilen şehir Cumhuriyet döneminde Balkan göçlerinin de etkisi ile yeniden büyümüş, bu günkü halini almış.
Hatta diyebilirim ki Sinop tarihin yetiştirdiği en büyük Rumelili ve Balkanlı olan ebedi liderimiz cennetmekan Mustafa Kemal Atatürk ile Türk devrim tarihinin kilometre taşlarının en önemlisini oluşturmakta.
Sinop'u çok sevdiği bilinen Mustafa Kemal ulusal kurtuluş savaşı öncesi Bandırma Vapuru ile Samsun'a gitmek üzere yola çıktığında 18 Mayıs 1919 günü Anadolu'ya karadan geçmek için Sinop Limanına uğramış, ancak o tarihte Sinop-Samsun arasında karayolu olmaması sebebiyle yolculuğuna gemiyle devam etmiş.
Milli mücadelenin kazanılması ve cumhuriyetin ilanından sonra sıra toplumsal olarak büyük atılımlar yapmamıza neden olan devrimlere geldiğinde de Sinop öne çıkmakta.
Yıllar önce bir Osmanlı subayı olarak kente gelen Atatürk bu kez 15 Eylül 1928'de İzmir vapuru ile yeni devletin kurucu lideri ve Cumhurbaşkanı olarak Sinop''a gelmiş ve baş öğretmen kimliği de kazandığı harf devrimini buradan başlatmış.
Dilbilimcilerin tarih itibarıyla en eski Türk alfabesi olarak da kabul ettiği ilk alfabemiz olan Göktürk (Orhun) Alfabesi ile aynı köke sahip Latin Alfabesi'ne geçişimizin büyük adımı bu kentte atılmış.

Kentte büyük coşkuyla karşılanan Atatürk bugün Sinop Öğretmenevi olarak kullanılan binanın önünde kurulan yazı tahtası başında halka yeni harfleri göstermiş, Türk harfleriyle dersler vermiş.
Atatürk'ün Sinop sevgisini "Ne olurdu Sinop'un yarı güzelliği Ankara'da olsa idi" sözleriyle ifade ettiği belirtilir.

27 Nisan 2026 Pazartesi

Sinop kalesinden bırakın denize atlayıp firar etmeyi Evliya Çelebi'nin anlatımında olduğu gibi kuş olsanız uçamazssınız



Türkiye'de 'Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz' şiiri ve türküsünü bilmeyen yok gibidir. 
Sabahattin Ali'nin bu ünlü eseri Sinop cezaevinde kaleme aldığını ise bu kentte yaşam süren mübadillerin akıbetinin bilinmediği gibi çok az kişi bilir. 
Sinop ziyaretimizde Kenan Aral başkanımız ile arkadaşlarının hazırladığı muhteşem program sayesinde adeta zamanın durduğu girenin neredeyse bir daha çıkamadığı, kuş bile uçurtulmayan, tutsaklarının adeta öyküleştiği ve bu gün koğuş duvarlarında anlatıldığı tarihi Sinop Cezaevi'ni de ziyaret ettik. 
Bugün bir müze olarak hizmet veren eski kalenin AB fonları ile kültürel bir kimliğe dönüştürülmesi iyi de olmuş. 
Ancak ben ziyaret öncesi yine de bir ikilem yaşadım. 
Gitmek, görmek istemedim. 
Bir hüzün bulutu geçti yüreğimden. 
Oldum olası cezaevlerini sevmem. 

Bir insana yapılabilecek en büyük kötülüktür tutsak edilmek. 
Özgürlüğünden mahrum etmek. 
Hak etmeyen yokmu dur? 
Elbette vardır. 
Ancak ben bu konuda geçmişten gelen bir duygusal açmaz yaşadım.
Delikanlılığım günlerimde ilk ezberledigim türkü idi 'Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz'.
Hatta diyebilirim ki tamamını ezbere bildiğim tek eserdir.
Ünlü şairimiz Sabahattin Ali'nin Sinop Cezaevi günlerini bilmesem de orada tutulduğu gerçeği yüreğimi burktu ve ikilem yaşamama neden oldu.
Bir de tabi kim bilir kimlerin burada hapis yattığı, eziyet çektigi, hatta işkenceye tabi tutulduğu fikri ruhumu kararttı.
Ancak tüm bu düşüncelerime rağmen arkadaşlarımın ardından ben de kompleksin kapılarından, o farklı, antik çağlara açılan büyülü geçitten geçerek içeriye adım attım.

KUŞ BİLE UÇURTULMAYAN YER

Gördüklerimden, rehberimizin anlattıklarından etkilenmemek mümkün değildi.
Sinop Cezaevi Müzesi kapıdan içeriye adım atanda nasıl bir etki bırakırsa bıraksın, hangi düşünceleri oluşturursa oluştursun mutlaka görülmesi gereken bir yer.
Bir zamanlar filmlere de konu olmuş, mekanlık yapmış Tarihi Sinop Kapalı Cezaevi ya da resmi adıyla Tarihi Cezaevi, bir dönem Anadolu'nun Alcatraz'ı olarak tanınmış.
1999 yılında kapatılmış ve 2000 yılında da müzeye çevrilmiş.
2020'de yerleşkenin içi ve çevresinde restorasyon çalışmalarına başlanmış sonrasında da bir Avrupa Birliği projesi kapsamında bu günkü halini almış.
Üç yanı deniz olan ve tarihi Sinop Kalesi duvarlarının içerisinde yer alan cezaevine ev sahipliği yapan kale, yaklaşık 4 bin yıl önce Gaskalılar tarafından inşa edilmiş.
Yunanlılar, Pontuslular, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar kendi dönemlerinde kaleyi korumuş ve güçlendirmişler. 

Kalenin cezaevi olarak kullanımına ait en eski belgeler ise 1568 yılına ait.
Evliya Çelebi seyahatnamesinde bu zindanı şöyle anlatmakta;

"Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar."

İç kalenin resmi olarak zindana dönüşmesi ise 1887 yılında olmuş. 
O dönem Sinop Mutasarrıfı olan Veysel Paşa yeni binalarla birlikte bir de hamam ekletmiş komplekse, akabinde de 1939 yılında çocuk hapishanesi olarak kullanılmak üzere bir bina daha yapılmış.
Sabahattin Ali, “Duvar” adlı öyküsünde Sinop Cezaevi'ni şu sözlerle anlatmakta;

“Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş odalarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasında yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak bakarlar ve hemen uzaklaşırlardı.”

Kompleksi gezerken duvarlardan birinde anlatılan ve mahkumun burada zaman algısını yitirdiği yazıyı olayı daha iyi anlayabilmek adına özellikle aktarmak isterim;

HÜCREDE ZAMAN ALGISINI KAYBETMEK

"Unutulmak

Rutini Kaybetmek ve Yeniden Bulmak

Gün ışığından yoksun bu dar ve penceresiz alanlarda zamanın akışı belirsizleşir. 
Ne sabahı haber veren bir ışık süzmesi ne de akşamı işaret eden bir gölge vardır. 
Yalnızca yemek vermek için uğrayan gardiyanın ayak sesleri... ritim yok, rutin yok, onu dış dünyaya bağlayacak hiçbir veri yok. 
İşte bu koşullar altında, zaman algısı da yavaş yavaş silinir insanın. 
Ve yerini mutlak bir yalnızlığa bırakılır.

Hücreler bitişiktir birbirine. 
İçeride kalan kişi, yan hücrede bir başkasının varlığını ancak sesle duyumsayabilir. 
Bu sessizliğin içinde geçen zaman giderek belirsizleşir. 
Hafizada dahi iz bırakmayan bir süreksizlik hâkim olur. 
1, 3, 5, 10. Kimse sayamaz kaç gün kaldığını hücrede... 
Ne zaman ve nasıl geldiğini. 
Öyle ki, bazı mahkûmların varlıkları bile unutulur.

Günler geçer, yeni bir şey olmaz hücrede. Konuşulanlar ya dündür ya yarın. 
Zaman askıda kalır böyle anlarda. 
Tıpkı çoğalan saatlerin ritminin birbirine karıştığı gibi, hangisine bakacağını bilemez ziyaretçi ve sonunda takip etmeyi bırakır. Ritim artık bir şey ifade etmez. 
Tıpkı hücrede zaman algısını kaybeden mahkûmun yaşadıkları gibi."


Sabahattin Ali'nin Sinop Cezaevi ile tanışma sürecinin öyküsü ise şöyle.

ATATÜRK'E HAKARET İDDİASI

 Aydın’da öğretmen iken dönemin yönetimine karşı faaliyetlerinden dolayı yargılanan ve üç ay mahpus yattıktan sonra da sürekli takibata, baskıya maruz kalmış bir muhalif olan Sabahattin Ali yazdığı bir şiirde Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle 1932 yılında tutuklanır.
Bir yıla yakın hüküm giyen Ali, Konya ve Sinop Hapishanelerinde yatar ve 1933’te de memuriyet kaydı silinir.
29 Ekim 1933’te Cumhuriyet’in onuncu yılında çıkarılan afla hapisten çıkan Sabahattin Ali cezaevinde iken Mustafa Kemal Atatürk'e affedilmesini talep eden bir mektup yazar ancak bu isteği kabul görmez.
Olayın içeriği ve tarihsel süreci ile ilgili şu bilgileri vermemiz konunun anlaşılması için yeterli olacaktır.
Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf isimli romanı, 1937’de yayınlanmadan önce Cemal Kutay’ın sahibi olduğu Yeni Anadolu gazetesinde tefrika edilir. 
Gazetelerde bu tür hikaye ve romanların yazı dizisi olarak yer alması bu günün diliyle söyleyecek olursak, TV dizileri gibi hararetle takip edildiğinden, hatırı sayılır bir okur kitlesi olur romanın, dolayısıyla da Cemal Kutay’ın gazetesinin. 
Gazete bu yayından dolayı bir hayli tiraj alırken, bir süre sonra Sabahattin Ali, parası ödenmediği gerekçesi ve Cemal Kutay’ın fikri yapısıyla düştüğü anlaşmazlıktan dolayı eserinin gazetedeki yayınını sonlandırır.
Gazetenin tirajı da doğal olarak büyük bir düşüş yaşar.
Cemal Kutay bu durum karşısında büyük bir ihtimalle, intikam duygusuyla hareket eder ve yukarıda geçen Memleketten Haber şiirinin okunduğu iddia edilen bir dost ortamı sohbetini muhbirlerin de etkisiyle ihbar eder. 
Ancak Sabahattin Ali bu durumu ve bu şiiri okuduğunu reddeder ve cezası nedeniyle tutuklu bulunduğu Konya Cezaevi’nden Atatürk’e hitaben şu mektubu kaleme alır;

"Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine,
Zât-ı âlinizi îmâen ve telmihen tahkiri mutazammın (imâ ve kastederek hakaret eden) bir şiiri yazmış ve okumuş olmak cürmü ile bir sene hapse mahkûm edildim. Mahkeme zabıtlarının sathî bir tedkiki bile bu kararın nasıl bir zihniyetin tesiri altında verildiğini isbat edebilir. Fakat, Temyiz Mahkemesi tarafından tasdik edilmiş olması, hükmün isabetsizliğine dair daha çok söz söylemekten beni alıkoymaktadır. Beni en çok üzen yediğim ceza değil, sizin büyük isminizin şahsî intikam vasıtası olarak kullanılabilmesi ve buna müsamaha edilmesi keyfiyetidir. Kablî (önfikirli) hükümlerden, sakat düşüncelerden ve lüzumsuz korkulardan uzak bir heyete her zaman kabahatsizliğimi ispat edebilirim.
Fakat bütün bunlara lüzum kalmadan işi sizin yüksek kararınıza bırakmayı tercih ettim: ‘Ben böyle bir şey yapmadım’ diyor ve buna inanmanızı rica ediyorum. Benim şimdiye kadar yalan söylediğim görülmemiştir. Ne karakterde bir adam olduğum da Maarif Vekâleti’nden sorulabilir. Herhalde bana inanacağınızı ümit ediyorum. Şimdilik kendi sözlerim ve teminatımdan başka müeyyidesi (yaptırımı) olmayan bu iddiam inanılacak kuvvette görülmediği takdirde yine size müracaat ediyor ve affımı rica ediyorum. Eninde sonunda hakkımı ispat edeceğimi bilmesem böyle bir ricada bulunmazdım. Beni affedecek kadar büyük ve iyi kalpli olduğunuzdan eminim. Ellerinizden öperim efendim. 14 Nisan 1933. 
Konya Hapishanesi’nde mevkuf, Konya Muhtelit Orta mektep Almanca Muallimia Sabahattin Ali”

Ancak buna rağmen affedilmez ve cezasının kalan kısmını tamamlaması için Sinop Cezaevi'ne gönderilir.




Sabahattin Ali'nin her eseri edebiyat tarihimizde büyük yankı uyandırmıştır ancak şüphesiz en ünlüsü 'Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz' şiiridir.
Daha sonraki zamanlarda bestelenip bir çok sanatçı tarafından da seslendirilen eseri buraya almamak olmazdı.
Çünkü kompleks bu şiir ile daha da ünlenmiş.
Ancak ben özellikle inceledim.
Buradan firar eden hiç oldu mu bilmiyorum ama bırakın denize uçup 3 gün 3 gecede Rize'ye ulaşmayı Evliya Çelebi'nin dediği gibi buradan kuş bile uçmamıştır.
Bu dizeler olsa olsa Sabahattin Ali'nin özgürlüğe, adalete olan özlem ve düşlerinin satırlara yansımasıdır.

  • Sene 341 nefsime uydum
    (Yıl 1341 nefsime uydum)
    Sebep oldu şeytan bir cana kıydım
    Katil defterine adımı koydum
    Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

    Sen üzülme anam dertlerim çoktur
    Çektiğin çilenin hesabı yoktur
    Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
    Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

    Çok zamandır çektim kahrı zindanı
    Bize mesken oldu Sinop'un hanı
    Firar etmeyilen buldum amanı
    Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

    Sinop kalesinden uçtum denize
    Tam üç gün üç gece göründü Rize
    Karşıki dağlardan gel oldu bize
    Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

    Bir yanımı sardı müfreze kolu
    Bir yanımı sardı Varilcioğlu
    Beş yüz atlı ile kestiler yolu
    Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz




Sabahattin Ali'nin Sinop'taki tutsaklığı, o günlere ait anılar ve onun yattığı koğuş ile adına düzenlenen bölüm ziyaretimde en çok etkilendiğim alan oldu.
Evet tarihi mekan ile ilgili anlatmak istediklerimizin hepsini satırlara dökmeye kalksak ciltler dolusu kitaplara sığmayacak.
Ancak ben burada yatan bazı ünlü isimleri de aktararak yazımın bu bölümünü bitireyim.
Kırım Hanı II. Devlet Giray, Gürcü Nusret, Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Ahmet Bedevi Kuran, Ruhi Su, Burhan Felek, Zekeriya Sertel, Refi' Cevad Ulunay, Celal Zühtü Benneci, Hüseyin Hilmi, Osman Cemal Kaygılı, Kerim Korcan ve Osman Deniz bu cezaevinde yatmış bazı ünlü isimlerdir.

SABAHATTİN ALİ'NİN BİR YANI BALKAN TÜRKLÜĞÜDÜR

Şimdilerde kitapları on milyonlar satan, Balkan Türklerinin yetiştirdiği en tanınmış yazar ve şair Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907'de o dönem Osmanlı İmparatorluğu toprağı olan Bulgaristan'ın Gümülcine sancağına bağlı Eğridere (şimdiki Ardino) ilçesinde doğmuştur. Yazarın, soyu baba tarafından Trabzon'un Of ilçesine, anne tarafından ise Bulgaristan'ın Lofça iline dayanmaktadır.
Edebî kişiliğini toplumcu gerçekçi bir düzleme oturtarak yaşamındaki deneyimlerini okuyucusuna yansıttı ve kendisinden sonraki Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir figür hâline geldi. Daha çok öykü türünde eserler verse de romanlarıyla ön plana çıktı; romanlarında uzun tasvirlerle ele aldığı sevgi ve aşk temasını, zaman zaman siyasi tartışmalarına gönderme yapan anlatılarla zaman zaman da toplumsal aksaklıklara yönelttiği eleştirilerle destekledi. Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940) ve Kürk Mantolu Madonna (1943) romanları Türkiye'deki edebiyat çevrelerinin takdirini toplayarak hem 20. yüzyılda hem 21. yüzyılda etkisini sürdürdü.
Bir dönem memurluktan ihraç edildi ancak Atatürk hakkında yazdığı bir şiirden dolayı yeniden devlet kurumlarında görevlendirildi. Ayrıca kendisine yüklenen sosyalist algısını kırmak için de Esirler adlı bir oyun kaleme aldı.
Hayatının son yıllarında Türk milliyetçileriyle yaşadığı tartışmalarla da öne çıktı, özellikle Türkçü-Turancı yazar Nihal Atsız ile yaşadığı gerilim giderek artarak Irkçılık-Turancılık Davasının bir parçası oldu. Bu dönemde Aziz Nesin'le beraber çıkardığı Markopaşa dergisinde siyasileri eleştirmesi yüzünden çeşitli davalarla uğraşmak zorunda kaldı. Hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği bir dönemde Türkiye'den ayrılmak istedi ve Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçelerle öldürüldü.

25 Nisan 2026 Cumartesi

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu olarak bulunduğumuz Sinop'ta mübadillerin bugün pek bilinmeyen, belki de hatırlanmak istenmeyen geçmişi ile yüzleştik

Türkiye'de ve Balkan Rumeli Türklerinin tarihine veya kültürel mirasına dair bir çok akademik çalışma, panel ve seminer düzenlenmiştir ve bir çok da basılı eser bulunmaktadır.

Bu konudaki yayınlar da eminim onbinlerle ifade edilebilecek boyuttadır.

Ancak özellikle de Sinop'ta yaşam süren Balkan Türkleri hakkında çoğumuz bilgi sahibi değilizdir.

Hatta antik çagın ünlü filozoflarından Diyojen'in Sinoplu olduğundan bile bi haberiz.

Sürgüne gönderildiği Atina'da gündüz vakti fenerle dolaşıp 'dürüst bir adam aradığını' söyleyen bu Sinoplu, tarihe yön vermiş eski zaman insanlarından Büyük İskender'e de "güneşime gölge etme başka ihsan istemem" diyecek kadar da cesurdur.

Bu gün Sinop Kalesi'nde bulunan 5.5 metre boyundaki anıtı ile kente gelenleri elinde fenerle karşılayan Diyojen kendisi gibi sürgün olan Balkan Rumeli Türkleri'nin, yani mübadillerin karanlık tarihini de aydınlatabilse insanoğlunun en acı geçmişi de biraz daha iyi anlaşılırdı.

Doğdukları topraklardan sürgün edilen, yolda yaşamını yitirenlerin denize atıldığı, onbinlercesinin mezar taşı dahi olmayan mübadillerin torunları tarafından karşılandığımız Sinop'un bugün pek bilinmeyen, belki de hatırlanmak istenmeyen geçmişi ile yüzleştik Sinop ziyaretimizde.

TRAJİK GEÇMİŞİMİZİN İZLERİ SİNOP'TA HALA CANLI 

Evet.

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) Nisan ayı olağan yönetim kurulu toplantısı için hafta sonu Sinop'taydık.


BRTK'nın da üyesi olan Karadeniz Rumeli Dernekler Federasyonu (KARDEF) bünyesindeki Sinop Mübadele ve Balkan Halkları Kültür Araştırmaları Dayanışma Derneği
 
Başkanı ve BRTK yönetim kurulu üyesi Kenan Aral'ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantı nedeniyle Sinop'ta tam bir Balkan fırtınası yaşandı.

Makedonya, Bulgaristan, Yunanistan gibi Balkanların kadim Türk yerleşimlerinden buraya, Sinop'a sürgün edilen ve kaybedilen vatanlarında kıyıma uğramamak için can korkusu ile bu bölgelerden anayurda göç edip Sinop'a yerleşen atalarımızın Türkiye'de başta sosyal hayat olmak üzere, ekonomik,  siyasi ve idari yaşama kattıkları değeri bir kez daha gözlemledik.

Özellikle Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan mübadele ile 1923 yılında bölgeye gelen, Rumeli ve Balkan insanının trajik geçmişinin izleri Sinop'ta hala taze ve canlı.

Bu insanlarımız Sinop'un kültürel dokusuna adeta imza atmış.

Sinop Mübadele ve Balkan Halkları Kültür Dayanışma Derneği gibi güzide yapılar aracılığı ile bize geçmişimizden hüzünlü bir gülümseme ile el sallıyor.

Ve kentte hala geleneklerini sürdürüyor. 

En önemlisi de akademik çalışma yapan genç nesillere adeta bir müze olan dernek binaları aracılığı ile katkı sağlıyor.

19. hatta 20. yüzyılda Balkanlar'dan Anadolu'ya göçle gelen, sürgün edilen insanlarımızın ektiği tohumlar bu gün kurumsal bir çınara evrilmiş.

Evlatları onların anısını yaşatabilmek için canla, başla gece gündüz demeden, bıkmadan, yorulmadan çalışıyor 

Atalarının geldikleri bölgelerden buraya taşıdıkları kadim Türk kültürünü, Türk dil özelliklerini ve geleneklerini Sinop'ta yaşatmaya devam ediyorlar.

Bu göçmen torunları kent insanı ile kaynaşmış, kendilerini adeta yoktan var ederek,  kültürlerini koruyarak,  gerek iş dünyasında, gerekse de sosyal hayatta çalışkanlıkları, dürüstlükleri ile Sinop'ta çok iyi yerlere gelmişler.

Bu nedenle Balkan Rumeli Türkleri olarak gururluyuz.

ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINDA VE CUMHURİYET TARİHİNDE BİZİM DE İMZAMIZ VAR

Bir gururumuz da cumhuriyetimizin kurucusu, ebedi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk gibi onunla birlikte vatanı kurtarmak için Bandırma vapuru ile Samsun'a çıkan 48 kişiden neredeyse yarısının Balkan Rumeli kökenli olması.

Birçok kişi bugünkü nüfus yapımızın içerisinde azımsanmayacak bir çoğunluğu temsil eden bizlerin 80 milyonluk Türkiye nüfusunun yarıya yakınını oluşturduğumuzu da pek bilmez.

Ve neredeyse 5 milyon insanımızın bu günkü Balkan diasporasının ana köklerini oluşturduğunu ve 1912 ile 2000'li yılların başına kadar çeşitli tarihlerde Balkanlar'dan Anayurda geldiklerini de bilmez.

Bu göç dalgası yoğun olarak başta Sinop olmak üzere Adana, Balıkesir, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kırklareli, Kocaeli, Manisa, Mersin, Niğde, Nevşehir, Samsun, Tokat ve Tekirdağ'ı etkilemiş insanlarımız gerek o dönemki  hükümetlerin iskânı ve gerekse de kendi hür iradeleri ile yeni hayatlarını bu kentlerinizde inşa etmişlerdir.

Osmanlının Balkan faciasını bu gün kaçımız biliyor, konuşuyor, dillendiriyor ve yaşıyor.

Şevket Süreyya Aydemir'in 'yangın" halindeki Osmanlı'dan, genç Cumhuriyet'in getirdiği 'serinliğe' geçişi anlattığı ve kimliğimizi sorguladığı 'Suyu Arayan Adam' romanında ifade ettiği gibi Osmanlı olarak gittiğimiz ancak Türk olarak geri döndüğümüz Balkanlardan ve geçmişimizden kaçımız haberliyiz.

Mesela kaçımız Beşiktaş'ın forma renkleri olan siyah beyazın ulus olarak Balkanları kaybedişimizin anısını yaşattığını biliyor, ya da Atatürk'ün okuduğu bir kitabın sayfalarına kaybedilen kadim Türk yurdu Balkanlar için "Bir gün geri dönecek" notu düştüğünü.

İlber Ortaylı'nın Aktarımı ile Atatürk Balkan Savaşları'ndaki mağlubiyeti (Balkan bozgununu) hiçbir zaman tam olarak hazmedemediğini belirtmektedir.

Bunu bugün kaç Türk genci biliyor.


Evet, Diyojen'in fenerinin tarihimizin karanlık yanını aydınlatabilmesi için bilgiye, yani çok okumamıza ve iyi bir entellektüel birikime ve bunu da görev alacağımız sivil toplum kuruluşlarımızda yapacağımız çalışmalar ile hayata geçirmemize ihtiyacımız var.

'BİR GÜN GERİ DÖNECEK NOTU' SADECE HÜZÜNLÜ BİR VEDA DEĞİL KADİM TARİHİMİZE DUYULAN SADAKATİN DE BİR İFADESİDİR

Balkanlar, tarihi boyunca biz Türkler için derin özlemlerin, 'gitmek' ve 'kalmak' ikileminin, ayrılıkların ve yeniden kavuşma umutlarının coğrafyası olmuştur. 
Cennetmekan 'Ata'mızın Balkan coğrafyasına veya Balkanlar'dan ayrılanlara yönelik tarihe kayıt düştüğü "Bir gün geri dönecek" notu, hem hüzünlü bir veda hem de köklerimize, kadim tarihimize duyulan sadakatin bir ifadesidir.
Balkanlar tarih boyunca Türklere sadece yurt değil aynı zamanda Batı'ya, yani Avrupa'ya, oradan da Kuzey'e açılan stratejik bir kapı olmuştur.
Bütün Türk kavimleri bu coğrafyayı yurt olarak tutmuş, yerleşmiş ve hala da milyonlarcası yaşam sürmektedir.
Balkanlar aynı zamanda Anadolu için de bir 'ön kapı'dır. 
Dokayısı ile biz Türklerin bu topraklardan vazgeçmesi, gönül bağını koparması düşünülemez, söz konusu bile edilemez.
Bu bölgenin dağında taşında, her karışında Türkün imzası, alın teri, döktüğü kanlı gözyaşı vardır.
Buraların bizim gözümüzde hala yurt olarak görülmesi ve orada yaşam sürmüş ancak yaşanan 'Balkan felaketi' sonrası Anadolu'ya gelerek Cumhuriyet'in kuruluşunda rol oynamış atalarımız tarihsel bir iade-i itibar beklemektedir.
Türke ait bu kadim coğrafya sadece Müslüman Türklerin değil, başta Hristiyan Türk kardeşlerimiz olmak üzere inancı, yaşamı ile tarihe yön vermiş her Türk kavminin yurdu olmuş.
Bunu ben söylemiyorum.
Sadece Prof. Dr. Fritz Neumark'ın "Türkler pek farkında değil ama Avrupalılıar şu gerçeğin farkındadır.Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih diye bir şey kalmaz" tespitine katıldığımı ifade ediyorum.
Yani insanlık tarihinden Türkleri çıkarma, yok etme fikri ile geçmişte Balkanlarda insanımıza yaşatılan zulüm, yok etme amaçlı katliamlar ve Türksüz bir tarih yaratma çabası her daim olduğu gibi gelecekte de ters tepecektir.
İnsanlık var oldukça 
Türksüz bir dünya da olmayacak.
Bunu gözüne kan bürümüş, milletimizi kendine hasım gören her etnik yapının bölmesinde fayda var.

Sinop'ta mübadillerin günümüzde pek bilinmeyen, belki de hatırlanmak istenmeyen geçmişi ile yüzleştik

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Nisan ayı olağan toplantısı için Sinop'tayız. 

Doğdukları topraklardan sürgün edilen, yolda yaşamını yitirenlerin denize atıldığı, onbinlercesinin mezar taşı dahi olmayan mübadillerin torunları tarafından karşılandığımız kentin günümüzde pek bilinmeyen, belki de hatırlanmak istenmeyen geçmişi ile yüzleştik.

İsmail KORKMAZ'ın yazısı yakında www.balkanhaber.blogspot.com'da

23 Nisan 2026 Perşembe

Yunanistan’da 13 vekilin dokunulmazlığı kaldırıldı



AB tarım desteklerinde yolsuzluk şüphesiyle yürütülen soruşturma kapsamında, iktidardaki Yeni Demokrasi partisinden 13 milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırıldı; süreç Avrupa Kamu Savcılığı’nın başlattığı geniş kapsamlı dosyaya dayanıyor.

Avrupa Birliği’nden (AB) sağlanan tarım desteklerinin dağıtımında yolsuzluğa karışmış olabileceği şüphesiyle 13 Yunan milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırıldı.
Yunan Devlet Televizyonu ERT’nin haberine göre, AB’den sağlanan tarım desteklerinin dağıtımında yolsuzluk şüphesiyle Avrupa Kamu Savcılığı Ofisi tarafından başlatılan soruşturmada adı geçen 13 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması için Yunanistan Meclis Genel Kurulunda oylama yapıldı.
Oylama sonucunda, iktidar partisi Yeni Demokrasi’den 13 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verildi.
Oylamaya, 300 sandalyeli parlamentoda 288 milletvekili katıldı. Her bir milletvekili için yapılan ayrı ayrı oylamalarda dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde oy kullananların sayısı 2 milletvekili için 285, 10 milletvekili için 286 ve bir milletvekili için 287 oldu.
Söz konusu milletvekilleri de yargı karşısında aklanabilmek gerekçesiyle kendi dokunulmazlıklarının kaldırılmasını talep etti.
Savcılık, “Yunanistan’da AB’den sağlanan fonlarla Yunan çiftçilere verilen tarım desteklerinde yolsuzluk yapıldığı” şüphesiyle Mayıs 2025’te soruşturma başlatmış, bu nedenle Haziran 2025’te 1 bakan ve 3 bakan yardımcısı istifa etmişti.
Avrupa Kamu Savcılığı Ofisi, bu ay başında soruşturma kapsamında 11 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasını talep etmiş, 2 milletvekilini de görevi kötüye kullanmak şüphesiyle Yunan yargısına sevk etmişti.
Ardından dosyada adı geçen 2 bakanın hükümetten istifa ettiği ülkede 3 Nisan’da kabine değişikliğine gidilmişti.
Yolsuzlukların araştırılması için çiftçilere yönelik ödenekler de askıya alınmıştı.

Ebedi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün 17 Ekim 1922 Bursa ziyaretinde kendisini karşılayan çocuklara yaptığı konuşma tarihe düşülen en önemli nottu


Ebedi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk 17 Ekim 1922 Bursa ziyaretinde kendisini karşılayan çocuklara şöyle seslenir ;

"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler geleceğimizin gülü, yıldızı, talih ışığısınız. Memleketi asıl aydınlığa sizler kavuşturacaksınız..."

Lider, yüksek sesle sordu:

"Çok çalışacaksınız değil mi?"

Çocuklar, hep bir ağızdan bağırdılar: "Söz!"

Atatürk, devam etti:

"Arkadaşlarımla birlikte ne yaptıysak, sizler için yaptık. Sizin mutluluğunuz, onurunuz için yaptık. Başınız dik gezin, kimsenin kulu kölesi olmayın diye yaptık.

Bir daha bu acı günleri yaşamayın diye yaptık. Ödülümüz, sizin temiz, güzel sevginizdir."

★★

Konuşma bittiğinde, lider duygulanır, gözleri dolar.

Yanında duran Fevzi Paşa'nın da (Çakmak) gözlerinden yaşlar süzülür.

Naim BABÜROĞLU'nun yazı www.sozcu.com.tr'de