16 Ekim 2026 Cuma

Batı Trakya Türkleri'nden Atina'ya diyalog ve özel statüye saygı çağrısı




Yunanistan'ın 2026-2027 eğitim öğretim yılında Batı Trakya Türkleri'nin 8 okulunu birden kapatması bölgede onyıllardır yaşanan politik oyunu bir kez daha deşifre etti. Uygulamaya sessiz kalmayan sivil toplum kuruluşlarının liderleri karara tepkili. Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa Batı Trakya Türkleri'nin eğitim öğretim anlamında ikili anlaşmalar ve uluslararası hukuktan kaynaklanan özel bir statüye sahip olduğunu vurgulayarak okulların kapatılmasının bu statüyle bağdaşmadığını ifade etti.

İskeçe Azınlık Ortaokulu-Lisesi Encümen Heyeti Başkanı Ozan Ahmetoğlu da soruna ortak ve kabul edilebilir bir çözüm bulunmasını istedi. Ahmetoğlu "Yunanistan Eğitim Bakanlığı azınlık toplumu ve eğitim kurumlarıyla istişare yürütmeli. Ancak ne yazık ki böyle bir diyalog ve istişare ortamının olmadığını görüyoruz. Atina 30 yıldır tüm çağrılarımıza kulak tıkıyor" dedi.


Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa, 2026-2027 eğitim öğretim yılında Rodop'ta 5, İskeçe'de 2 ve Meriç'te 1 olmak üzere, 8 Türk azınlık ilkokulunun faaliyetlerinin askıya alındığını açıkladı.
İşlemin geçici olarak tanımlanmasına rağmen okulların fiilen kapandığını belirten Trampa, bu uygulamayı Batı Trakya Türk toplumunun hareket alanını daraltan bir müdahale olarak nitelendirdi.
Mustafa Trampa, azınlık eğitiminin Lozan Antlaşması, ikili anlaşmalar ve uluslararası hukuktan kaynaklanan özel bir statüye sahip olduğunu vurgulayarak okulların kapatılmasının bu statüyle bağdaşmadığını ifade etti.

"TÜRKÇEMİZİ MUHAFAZA ETMEK İSTİYORSAK OKULLARIMIZI DA MUHAFAZA ETMEK ZORUNDAYIZ"

Azınlık okullarının toplumun dilini, dinini ve kültürel değerlerini korumasında temel rol üstlendiğini belirten Trampa, Türkçe ve Yunanca eğitim verilen bu kurumların varlığının gelecek nesiller açısından önem taşıdığını dile getirdi.
Trampa, toplumun hikayelerinin, geleneklerinin ve dini değerlerinin dil aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarıldığına işaret ederek, "Şimdi biz bu dili, bu Türkçemizi muhafaza etmek istiyorsak okullarımızı da muhafaza etmek zorundayız." dedi.
Velilerin çocuklarını azınlık okullarına göndermesinin bu kurumların yaşatılmasına katkı sağlayacağını vurgulayan Trampa, bunun aynı zamanda Batı Trakya Müslüman Türk toplumunun kimliğini ve kültürel devamlılığını korumak anlamına geldiğini kaydetti.
Mustafa Trampa, öğrenci sayısındaki düşüşün okulların kapatılması için gerekçe yapılmasını eleştirerek İstanbul ve Gökçeada'daki Rum azınlık okullarının öğrenci sayıları az olsa da varlıklarını sürdürebilmesi için Türkiye'nin çaba gösterdiğini söyledi.
Yunanistan'dan da benzer bir yaklaşım beklediklerine dikkati çeken Trampa, azınlık okullarının korunmasının bölgenin kültürel zenginliğinin yaşatılmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

OKULLARIN KAPANMASI ÇOCUKLARI VE AİLELERİ DE ETKİLİYOR"

Trampa, köylerdeki azınlık okullarının kapatılmasıyla ilkokul çağındaki çocukların başka yerleşimlere gitmek zorunda kaldığını, bu durumun çocuklar ve aileleri üzerinde ekonomik ve psikolojik yük oluşturduğunu anlattı. Özellikle kış koşullarında küçük çocukların bir köyden diğerine taşınmasının zorluğuna işaret eden Trampa, okulun kapanmasının köy yaşamını da olumsuz etkilediğini belirtti.
Trampa, "Bir köyde zaten bir okulun kapanması demek, o köyün o kültürel havasının yok olması demek. O eğitim atmosferinin yok olması demek." ifadesini kullandı. Meselenin yalnızca ulaşım veya ekonomik yükle sınırlı olmadığını vurgulayan Trampa, azınlığın eğitim hakkının korunması gerektiğini dile getirdi.

"LOZAN ANLAŞMASI AZINLIK OKULLARINA ÖZEL KORUMA SAĞLIYOR"

İskeçe Azınlık Ortaokulu-Lisesi Encümen Heyeti Başkanı ve gazeteci Ozan Ahmetoğlu da son yıllarda özellikle Türk azınlık ilkokullarının sayısında ciddi azalma yaşandığını söyledi.
Yunanistan genelinde öğrenci sayısı belirli bir düzeyin altına düşen okulların kapatıldığını ve öğrencilerin yakın yerleşimlerdeki okullara yönlendirildiğini anlatan Ahmetoğlu, azınlık okullarının özel ve özerk statüsü gözetilmeden aynı uygulamaya tabi tutulmasını eleştirdi.
Ahmetoğlu, başta Lozan Antlaşması olmak üzere, uluslararası ve ikili anlaşmalarla belirlenen bu statünün azınlık okullarına özel koruma sağlaması gerektiğini ifade etti.
Soruna ortak ve kabul edilebilir bir çözüm bulunabilmesi için Yunanistan Eğitim Bakanlığının azınlık toplumu ve eğitim kurumlarıyla istişare yürütmesi gerektiğini kaydeden Ahmetoğlu, "Ne yazık ki böyle bir diyalog ve istişare ortamının olmadığını görüyoruz." dedi.
Ahmetoğlu, azınlık ilkokulları, ortaokulları ve liselerinde eğitim kalitesinin yükseltilmesi için 30 yıldır yapılan çağrıların da karşılıksız kaldığını aktardı.
Bu yaklaşımın toplumda ve velilerde, azınlık okullarının tek tek kapatılarak itibarsızlaştırılmasının ve zamanla ortadan kalkmasının istendiği yönünde bir kanaat oluşturduğunu dile getiren Ahmetoğlu, Atina'nın tutumunu değiştirmesi gerektiğini vurguladı.

BU, KAZANILMIŞ BİR HAKKIMIZ VE BU HAKKI KULLANMAK İSTİYORUZ"

Ahmetoğlu, azınlık çocuklarının kendi okullarında Türkçe ve Yunanca eğitim alma hakkına sahip olduğunu belirterek, "Bu, kazanılmış bir hakkımız ve bu hakkı kullanmak istiyoruz." diye konuştu.
Çocukların hem kendi dil ve kültürlerini hem de Yunanistan'ın resmi dili Yunancayı iyi öğrenmesini istediklerini anlatan Ahmetoğlu, şunları kaydetti:
"Azınlık okulunu sadece bir okul olarak görmüyoruz, aynı zamanda kültürel devamlılığı, kimlik ve aidiyeti de ayakta tutan çok önemli bir kurum olarak görüyoruz. Bu isteğimizin, bu talebimizin, bu beklentimizin de Yunanistan devleti tarafından kabul edilmesini, buna saygı gösterilmesini istiyor, bekliyor ve talep ediyoruz."
(KAYNAK: Haber 7)

Bulgaristan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye'de kurulacak sandıkların ve oy kullanılacak yerlerin adresleri

15 Ekim 2026 Perşembe

Bulgaristan'ın Kapitan Andrevo Gümrük Kapısı'nda Ukrayna'dan Türkiye'ye yük taşıyan ve sürücüsü Ukrayna uyruklu olan TIR'da 221 kilo 730 gram esrar ele geçirildi

Uzaydan kaynagı açıklanamayan bir sinyal var

(KAYNAK : www.sozcu.com.tr)

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Bulgaristan dışında 242 sandıkta makine ile oy kullanılabilecek



25 Ekim’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Merkez Seçim Komisyonu’nun aldığı karar doğrultusunda yurt dışında kurulacak toplam 613 sandığın 242’sinde makine ile oy kullanılabilecek. 38 sandıkta ikişer cihaz bulunacak ve böylece Dışişleri Bakanlığı, yurt dışına toplam 280 oy kullanma makinesi gönderecek.
Makineli oy kullanımının en yaygın olacağı Almanya’da, açılacak 70 sandığın 65’inde oy verme makinesi bulunacak. Almanya’da açılacak sandıkların 23’ünde ise ikişer makine kullanılacak. İspanya ve Türkiye’ye 27’şer, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’na 24, Hollanda ve ABD’ye ise 14’er makine gönderilmesi planlanıyor.
Yurt dışında kullanılacak oy verme makineleri için gerekli kağıt rulolar, Bulgaristan Merkez Bankası BNB’nin matbaasına sipariş edildi. Ruloların Dışişleri Bakanlığına teslim edilmesi beklenirken, bakanlığa ayrıca hazırlanan 500 000 kağıt oy pusulası artık ulaştırıldı. Bu yıl nisan ayında yapılan son parlamento seçimlerinde yurt dışındaki sandıklar için 400 000 oy pusulası gönderilirken, bu seçimde yurt dışında kurulacak sandık sayısının daha fazla olması dikkat çekiyor.
Merkez Seçim Komisyonu, 25 Ekim’deki seçimlerde toplam 12 517 oy kullanma makinesinin kullanılmasını kararlaştırdı. Komisyon üyesi Yordan Vasilev’in açıklamasına göre, Bulgaristan içindeki seçmen sayısının 780’i aştığı sandıklarda ikişer makine bulunacak.
Vasilev, “Makineyle oy kullanılması için belirlediğimiz toplam 9 311 sandıktan, illere göre dağıtılmış 2 434’üne ikinci bir makine daha gönderebileceğiz. Böylece seçmen sayısının daha fazla olduğu yerlerde oy verme işlemini kolaylaştıracağız,” ifadelerini kullandı.
(Kaynak: BNR) 

13 Ekim 2026 Salı

Bulgaristan Karadeniz'deki seyir güvenliği için başta AB ve NATO olmak üzere Türkiye ile Romanya'dan destek istedi

Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz'de oluşturduğu güvenlik riskleri, Bulgaristan'ın gündeminde yer alıyor. Bulgaristan Cumhurbaşkanı İliyana Yotova, Başbakan Rumen Radev, Savunma Bakanı Dimitar Stoyanov ve İçişleri Bakanı İvan Demerdziev, yaptıkları açıklamalarda Karadeniz'de deniz ulaşımının güvenliğine dikkat çekti. Bulgar yetkililer, Türkiye ile yürütülen iş birliğinin güçlendirilmesi ve Avrupa Birliği ile NATO'nun bölgedeki güvenlik çalışmalarına katkı sağlaması gerektiğini belirtirken Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev de Karadeniz'de ticari gemilerin insansız hava aracı (İHA) saldırılarına uğraması konusunda Türkiye ve Romanya ile görüşeceğini bildirdi. Bu görüşmelerde Ankara ve Bükreş ile Karadeniz'de taşımacılık güvenliğinin kalıcı olarak sağlanması konusunu ele alacaklarını kaydeden Başbakan Radev savaşın tarafı olmamasına rağmen Bulgaristan'ın önemli ekonomik ve mali kayıplar yaşadığına işaret ederek, saldırıların deniz taşımacılığı risklerini ve sigorta maliyetlerini artırdığını, bazı şirketlerin Bulgaristan limanlarına yük taşımayı reddetmesine neden olduğunu dile getirdi. Bu durumun Burgaz'daki rafineriye petrol sevkiyatlarını da daha maliyetli ve riskli hale getirdiğini belirten Radev, Karadeniz'de taşımacılığın güvenliğini sağlamak amacıyla Romanya ve Türkiye ile ortak öneriler geliştirmek istediklerini söyledi.

Bulgaristan açıklarında yaşanan İHA saldırıları sonucu bir gemi battı 11 denizci kayıp




Bulgaristan makamları, Karadeniz’de Bulgaristan kıyıları açıklarında iki ticari geminin insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırıya uğramasının ardından 11 kişinin kaybolduğunu, saldırılar sonucunda bir geminin battığını duyurdu.

Bulgaristan’ın kuzeydoğusundaki Dobriç bölgesinin sözcüsü AFP’ye yaptığı açıklamada, “Kurtarma merkezinden aldığımız bilgilere göre 5 kişi kurtarıldı, 11 kişi ise halen kayıp.” ifadesini kullandı.
İlk darbe dün gece Byala şehrinin 18 deniz mili doğusunda meydana geldi. Ukrayna menşeili ve Malta bayraklı “Chelsea 3” kargo gemisi, güvertesini ve yan tarafını vuran 3 İHA ile hedef alındı.
7 Ukraynalı ve 8 Azerbaycanlı olmak üzere 15 kişiden oluşan mürettebatın tamamı Varna Limanı’na tahliye edilirken, bunlardan 5’inin tıbbi tedavi altında olduğu bildirildi.
İkinci darbe ise Krapets kasabasının 17 deniz mili doğusunda Gine-Bissau bayraklı “HS DIGNITY” gemisini vurdu. Saldırı geminin batmasına yol açarken, mürettebattan 5 kişi kurtarıldı ve kayıp 11 kişiyi arama çalışmaları devam ediyor.
Saldırılara tepkiler
Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev saldırıyı “kesinlikle kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve olayı NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüşeceğini bildirdi. Bulgaristan ayrıca saldırıların kaynağını belirlemek için Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Deniz Emniyeti Ajansı’ndan (EMSA) teknik yardım talebinde bulundu.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, İttifak’ın güvenlik durumundaki gelişmelere göre doğu kanadındaki savunma düzenlemelerini ayarlayacağını belirterek, gözlem faaliyetlerinin sürdürüldüğünü ve gerektiğinde caydırıcılık ile savunma tedbirlerinin uyarlanacağını ifade etti.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha da Karadeniz’i “küresel gıda güvenliğinin can damarı” olarak tanımlayarak Rusya üzerindeki baskının artırılması çağrısında bulundu ve Moskova’yı açlığı silaha dönüştürmeye çalışmakla suçladı.
İki saldırı, Doğu Avrupa ülkeleri ve Karadeniz bölgesinde İHA’larla ilgili olayların arttığı bir dönemde, iki ticari geminin Bulgaristan Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde vurulmasından (biri batmış, diğeri alev almıştı) bir hafta sonra gerçekleşti.
Deniz risk yönetimi konusunda uzmanlaşmış “Ambrey” grubuna göre, son 12 ay içinde daha önce yüksek riskli olarak sınıflandırılmamış bölgelerde en az 45 ticari gemi saldırıya uğradı. Bu durum, çatışma alanının Rusya ve Ukrayna kıyılarından daha uzak bölgelere doğru genişlediğini gösteriyor.