19 Mayıs 2026 Salı

OKUDUKLARINIZA İNANAMAYACAKSINIZ!


Hurşit Adası‘nı bilir misiniz; İstanbul’daki Büyükada’nın beş milli büyüklüğündedir!
Koyun Adası‘nı bilir misiniz; İzmir’in hemen burnunun dibindedir!
Lozan’da hararetli tartışmalara neden olan Eşek Adası‘nı bilir misiniz; Aydın il sınırları içindedir.
Gir vikipedi’ye, yaz ‘’Bulamaç’’ diye; karşına ‘’Farmakos’’ çıkar; ‘’Oniki Ada’ya bağlı küçük ada’’ imiş!
Oysa… Bu dört ada ve Ege Denizi’ndeki Fornoz, Nergizçik, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık Türk adalarıdır.
Keza… Akdeniz’deki Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi de Türk adalarıdır!
Tamı tamına 16 ada…
Lozan Antlaşması’na göre Türk adaları. Lozan Antlaşması’nın ekli 2 No’lu haritada her şey çok açık ve altı kırmızı ile çizili. Görülüyor ki bu adalar, Türkiye Cumhuriyeti egemenliği altında.
Artık değil!…
AKP iktidarıyla birlikte hepsi tek tek Yunanistan tarafından işgal edildi!
Kardak Kayalığı için 1996’da Yunanistan’la savaşın eşiğine gelen Türkiye, 2004 itibariyle 16 adayı sessiz sedasız kaybetti!
Lozan Antlaşması’na göre, Türkiye’nin savaş borcu 84 milyon, Yunanistan’ın borcu 11 milyon ve İtalya’nın borcu 243 bin lira idi. Türkiye mevcut bu 16 ada dahil olmak üzere tüm borçlarını ödedi!
Parasını verdiği adalar Türkiye’nin elinden alındı.
Ayrıca… Adalara salt büyüklük açısından bakmak yanlıştır; çünkü deniz ve hava hukukuna göre adaların etrafında 6 millik karasuları ile hava sahası var. Ayrıca karasularına ilave olarak bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge de bulunmaktadır. 
Yani…
Kaybedilen 16 ada ile birlikte Yunanistan’ın kıta sahanlığı 7 bin kilometrekareye çıktı!
Böylesine vahim bir olay nasıl gerçekleşti?
AKP ihmali mi? Yoksa ne?..
İşgali gün yüzüne çıkaranlardan biri olan emekli Kurmay Albay Ümit Yalım diyor ki: ‘’AKP Hükümeti Avrupa Birliği (AB) müzakerelerinde gün almak için adaların Yunanistan tarafından ele geçirilmesine göz yumdu!’’
Yunan işgalinin başladığı yıl, 2004 idi.
Peki bu yıl neler yaşanmıştı?
O yılın gündem konusu, Annan Planı idi; BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan Kıbrıs’ın tek parça bağımsız bir devlet olması teklifini getirmişti. 
Rauf Denktaş‘ın plana karşı çıkması üzerine Erdoğan’ın neler dediğini anımsayınız!..
Nisan ayında her iki tarafta yapılan referandum sonucunda plan hayata geçirilemedi. 
Ne tesadüf, hemen Güney Kıbrıs, 1 Mayıs’ta AB’ye alındı.
Ayrıca…
O yıl, 17 Aralık 2004’te AB, Türkiye ile müzakerelere başlama tarihi aldı.
Bak sen!.. 
AB üyesi olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye’yi veto etmemişti!
Emekli Albay Yalım, “Ekim-Kasım 2004’te Eşek ve Bulamaç Adaları’nda inşaat faaliyetlerinin başladığı, belediye, polis ve ilk yardım teşkilatı kurulduğu, Yunan Bayrağı çekildiği, silahlı asker, araç, gereç ve hücumbot yerleştirildiğini’’ tespit etti!
Ve… Ne tesadüf! 
Yunan işgali sürerken Kardak kahramanları kumpasla Silivri Cezaevi‘ne dolduruldu; Deniz Kuvvetleri’nin eli kolu bağlandı!..
Bugün…
Girin bakın Genelkurmay internet sitesine, Ege’de hava sahası ihlali sıfır görünüyor. Çünkü artık, hava sahası ihlalleri ve kara sınırı ihlalleri yayınlanmıyor!
Niye? Çünkü:
Yunan işgali, bir Yunan askeri helikopterinin 31 Aralık 2008 günü, Türk hava sahasını ihlal etmesiyle ortaya çıktı. Yunan askeri helikopterinin Bulamaç Adası bölgesinde, Türk hava sahasını ihlal ettiği haberi, Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde aynı gün yayınlanarak kamuoyuna duyuruldu. 
Gerginlik oldu ve bir gün sonra Yunanistan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı Bulamaç Adası’na gitti.
Ardından Eşek Adası‘na gitti. 
Ege Ordusu’nun burnunun dibindeki Koyun Adası‘nda Yunan Bayrağı dalgalandırıldı. Vs…
Açıkça bu bir meydan okumaydı. 
Türk tarafından ne oldu dersiniz?
Bir general ve bir büyükelçi hava sahası ihlali haberinin Genelkurmay internet sitesinden çıkarılmasını sağladı. 
Ve o general AKP tarafından 2011’de milletvekili yapıldı. 
Büyükelçi ise Brüksel’e NATO Daimi Temsilciliği görevine atandı!
(Soner YALÇIN)

Türkiye'den Yunanistan'a düşmanlıktan vazgeçerek Yunan gençlere tarihi doğru anlatma, eğitim müfredatından da Türklere yönelik kin ve nefret söylemlerinin kaldırılması çağrısı




Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı Yunanistan'a uyarıda bulunarak düşmanlıktan ve bu amaçla yürütülen eğitim programları ile faaliyetlerden vazgeçme çağrısı yaptı.

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri kapsamında yapılan açıklamada Yunanistan hükümeti uyarılarak açıkça  Türk düşmanlığı ve Türkiye'nin işgali demek olan 'megali idea' düşüncesinden ve bu amaçla eğitim müfredatına konan derslerden vazgeçilmesi istendi.
Bu sakat düşüncelerin hayata yansıması olan ve Lozan Barış Antlaşması’nın 59. maddesinde kayıt altına alınan Yunan ordusunun Anadolu'da işlediği savaş suçları ve yaptığı mezalim de hatırlatılan açıklamada Yunan makamlarının siyasi kaygılarla tarihi istismar etmekten vazgeçmesi ve Yunan gençlere 1821 yılında Tripoliçe katliamından başlayarak Türklere ve diğer etnik gruplara karşı işlenen vahşet suçlarını doğru anlatması ve istendi.
Yunanistan’ın gerçekleri çarpıtarak tarihten husumet çıkartmak yerine, ikili ilişkilerimizi barış ve iş birliği içinde geliştirecek bir tutum ortaya koymaya da davet Türk Dışişleri Bakanlığı 
15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in işgali girişimiyle başlayan süreçte Türklere uygulanan insanlık dışı mezalimin ve soykırım girişiminin Yunan makamlarınca açıkça lanetlenmesini de istedi.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde;

"Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak, Yunanistan’ın da dahil olduğu işgalci güçlere karşı milli mücadelemizi başlattığı tarih olan 19 Mayıs 1919, Türk milleti tarafından “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” kapsamında coşkuyla kutlanmaktadır.

Yunanistan, 1994 yılında “Pontus” iddiasına ilişkin ulusal düzeyde kabul ettiği mevzuatla ülkemiz aleyhine hukuki temelden yoksun iddialarda bulunmakta, bu asılsız iddialarını sakınca görmeksizin sürekli genişletmekte ve bunları Eğitim Bakanlığı genelgesiyle, ülke çapında ilk ve orta dereceli okullarda çocuklara ders olarak okutmaktadır.

“Megali Idea” hayalini gerçekleştirmek için başlattığı işgal teşebbüsü başarısız olan Yunanistan, ülkemize yönelik asılsız “Pontus” iddiasını gündeme getirerek yaşadığı hezimeti ve işlediği ağır vahşet suçlarının üzerini örtmeye çalışmaktadır. Yunan ordusunun işlediği savaş suçları ve yaptığı mezalim Müttefik Devletler Tahkikat Komisyonu raporları ve Lozan Barış Antlaşması’nın 59. maddesinde kayıt altına alınmıştır.

Yunan makamları siyasi kaygılarla tarihi istismar etmekten vazgeçmeli ve 1821 yılında Tripoliçe katliamından başlayarak Türklere ve diğer etnik gruplara karşı işlenen vahşet suçlarının yanı sıra, 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in işgali girişimiyle başlayan ve Batı Anadolu’daki Türklere ve diğer etnik gruplara karşı yürütülen mezalimi anmalıdır.

Yunanistan’ı gerçekleri çarpıtarak tarihten husumet çıkartmak yerine, ikili ilişkilerimizi barış ve iş birliği içinde geliştirecek bir tutum ortaya koymaya davet ediyoruz."

BATI TRAKYA TÜRKLERİNE BRTK MORALİ

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) Genel Başkanı Sabri Mutlu beraberinde Yurtdışı İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Pekkan ve Genel Sekreter İsmail Kocaköse ile birlikte Batı Trakya Türklerine moral destek ziyareti yaptı. 

Batı Trakya'nın seçilmiş müftüleri Mustafa Trampa (İskeçe), İbrahim Şerif (Gümülcine) ile Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği Başkanı Zeynep Tevfikoğlu ve İskeçe Türk Birliği Başkanı Kerem Abdürrahimoğlu başta olmak üzere bölgedeki Türk sivil toplum kuruluş yetkilileri ile görüşen BRTK heyeti bölgede yaşanan sorunları not etti.
Ağırlıklı olarak Yunan hükümetinin bölgedeki Türk ve Müslümanlara yönelik izolasyon ve hukuk dışı yaptırımlarının ele alındığı temaslarda Atina'nın Lozan Anlaşması hükümlerine aykırı olarak gerçekleştirdiği eylemler de değerlendirildi.
Görüşmelerde Yunan hükümetinin daha önceleri Türk azınlığa karşı devşirme yolu ile taraftar topladığı belirtilirken günümüzde bu uygulamanın kendi içlerinde insan yetiştirip Yunan hükümeti tarafına çekme politikasına dönüştüğüne dikkat çekildi.
Bu kişilerin her alanda Yunan hükümetinin borozanlığını yaptığı da belirtilen bilgi alışverişinde Yunan hükümetinin yerel meclislerdeki uzantıları ve atama yolu ile görevlendirdigi din adamı ve yerel yöneticiler gibi bazı unsurları kullanarak Türk azınlık üzerindeki baskısını zirveye çıkardığı belirtildi.
Türk esnafın denetim mekanizması vasıtası ile iyice bunaltıldığı bilgisi de verilen görüşmelerde 
Türk azınlığının ve özellile de gençlerin Atina'nın dayattığı ve kedilerine uymayan yaşam kuralları nedeniyle Batı Trakyayı terkederek Avrupa ülkelerine yerleştiği belirtildi.
Kalanların ise çekincelerinden dolayı hükümetin belirlediği kurallara göre davranmak ve yaşam sürmek zorunda kaldığı da ifade edilen toplantılarda gençlerin bölgeyi terketmelerinde sadece ekonomik sebeplerin değil sosyal, siyasal ve kültürel kaygıların da ön plana çıktığı vurgulandı.
Son yıllarda Türk azınlık okullarının eğitim kalitesini dürürüp, Yunan okullarınınkinin artırılarak Türk çocuklarının bu okullara kanalize edilmekte olduğu bilgisi de verilen görüşmelerde hükümetin Türk-Yunan evliliklerini teşvik ederek karma bir toplum ortaya çıkarma çabasına da dikkat çekildi.
Yunanistan Türklerinin çıkarılan 5224 sayılı kanun ile kıskaç altına alınmaya çalışıldığı da ifade edilen BRTK ziyaretlerinde Lozan Barış Antlaşmasına aykırı olarak azınlık müftülerine atama konusunda ısrarcı olunmasının gözden gelinemeyecek bir durum olduğu hatırlatılarak
Yunan Hükümetinin atadığı müftülerle Türk siyasetçilerin vermiş olduğu pozların Türk azınlık üzerinde bir baskı unsuru oldugu ve bu durumu adeta meşrulaştırdığı ifade edildi.

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI VE BATI TRAKYA

Lozan Barış Antlaşması'nda Batı Trakya, 1923 yılında Yunanistan sınırları içerisinde bırakılmış ve bölgedeki Müslüman Türk halkına uluslararası antlaşmalarla güvence altına alınmış "azınlık" statüsü tanınmıştır.

Bölgeye dair antlaşmanın temel esasları şunlardır:

Bölge Yönetimi: Batı Trakya, Yunanistan egemenliğine bırakılmıştır. Türkiye heyeti bölgenin Türk nüfus çoğunluğuna dikkat çekse de, Yunanistan'ın kontrolünde kalmıştır. 

Sınır Düzenlemesi: Meriç Nehri sınır kabul edilmiş, Yunanistan'ın Batı Anadolu'da verdiği tahribata karşılık olarak Karaağaç ve civarı Türkiye'ye savaş tazminatı olarak verilmiştir.

Azınlık Hakları (37-45. Maddeler): Batı Trakya Türkleri, Lozan'ın 37-45. maddeleri gereğince dini, sosyal ve hukuki statülerle koruma altına alınmıştır. Bu haklar; diledikleri dilde eğitim görme, kendi dini kurumlarını/vakıflarını yönetme ve aile hukuku alanlarında serbestlik tanımaktadır. Mübadele Muafiyeti: İstanbul Rumları ile birlikte Batı Trakya Türkleri nüfus mübadelesinden muaf tutularak "yerleşik (etablis)" kabul edilmiştir.

BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞININ TAPU SENEDİ OLAN LOZAN ANTLAŞMASININ İLGİLİ MADDELERİ 

Madde 37 — Türkiye, 38.den 48.e dek Maddelerde belirtilen hükümlerin temel yasalar [Les Lois fondamentales] olarak tanınmasını ve hiç bir yasa, hiç bir yönetmelik ve hiç bir resmi işlemin bu hükümlerle çelişkili ya da onlara aykırı olmamasını ve biç bir yasanın, hiç bir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlere üstün sayılmamasını yükümlenir.

Madde 38 — Türkiye Hükümeti, doğum, milliyet, dil, soy, ya da din ayırt etmeksizin, Türk halkının tümünün yaşam ve özgürlüklerini, en geniş biçimde, korumayı yükümlenir.

Türkiye’nin tüm halkı, kamu düzeni ve genel ahlak ile bağdaşmazlık göstermeyen her din, mezhep ya da inanışın gerek genel, gerek özel biçimde özgürce kullanılması hakkına sahip olacaktır. Müslüman olmayan azınlıklar, Türkiye Hükümetince ulusal savunma amacı ile veya kamu düzeninin korunması için ülkenin her yerinde ya da bir bölümünde alınan ve tüm Türk yurttaşlarına uygulanan önlemler saklı kalmak koşulu ile, dolaşım ve göç özgürlüğünden bütünü ile yararlanacaklardır.

Madde 39 — Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurtdaşları Müslümanlarla özdeş medeni ve siyasal haklardan yararlanacaklardır.

Türkiye’nin tüm halkı, din ayırtedilmeksizin, yasa önünde eşit olacaktır.

Din, inanç ya da mezhep farkı hiçbir Türk Yurtdaşının medeni ve siyasal haklardan yararlanmasına ve özellikle genel hizmetlere kabulüne, memurluğa ve yukarı derecelere ulaşmasına, ya da çeşitli meslekleri ve sanatları yapmasına bir engel sayılmayacaktır.

Herhangi bir Türk yurtdaşının gerek özel ya da ticaret ilişkilerinde, gerek din, basın ya da her türlü yayın konusunda ve gerek toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına karşı hiçbir sınır konulmayacaktır.

Resmi dilin varlığı kuşkusuz olmakla birlikte, Türkçeden başka dil ile konuşan Türk yurttaşlarına yargıçlar önünde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için gerekli kolaylıklar gösterilecektir.

Madde 40 — Müslüman olmayan azınlıklara ilintili olan Türk yurttaşları hukuk bakımından ve fiilen öteki Türk yurttaşlarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin tıpkısından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapına bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır.

Madde 41 — Genel öğretim konusunda Türk Hükümeti, Müslüman olmayan yurttaşların önemli bir oranda yerleşmiş oldukları kentler ve kasabalarda, bu Türk yurttaşlarının çocuklarının ilk okullarda kendi dilleriyle öğretim görmelerini sağlamak üzere, gerekli kolaylığı gösterecektir. Bu hüküm Türk Hükümetinin söz konusu okullarda Türk dilinin öğretilmesini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır.

Müslüman olmayan azınlıklara ilintili Türk yurtdaşlarının önemli oranda bulundukları kentlerde ya da kasabalarda, bu azınlıklar Devlet bütçesi Belediye ya da benzeri bütçelerde eğitim, din, ya da yardım amacıyla genel gelirlerden verilecek paralardan yararlanma ve ödenek ayrılması konusunda hakça bir pay alacaklardır. Söz konusu paralar ilgili kurumların, yetkili temsilcilerine ödenecektir.

Madde 42 — Türkiye Hükümeti Müslüman olmayan azınlıkların aile ya da kişi statüleri konusunda, bu sorunların sözügeçeıı azınlıkların törelerine göre çözümlenmesine uygun her türlü hükümleri koymayı kabul eder

İşbu hükümler Türkiye Hükümeti ile ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerinden oluşan özel Komisyonlarda düzenlenecektir. Anlaşmazlık olursa, Türkiye Hükümeti ile Milletler Cemiyeti Meclisi, birlikte, Avrupalı hukukçular arasından bir üst hakem atayacaktır.

Türkiye Hükümeti söz konusu azınlıkların Kiliseleri, Havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstermeyi yükümlenir. Bu azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan Vakıflarına ve dinsel ve yardım kurumlarına her türlü kolaylığı gösterecek ve izinleri verecek ve yeni dinsel ve yardım kurumları kurulması için, benzeri öteki özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir.

Madde 43 — Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurttaşları, inançlarına aykırı ya da dinsel ayinlerini bozucu herhangi bir işlem yapmaya zorlanamayacakları gibi, hafta tatilleri gününde Mahkemelerde hazır bulunmaktan ya da herhangi bir yasal işlemin yapılmasından kaçınmaları nedeniyle, onların hiç bir hakkı ortadan kalkmayacaktır. Bununla birlikte, bu hüküm söz konusu Türk yurttaşlarının, kamu düzeninin korunması bakımından, öteki tüm Türk yurttaşlarının bağlı olduğu yükümlerden bağışık kılmayacaktır.

Madde 44 — Türkiye, işbu Kesimin yukarıdaki Maddelerinin, Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklarına ilişkin bulunduğu ölçüde, uluslararası toplumu ilgilendirici nitelikte yükümler getirdiğini ve onların Milletler Cemiyetinin güvencesi altına konulmasını kabul eder. İşbu hükümler Milletler Cemiyeti Meclisinde çoğunlukta ahsan, bir karar olmaksızın değiştirilemeyecektir. Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya ve Japonya Milletler Cemiyeti Meclisinde işbu Maddeler konusunda, yöntemine uygun biçimde, çoğunlukla kabul edilecek olan her hangi bir değişikliği reddetmemeyi bu Andlaşma ile yükümlenirler.

Türkiye, Milletler Cemiyeti Meclisi üyelerinden her birinin bu yükümlülüklerden her hangi birine aykırılık olması ya da olma tehlikesi üzerine, buna Meclisin dikkatini çekmeğe yetkili olacağını ve Meclisin, duruma göre, uygun ve etkin sayılacak bir davranışta bulunabileceğini ve yönerge verebileceğini kabul eder.

Bundan başka, Türkiye, işbu Maddelere ilişkin hukuksal ya da edimsel sorunlarda, Türkiye Hükümeti ile bağıtlı öteki devletlerden her hangi biri ya da Milletler Cemiyeti Meclisi üyelerinden her hangi bir devlet arasında görüş ayrılığı ortaya çıkınca bu anlaşmazlığın, Milletler Cemiyeti Andlaşmasının 14. Maddesi uyarınca, uluslararası nitelikte bir anlaşmazlık gibi sayılmasını kabul eder.

Türkiye Hükümeti bu türden olan her hangi bir anlaşmazlığın, öteki Taraf istemde bulunursa, uluslararası Daimi Adalet Divanına götürülmesini kabul eder. Daimi Divan kararı istinaf edilemeyip Milletler Cemiyeti Andlaşmasının 13. Maddesi uyarınca verilmiş bir kararın güç ve hükmünün tıpkısına sahip olacaktır.

Madde 45 — İşbu Kesim hükümleri ile Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıkları için tanınan haklar, Yunanistan tarafından da, kendi topraklarında bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır.

15 Mayıs 2026 Cuma

Türkiye'nin siyasi tarihinde istihbarat örgütlerinin rolü, Ülkücüler, Devrimciler ve Kürtler üzerindeki etkileri ile Ruzi Nazar, Duane Clarridge gerçeği





CIA’in Türk kökenli mensubu Ruzi Nazar bir toplantıda konuşuyor:

"Kürdistan'ı kurmak istiyorsak, Kürtleri kışkırtmak en kolay iş! Zor olan, Türkleri uyutacak birilerini bulmaktır! Bize iki adam lazım; biri dindar Müslümanları uyutacak, diğeri Milliyetçilere ninni söyleyecek."

Bir gazeteci; “Peki, Atatürkçü solcuları ne yapacaksınız?

Ruzi Nazar, kendinden emin cevap verir:

"Türk solu vatansever mi, devrimci mi olacağına karar verene kadar biz Kürdistan'ı çoktan kurarız!"

CIA’in Türk-İslam Sentezi uzmanı Özbek Türk’ü Ruzi Nazar’ın Türkiye’de görev yaptığı yıllarda 1960 ve 1971 darbeleri oldu.

1968-1972 yılları arasında Türkiye’ye gönderilen ‘karanlıklar prensi’ olarak da bilinen CIA ajanı Duane Clarridge, Ruzi Nazar'ın alt ekibindedir. Türk-İslam sentezinin temellerinin atıldığı dönemde aktif görev almıştır.

Sol'a kürtçü/bölücülük virüsünün bulaştırılması için Türkiye’ye Ruzi Nazar’ın altında çalışacak bir CIA ajanı gönderiyorlar. 

Yani solu bölme ajanı, adı da Duane Clarridge. 

Clarridge daha önce Hindistan’da 1962 seçimlerine CIA adına müdahale ederek solu bölmüş ve sabote etmiş.

Clarridge’in 1968-1972 arasında Türkiye’de kalması bu nedendendi. Türkiyede sağ-sol çatışmalarının başladığı,ülkücü gençlere komando eğitimi verilen kampların açıldığı, devrimci gençlerin KGB ve Suriye istihbaratı El Muhaberat gözetimi altındaki Filistinli grupların kamplarına taşındığı, solun paramparça olduğu 1968-72 yılları boyunca Türkiye’de, Ruzi Nazar’ın altında çalışmıştı. Ruzi Nazar’ın birkaç ay sonrasında Türkiye’den ayrıldığı 12 Mart 1971 darbesinin ilk sonuçlarından birisi de seçim sisteminin değişmesi olmuştu.


Ruzi Nazar 

(1917 - 2015), Özbek asıllı bir ABD vatandaşı ve Soğuk Savaş döneminde faaliyet göstermiş çok etkili bir CIA (Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı) ajanıdır. SSCB'ye karşı yürüttüğü istihbarat faaliyetleriyle bilinir. Hayatının büyük kısmını CIA ajanı olarak SSCB'ye karşı mücadeleye adadı. Rus Devrimi sırasında Sovyet Orta Asya'sında dünyaya geldi. Hayatının çoğunu, doğduğu yerlerden uzakta geçirdi. II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası'nda, sonrasında da ABD ve Türkiye'de yaşadı. 1950'li yılların başından itibaren CIA görevlisi olarak çalıştı. Görev süresinin 11 yılı ABD'nin Ankara'daki Büyükelçiliği'nde, sonraki 10 yılı da Bonn'da geçti. 1979'da Tahran'da, 1980'li yılların başında da Afganistan'da ABD adına gizli görevlerde bulundu.

II. Dünya Savaşı ve saf değiştirme: Sovyet ordusunda teğmenken Almanlara esir düşerek Türkistan Lejyonu'na katıldı. Savaş sonrasında Almanya'ya yerleşerek ABD ile temas kurdu ve komünizme karşı Amerikan istihbaratında görev aldı.Türkiye yılları (1959-1971): Ankara'da CIA istasyon şefi olarak çalıştı. Bu dönemde Alparslan Türkeş ve MİT eski müsteşarı Fuat Doğu gibi isimlerle yakın ilişkiler kurup, Türkiye'deki istihbarat ve teşkilat yapıları üzerinde etkili oldu.Küresel Operasyonlar: Sadece Türkiye'de değil; Afgan direnişinin örgütlenmesi ve İran'da rehin alınan Amerikalıların kurtarılması gibi birçok gizli operasyonda kritik roller oynadı.

Soylu Alman ailenin kızı Linda ile evlendi. Ondan iki çocuğu oldu. Büyük sükse yapan “Akıl Oyunları”  (A Beautiful Mind) kitabının ve filminin senaristi Sylvia (Zülfiye) Nasar'ın babasıdır.


Duane Clarridge 

(1932-2016), Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nda (CIA) 30 yılı aşkın süre kritik görevler üstlenen kıdemli bir Amerikan istihbarat subayıdır. Soğuk Savaş dönemi ve sonrasında "Karanlıklar Prensi" olarak anılan Clarridge, Latin Amerika ve Orta Doğu'daki gizli operasyonları ve İrangate skandalındaki rolüyle bilinir.

Türkiye İstasyon Şefliği: 1968-1972 yılları arasında CIA'in İstanbul İstasyon Şefi olarak görev yaptı. Bu dönemde Türkiye'deki 68 kuşağı öğrenci olayları ve antiamerikan protestolar sırasında sahada aktif rol oynadı.

İrangate Skandalı: 1980'lerde CIA'in Latin Amerika bölüm şefi iken, İran-Contra (İrangate) skandalında kilit rol oynadı. Nikaragua'daki Contra isyancılarını finanse etmek için ABD ambargolarını delme operasyonlarını yönetti.

Özel İstihbarat Şirketi: 1990'larda CIA'den ayrıldıktan sonra eski ajan arkadaşlarıyla birlikte kurduğu özel istihbarat şirketiyle çeşitli ülkelerde gayriresmi operasyonlar yürüttü.

Kariyeri ve Kitabı: 1973 Yom Kippur Savaşı sonrasında Yakın Doğu ve Arap operasyonlarını yönetti. Aktif görev yıllarını ve CIA politikalarını detaylandırdığı "A Spy For All Seasons" (Bütün Mevsimlerin Casusu) isimli bir anı kitabı bulunmaktadır.

Hayat pahalılığını eleştiren çilingir sofralı sosyal medya paylaşımına milyonluk ceza soruşturması

BULGAR İSMİ HİÇ BİR TARTIŞMAYA AÇIK KALMADAN ÖZ BE ÖZ TÜRKÇEDİR VE BULGARLAR KADİM TÜRK TARİHİNİN BİR PARÇASIDIR

1. Bulgar Adının Tarihî Kullanımı

Bulgar adı, tarih boyunca yalnızca bir topluluk adı olarak değil; aynı zamanda dağ, tepe, ova, yaylak, bölge, nehir çevresi ve yerleşim adı olarak da geniş bir coğrafyada yaşamıştır. Türk topluluklarının bulunduğu alanlarda “Bulgar”, “Bolgar”, “Bulğar”, “Bulghar”, “Bulkar” ve benzeri biçimlerde görülen bu ad, Avrasya boyunca farklı bölgelerde iz bırakmıştır.


2. İtil (Volga) Bulgarları

İtil boylarında yaşayan Bulgar toplulukları, İtil Nehri çevresinde büyük yerleşimler kurmuştur. Orta İtil havzasındaki Bulgar şehirleri ticaret yolları üzerinde önemli merkezler hâline gelmiştir. Bugünkü Tataristan bölgesindeki eski Bulgar yerleşimleri, tarihî kaynaklarda “Bolgar” adıyla geçmektedir.


3. Tuna Bulgarları

Karadeniz’in kuzeyi ve Tuna çevresine ulaşan Bulgar toplulukları, Balkan coğrafyasında uzun süre varlık göstermiştir. Tuna boyları boyunca Bulgar adıyla anılan birçok yerleşim ve bölge kaydedilmiştir. Orta Çağ kroniklerinde Tuna Bulgarları, Karadeniz stepleri ile Balkanlar arasındaki hareketli Türk toplulukları arasında gösterilmiştir.


4. Anadolu’daki Bulgar Adları

Anadolu’da Bulgar adı; köy, yayla, dağ, tepe ve mevki isimlerinde yaşamaya devam etmiştir. Özellikle Toroslar, İç Anadolu ve Karadeniz çevresinde “Bulgar Dağı”, “Bulgar Tepesi”, “Bulgar Yaylası”, “Bulgar Boğazı” gibi adlandırmalar görülmektedir.


5. Bulgar Dağı ve Bulgar Madenleri

Toros silsilesindeki Bulgar Dağı adı, tarihî kayıtlarda uzun süre kullanılmıştır. Bölgedeki eski maden sahaları “Bulgar Madenleri” olarak bilinmiştir. Osmanlı kayıtlarında ve haritalarda Bulgar Dağı adına rastlanmaktadır.


6. Bolkar Adı ile İlişki

Günümüzdeki Bolkar Dağları adı, eski kaynaklarda Bulgar/Bolgar biçimlerinde de yazılmıştır. Zaman içerisinde ses değişimleriyle Bulgar → Bolgar → Bolkar biçimlerinin ortaya çıktığı görülmektedir. Anadolu Türkçesinde birçok eski yer adında benzer dönüşümler bulunmaktadır.


7. Kafkasya ve Kuzey Karadeniz Bölgesi

Kuzey Kafkasya, Kuban çevresi, Don boyları ve Karadeniz’in kuzeyinde Bulgar adıyla ilişkilendirilen eski yerleşim alanları bulunmaktadır. Eski kronikler, Bulgar topluluklarının bu bölgelerde uzun süre yaşadığını kaydetmektedir.


8. Bulgar Adının Coğrafi Yaşayışı

Bulgar adı yalnızca devlet adı olarak değil; coğrafi hafıza içinde dağ, geçit, yayla, oba ve yerleşim adı olarak da yaşamıştır. Türk topluluklarının bulunduğu geniş sahalarda bu adın farklı biçimlerde korunması dikkat çekmektedir.


9. Tarihî Kaynaklarda Bulgar Adı

Bizans, Arap, Ermeni, Rus ve İran kaynaklarında Bulgar adı farklı yazımlarla geçmektedir:


Bolgar


Bulgar


Bulghar


Bulkar


Bulkhar


Bu yazımlar, farklı dillerin ses yapısına göre değişmiştir.


10. Anadolu’daki Yaşayan İzler

Bugün Türkiye’de:


Bolkar Dağları


Bulgar Dağı


Bulgar Tepesi


Bulgar Boğazı


Bulgar Yaylası


gibi isimler, tarihî adın coğrafi yaşamını sürdürdüğünü göstermektedir.


11. Türk Coğrafyasında Yer Adlarının Sürekliliği

Türk topluluklarının yaşadığı bölgelerde eski boy, oba ve topluluk adlarının dağlara, nehirlere ve yaylalara verilmesi yaygın bir gelenektir. Bulgar adı da bu gelenek içinde uzun süre korunmuş tarihî adlardan biri olarak yaşamaya devam etmiştir.


(Kara Oğuz)