7 Mayıs 2026 Perşembe

Bulgaristan , Yunanistan ve Türkiye'den binlerce Müslüman Yedikızlar Cami'nden düzenlenen mevlit nedeniyle Nalbantlar Köyü'nde bir araya geldi




İnancın ve sevdanın günümüzdeki adı olan Yedikızlar Cami her yıl 6 mayısta yapılan ve gelenekselleşen gönül buluşması ile Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye'den Müslümanları bir araya getiriyor.

Biz de bu yıl etkinliğe ve bu topraklara gönül verenlere katılarak Cebel Belediye Başkanı Necmi Ali, Kızılağaç Belediye Başkanı Şinasi Süleyman, Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) Genel Başkanı Sabri Mutlu, BRTK Genel Başkan Yardımcısı İsmail Korkmaz, Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği (Bal Göç) ve Balkan Rumeli Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BALKANTÜRKSİAD) yöneticilerinden iş insanı Necdet Hamzaoğlu ile birlikte Nalbantlar Köyü'nde idik.
Konuklara bahçesinde geleneksel el yapımı şerbetlerin ikram edildiği, Kuran'ı Kerim ve duaların okunduğu Yedikızlar Cami'ndeki bu özel günde hatim indirilip, şehitler yad edildi.
Bu anlamlı etkinliğe binlerce insan katılırken, günlerce süren hazırlığın ardından sabah erken saatlerde başlayan etkinlik öğleden sonra saat 15.00 gibi hayırseverlerin bağışları ile hazırlanan yemeklerin ikram edilmesi ile son buldu.
Kırcaali'nin Nalbantlar (Podkova) köyünde bulunan ve 1428 yılına tarihlenen bu kompleks cami tamamen ahşap işçiliği ile meydana getirilmiş.
Rivayete göre Osmanlı-Macar Savaşında nişanlıları şehid düşen yedi kız tarafından çeyizlikleri ve tüm mal varlıkları satılarak yaptırılmış.


Hiç çivi kullanılmadan meşe ağacından inşa edilen ve alanındaki tek eser olan cami kompleks tarihi eser konumunda ve 600 yılı aşkın süredir ayakta.
Çevresinde şifalı taşlar olduğu belirtilen bu çok orijinal eserin bakımı ve giderleri Nalbantlar Köyü sakinlerinden Sabri Halil Mustafa'nın liderlik ettiği gönüllüler grubu tarafından karşılanıyor.
Ölümsüz bir aşkın ve bekleyişin öyküsü de olan Yedikızlar Cami ve kompleksinin bahçesinde bu gün bu yapıyı inşa ettiren merhumeler de bulunmakta.
Osmanlı İmparatorluğunun yükseliş döneminde bölgeden orduya katılan akıncıların geri dönmemesi üzerine geride kalan nişanlılarının uzun süren bekleyişlerinin ardından bir gece görülen rüya üzerine inşa ettirildigine inanılan Yedikızlar Cami bir dönem Bulgaristan Türkleri'ne yönelik insanlık suçu işleyen Jivkov rejiminin de hışmına uğramış.
Dini değerlere karşı bir politika izleyen Bulgaristan Kominist Hükumeti bu caminin yıkılmasını planlamış ve harekete geçmiş.
Ancak rivayete göre caminin önüne gelen iş makineleri ya arızalanmış ya da işçiler bir takım sorunlarla karşılaştığı için yıkım işlemi gerçekleştirilememiş.
Yedikızlar Cami’nin hemen yanıbaşında bulunan kabristanlık içinde bel ağrılarına iyi geldiğine inanılan 600 yıllık oturma taşı ve sağlık için arasından 3 kez geçilen Delikli Taş da yer almakta.
Bütün şehitler için dualar da okunan Yedikızlar Cami ve buradda yapılan bu yılki mevlid töreninin muhteşemliğini kelimelerle anlatmak mümkün değil.
Düzenleyenlere, etkinliğe sponsor olanlara, kesilen adak kurbanları bağışlayanlara, orada, kompleks içinde yapılan yemekleri yapanlara, bu etkinlikte herhangi bir şekilde emeği geçenlere, eli değenlere ve katılanlara Allah razı olsun. 

4 Mayıs 2026 Pazartesi

Gözler Rumen Radev’in bu hafta açıklayacağı hükümet listesinde

Bulgaristan’da en geç Cuma günü Rumen Radev başbakanlığında olağan hükümetin kurulması bekleniyor.
Yeni süreçte 'İlerici Bulgaristan' kabinesinde üç başbakan yardımcısının olması beklenirken, hükümetin yapısı ve bakanların adlarının hafta sonu kamuoyu ile paylaşılacağı verilen bilgiler arasında. Hükümette Türk asıllı bakan olup olmayacağı ise merak konusu oldu.

Rumen Radev’in haftanın sonunda hükümet teklifini Halk Meclisi’nin onayına sunması, onay üzerine bakanların yemin ederek ülkenin yönetimini geçici hükümetten devralması bekleniyor.
İlerici Bulgaristan yetkililerinden Anton Kutev, kamuoyuna verdiği bilgide şunları söyledi:
“Cuma gününe kadar olmasını bekliyorum. Kesin sürelere ilişkin söz Radev’e ait, fakat ben hazırlıkların tempolarına bakarak bu hafta içinde hükümetin olacağını düşünüyorum”.

3 Mayıs 2026 Pazar

Yunanistan 'Ajanda 2030' çerçevesinde 'Aşil Kalkanı' ile yeni savunma konseptine geçiyor


Yunanistan’ın stratejisi ‘Türkiye odaklı’ olmamalı diyen Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, Ankara’yı Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) “kendine özgü” bir şekilde yorumlamakla suçlayarak ülkesinin kendini korumak için yeni bir savunma stretijisi oluşturduğunu açıkladı.

Dendias fırkateynlere odaklanan geleneksel bir donanma yapısından çok katmanlı bir savunma ekosistemine geçtiğini belirterek yeni modelin insansız sistemleri, uzay tabanlı varlıkları ve gelişmiş iletişimi kapsayan füze sistemleri, insansız deniz ve su altı araçları ve daha küçük, çevik deniz birimlerinden oluşacağını söyledi.


Eugenides Vakfı’nda Cumhurbaşkanı Konstantinos Tasoulas’ın himayesinde gerçekleştirilen 3. Uluslararası Deniz Güvenliği Konferansı’nda ana konuşmacı olan Dendias, bölgesel gerilimler ve deniz hukuku tartışmaları ekseninde Türkiye’ye yönelik eleştirilerde bulunurken Yunanistan’ın “Ajanda 2030” ve “Aşil Kalkanı” olarak adlandırılan yeni savunma konseptlerini paylaştı.
Dendias, Ankara’yı Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) “kendine özgü” bir şekilde yorumlamakla suçladığı konuşmasında Türkiye’nin, adaların kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) haklarına sahip olmadığı yönündeki pozisyonunu eleştirdi.
Dendias, Girit örneğini vererek bu hakların akademik bir incelemeye dahi dayanamayacağını öne sürdü ve “Birinci sınıf bir hukuk öğrencisi bu tür argümanlar sunsa ya doğrudan kalır ya da kahkahalarla karşılanırdı” ifadesini kullanarak, Yunanistan için UNCLOS’un küresel düzenin “kutsal pusulası” olduğunu savundu.

TÜRKİYE ODAKLI SAVUNMA STRATEJİSİ YERİNE YENİ VİZYON

Savunma stratejisine değinen Dendias, Adalar Denizi’nin korunmasına yönelik daha teknolojik ve maliyet etkin bir modele geçişin ana hatlarını çizdi. Gelecekteki kapasitelerin füze sistemlerini, insansız deniz ve su altı araçlarını ve daha küçük, çevik deniz birimlerini entegre edeceğini belirten Dendias, bu yaklaşımın caydırıcılığı artırırken daha büyük platformlara daha fazla operasyonel özgürlük tanıyacağını ifade etti.
Dendias, eleştirilerine rağmen Yunanistan’ın Türkiye merkezli bir stratejik bakış açısı benimsememesi gerektiğini vurguladı. “Türkiye bizim öncelikli endişemiz değildir ve olmamalıdır.” diyen Dendias, ülkenin odağının komşulardan gelebilecek herhangi bir tehdidi caydırmak için yeterli kapasiteyi korumak olması gerektiğini ekledi.
Dendias ayrıca, Yunanistan’ın “Gündem 2030” planının ve modern platformlar, uydu altyapısı ve nitelikli personeli birleştiren kapsamlı bir sistem öngören “Aşil Kalkanı” adlı savunma konseptinin unsurlarını detaylandırdı. Planlar arasında, askeri analiz için gerçek zamanlı görüntüler sağlayacak ulusal bir uydu sisteminin konuşlandırılmasının yanı sıra Yunanistan’ın kendi mülkiyetindeki ilk iletişim uydusunun fırlatılması da yer alıyor.

AVRUPA'YA ASPIDES SİTEMİ

Daha geniş çaplı dönüşümü anlatan Dendias, Yunanistan’ın fırkateynlere odaklanan geleneksel bir donanma yapısından çok katmanlı bir savunma ekosistemine geçtiğini belirtti. Bu yeni model, hayati ulusal çıkar alanlarında deniz güvenliğini sağlamak için insansız sistemleri, uzay tabanlı varlıkları ve gelişmiş iletişimi entegre ediyor.
Toprak ihlali senaryolarına değinen Dendias, herhangi bir saldırganın güçlü bir yanıtla karşılaşacağı söyledi. Dendias, Yunanistan’ın Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki korunaklı platformlardan stratejik füzeler konuşlandırma kapasitesinin arttığına dikkat çekti.
Son olarak, AB’nin Kızıldeniz’deki deniz operasyonu olan ASPIDES hakkında yorum yapan Dendias, Avrupa’nın katılımının sınırlı olmasından duyduğu endişeyi dile getirdi. Sadece Yunanistan ve İtalya’nın gemi katkısında bulunduğunu belirten Dendias, Avrupa’nın jeopolitik bir aktör olarak ciddiye alınmak isteniyorsa daha fazlasını yapması gerektiğini savundu.

AŞİL KALKANI NEDİR?

Yunanistan'ın "Aşil Kalkanı" (Achilles Shield) projesi, İsrail iş birliğiyle geliştirilen, 2027 yılına kadar tamamlanması hedeflenen 2-4 milyar avro bütçeli, çok katmanlı hava ve füze savunma sistemidir. Temel amacı, İHA, füze ve uçak tehditlerine karşı özellikle Batı Trakya ve Ege adalarını kapsayan bir "güvenlik kalkanı" oluşturmaktır.

Proje Detayları

Amaç: Türkiye'nin artan İHA ve füze kapasitesine karşı Yunan hava sahasını "kapatmak" ve mevcut S-300 sistemlerini modernize etmek.
İçerik: Çok katmanlı mimaride; İHA, uçak, gemi, roket, füze, denizaltı ve siber savunma birimleri yer alır.
İsrail Teknolojisi: Projenin temelini, İsrail'in geliştirdiği yaklaşık \(150 \text{ km}\) menzilli BARAK Extended Range hava savunma sistemleri oluşturmaktadır.
Bütçe ve Zamanlama: İlk aşaması yaklaşık 3 milyar avro olan projenin 2027 sonuna kadar faaliyete geçmesi planlanmaktadır.
Stratejik Konum: Savunma mimarisi, Doğu Akdeniz ve Ege'de, özellikle adalarda, gelişmiş radar ve önleme sistemleri ile "normalleşme" yerine yeni bir güvenlik ikilemi yaratma potansiyeline sahiptir. Bu proje, Yunanistan'ın 2030 Gündemi savunma reformlarının merkezinde yer almaktadır.

2 Mayıs 2026 Cumartesi

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu'ndan Balkanlar için yol haritası




Sinop'ta yapılan Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu'nun (BRTK) Nisan ayı olağan yönetim kurulu toplantısında gündem Balkanlar özelinde Bulgaristan, Makedonya, Yunanistan, Batı Trakya, Romanya ve Kosova'da yaşanan siyasi gelişmelerdi. 
Yönetim adına yapılan temasların ve faaliyetlerin de degerlendirildiği Sinop toplantısında BRTK'nın ilgili ülke komisyonları tarafından hazırlanan raporları da ele alınarak değerlendirildi.
Toplantıda Balkanlarda yaşayan 15 milyona yakın Türk ile kardeş toplulukların sorunları masaya yatırılırken, özellikle dil, din ve kültürel baskılar nedeniyle oluşan sıkıntılar ile çözüm noktasındaki çalışmalar irdelendi.
Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşam süren 35 milyon Balkan Rumeli orjinli insanımızı da yakından ilgilendiren ve etkileyen problemlerin ilgili hükümetler nezdinde yapılacak görüşmelerde ele alınması kararlaştırılan toplantıda özellikle vatandaşlık ve oturum başvurularında yaşanmakta olan olumsuz süreçlerin sonlandırılması için alınacak önlemler konusunda görüş alışverişi yapıldı.
Genel Başkan Sabri Mutlu'nun konfederasyonun camiayı ayakta tutmak, birlikteliği sağlamak görevinin en kutsal uğraş olduğu vurguladığı toplantıda 300'ün üzerinde dernek ve 12 federasyonu bünyesinde barındıran BRTK'ya yeni bir federasyonun katılmak üzere olduğunu belirtti.
BRTK üyesi federasyonların Türkiye genelindeki sayısal dağılımının ve güç yapılanmasının denk olmadığını söyleyen Başkan Mutlu Balıkesir Çanakkale hattında oluşan yeni Federasyon ile bu bölgedeki örgütlülük açığının kapanacağını belirterek, "Böylece Federasyon sayımız 13'e çıkacak. Amacımız 53 ili kapsayan örgütlülüğümüzü eylemsel olarak sahada daha da aktif ve nitelikli hale getirmek. Varolan bölgesel boşlukları kapatmak için uğraşıyoruz. Bazı illerde yaşanan federasyon enflasyonunun dengelenmesi lazım. Şu anda örgütlü olduğumuz bölgelerden ve kentlerden gelen yeni üyelik başvurularını bu yüzden değerlendiriyoruz. Amacımız tüm Türkiye'yi kapsayacak bir örgütlülük yapısına kavuşmak. En son örgütlülük çalışmamızı Afyon bölgesinde yaptık. Burada 27 köy derneğimizin katılımı ile yeni bir federasyon kuruyoruz" dedi. 

İNİSİYATİF KULLANMA VE YETKİ 

BRTK içerisindeki doğru bilgi akışının da sorgulandığı toplantıda Antalya'da düzenlenen ve katılım yapılmayan Antalya Diplomasi Forumu'na da değinen Genel Başkan Sabri Mutlu yönetim içerisinde yer alan bölge temsilcileri arasında inisiyatif kullanma ve aktivite anlamında rekabet değil işbirliği ve yalınlığın öne çıkarılmasını isteyerek "Biz bir birimize rakip değil, aynı örgütlülüğün zirvesindeki eylem insanları, karar merkezleriyiz. Yapılması gerekenleri doğru bir bilgi akışı, doğru bir karar alma sürecinde analiz ederek hareket etmeliyiz. Kimse kendi başına, bilgimiz dahilinde olmadan kamusal alandaki temsiliyetini boşluğa düşüremez. Bu tutum ve davranışı BRTK bünyesinde barındırmayız" dedi.
Başkan Mutlu BRTK'nın gerek Türkiye'de gerekse de Balkan ülkelerinde siyaset üstü olma konumunun muhafaza edileceğini ve hiç bir siyasi organizasyona angaje olunmayacagı görüşünü bir kez daha ifade ettiği toplantıda "Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu olarak çok önceden ilan ettiğimiz ve sıkı sıkıya sarıldığımız ilkesel duruştan milim taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz. Birilerinin bizi bu anlamda güdüleme ve yönlendirme çabaları çok gülünç ve anlamsız. Biz bulunduğumuz bölgelerde yaşam süren ve her insanımıza fayda sağlayacak herkesle, her organizasyonla görüşür, konuşur, işbirliği yaparız. Ancak irademizi onların temsil ettiği siyasi düşüncenin emrine sokmayız. Bizim ilkelerimiz ve faaliyet amacımızı daha önce deklare ettik. Biz kimsenin tarafı değiliz ve olmayacağız. Bu anlamda herkes bunu iyi bilmeli ve BRTK'nın inisiyatif gücünü sınamaya kalkmamalı" dedi.

YUNANİSTAN VE BATI TRAKYA'DA OYNANAN OYUNLAR

BRTK yönetim kurulunda değerlendirilen faaliyet raporlarında öne çıkanların en başında ise Yunanistan - Türkiye ilişkilerinde yaşanan süreç ve Batı Trakya'da yaşananlardı.
Türkiye'nin Yunanistan karşısında sahada güç kaynettiği değerlendirmesi yapılan toplantıda Yunanistan hükümetinin çıkardığı 5224/225 sayılı yasa ile Yunanistan'da dini kimlikler üzerinden Lozan Anlaşması ile garanti altına alınan Batı Trakya Türkleri ile müslümanlarının haklarını budamaya, onları bölmeye, özerk bir karar alma süreci ile seçme seçilme haklarını yok etmeye, Türkiye'nin de bölgede var olan gücünü zayıflatmaya, hatta silmeye çalıştıgına dikkat çekildi.
Yunanistan'ın dini kimlikleri yasallaştırma adı altında Alevilik üzerinden Türkiye'yi köşeye sıkıştırmaya çalıştığı da vurgulanan toplantıda Atina'nın merkezi bütçeden bu konu için ciddi bir kaynak ayırdığı, para gücü ile sahada etkin olmaya çalıştıgına vurgu yapıldı.
Yunanistan hükümetinin bölgedeki Türk varlığını silmek için yürüttüğü idari ve siyasi süreçlere bu son adımla yeni bir durum yaşandıgına dikkat çekilen toplatıda varlığı kağıt üzerinde olsa da Atina'nın inisiyatifi ile oluşturulan bu yapay örgütlenmelere çok ciddi paralar akıtıldığı sahadan verilen çeşitli uygulama örnekleri ile anlatıldı.

EMİN ŞERİF ÖRNEĞİ VE LOZAN ANLAŞMASI

Bu örneklerden en göze çarpanı hiç şüphesiz Yunanistan hükümeti tarafından Dimetoka Müftülüğü'ne atanan isim olan Emin Şerif'tir. 9 Ocak 2026 tarihinde Atina'da düzenlenen törenle yemin ederek görevine başlayan Emin Şerif'in ataması, Batı Trakya Türk azınlığı tarafından Lozan Anlaşması'na ve 'seçilmiş müftü' iradesine aykırı olduğu gerekçesiyle tepkiyle karşılanmıştır.
BRTK yönetim degerlendirmesinde konu hakkında "Bu durumu kabullenmemiz mümkün değildir.Dimetoka'da atama ile tepeden inme bir şekilde sahaya sürülen Emin Şerif'in camiamıza katacak bir değeri yok. Seçilmişler yerine atanmışlar ile hareket etmeyi söylemde kalan demokratik standartlarına yakıştıran Atina'nın bu şekilde gidecek bir yolu da yok" dendi.
Bu uygulamalar kapsamında Dedeağaç ve Gümülcine'de vakıf mallarının yağmalandığı bilgisi de verilen görüşme notlarında oralarda yaşayan Müslüman ve Türklere adeta yaşam hakkı tanınmaz ve kendilerini ifade edecek her yol kapatılırken, ellerindeki avuçlarındaki her şey alınırken Türkiye'de ise tam tersi bir süreç işletildiğine vurgu yapılan toplantıda Ankara'nın kamusal alanda desteklediği isimleri adeta hedef haline getirdiğine dikkat çekildi.
Hükümetin sivil toplum kuruluşları üzerinden oluşan bilgi akışını ve raporlamaları daha iyi analiz etmesi istenen toplantıda bu konuda sahadan isimler ve siyasiler üzerinden çarpıcı örnekler verilirken bu durumun Yunanistan ve Batı Trakya için iyi sonuçlar oluşturmayacağı vurgusu yapıldı, Türkiye'nin sahada daha iyi tahliller yapması istendi.




ANKARA'YA ÖNERMELER

BRTK'nın Sinop toplantısında hükümete tavsiye olarak iletilmek üzere bir dizi öneride de bulunuldu. Bu önermelerin en başında yurt dışında, özellikle de Balkan ülkelerinde görev verilecek memurların görev alanlarında uzun soluklu kalmaları ve böylece bulundukları sahada uzmanlaşmaları idi. 
Resmi yazışmalarda kamu adına neyi yapıp yapamayacağımızın iyi belirtilmesi ve bilinmesi gerektiğine dikkat çekilen toplantıda Türkiye'ye neredeyse hasım olan, bu konuda aktif çalışma yürüten Balkanlı din görevlileri ile siyasilere yakın mesafe çok fazla iç içe görüntü sergileyen sözde bizim insanlarımıza dikkat edilmesi istendi.
Ankara da da bu konuda aymazlık yaşandığı ve hatta parlamentoda bazen dikkat çeken çıkışlar ile Türk ve Türkiye düşmanlarının eline koz verecek, onlara özerklik sağlayacak yasa önerilerinin sunulduğu belirtilen BRTK toplantısında Türkiye'de ekümenlik hayali kuranlara Türk Anayasa'sının aşılamaz bir duvar olduğu hatırlatıldı, Türk düşmanlarına, İslamiyet'e ve Türklüğe sövgü dolu söylemleri olanlara Türk vatandaşlığı verilmemesi istendi.

35 YILLIK YALAN DÜZENİ

Yunanistan Meclisi'nin de onayladığı 1913 Atina anlaşması hükümleri gereği o günlerde 1.5 müslümanı temsil eden Yunanistan Başmüftüsü'nün bir utanç durumu olarak ortada olmasına rağmen ve hatta Yunanistan'ın bunu Avrupa Birliği'nin de desteği ile engellemesi yüzünden hala seçilememiş olması ve hatta gündeme hiç getirilmemesi Türkiye'nin politik açmazı olarak degerlendirildi.
Aytunç Altındal'ın iddiaları ve İstanbul Başpapazı Melitos'un 22 Mayıs 1922 yılında İstanbul işgal altında iken Cumhuriyetin ilanından tam 14 ay önce Birleşmiş Milletler'e yaptığı başvuru da hatılatılarak konunun hassasiyeti dile getirilen toplantıda Batı Trakya'da adeta bir devrime ihtiyacımız olduğu vurgusu yapıldı.
Toplantıda Yunanistan ile ilişkilerde 35 yıllık yalan düzeninin sona erdirilmesi gerektiği belirtildi, 27 bin kilometre karelik Batı Trakya'nın özerklik statüsünün geçmişte Berlin Konferansı ile uluslararası hukukun da onayladığının iyi bilinmesi istendi.

KARŞILIKLI MÜTEKABİLİYET İLKESİ 

Atina'nın Türk, müsüman ve Türkiye karşıtlığı geçmişte Gümülcine Konsoloslugu'nun kapatılması talebi ile zirve yaparken o dönemin dışişleri bakanı Mesut Yılmaz'ın bu adımın karşılıgının Yunanistan'ın İstanbul başkonsolosluğunun kapatılması olacağının uyarısı iki ülke arasında olması gereken ilişkilerin temelini oluşturması esası ile hareket edilmesinin ve geleceğe bu pencereden bakılarak Atina-Ankara dengesinin saglanması da istenen toplantıda bu gidişle 10 yıl sonra Yunanistan'dan Türk konsolosluklarının bir bir kapanabilecegi uyarısında bulunuldu.
BRTK'nın da üyesi olan Karadeniz Rumeli Dernekler Federasyonu (KARDEF) bunyesindeki Sinop Mübadele ve Balkan Halkları Kültür Araştırmaları Dayanışma Derneği Başkanı ve BRTK yönetim kurulu üyesi Kenan Aral'ın ev sahipliğinde derneğimiz üyelerinden Yılmaz Güleryüz ve Osman Güleryüz' ün sahibi olduğu Güleryüzler Hotel'de gerçekleşen toplantıda Makedonya, Bulgaristan, Kosova ve Romanya da masada idi.
Sinop'ta tam bir Balkan fırtınası yaşanmasına neden olan etkinlik nedeniyle yapılan toplantılarda Bulgaristan seçimleri de irdelendi ve ortaya çıkan siyasi tablo Bulgaristan Türklüğü ve Müslümanları açısından analiz edildi.

BULGARİSTAN SEÇİMLERİ VE DURUM

Bulgaristan seçim sarmalında 5 yılda 8. defa gerçekleşen irade beyanına katılım yeterli olmasada önceki seçimlere göre oylamanın umut verici olduğu vurgulanan degerlendirmede çeşitli partilerden seçilmiş 18 Türk kökenli milletvekili için yetersiz ancak umut verici bir sayı yorumu yapıldı.
Bulgaristan seçmeninin mevcut partilere karmızı kart gösterdiği belirtilen degerlendirme raporunda seçmenin eskilere tepkisi vurgulanırken, cumhurbaşkanlığı görev süresinin bitimine 1 yıl kala istifa edip kurduğu siyasi hareket ile sandıktan 131 milletvekili çıkaran Rumen Radev'e yönelen ilginin iyi analiz edilmesi istendi.
Bulgaristan değerlendirme raporunun en dikkat çekici bölümü ise hiç kuşkusuz yapılacak seçimler öncesi İstanbul Kartal'da yapılan ve 20 dernekten 200 temsilcinin katıldığı istişare toplantısına aitti.
YETERSİZ SANDIK SAYILARI YAŞANAN İZDİHAM
Burada alınan kararlarda ne kadar isabetli olunduğuna işaret edilen görüşmede Başkan Mutlu "Derneklerimizin siyasallaşmamasını isterken ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. Son demokratik bir süreçte katılımımız hem Bulgaristan, hem de Türkiye'de en üst noktadaydı. İnsanımız sandığa gidip demokrasiye sahip çıktı. Ancak özellikle Türkiye'de yetersiz sandık sayısı nedeniyle izdiham yaşandı ve irademizin sandığa yansıması engellendi. Bu konuda tepkimizi ortaya koyduk ve yapılanın yanlış olduğunu beyan ettik. Ancak yine de uygulamada ısrar edildi. Bu konudaki yasal girişimlerimiz sürüyor. Bizim de desteklerimizle Balkanlarda Adalet, Haklar, Kültür ve Dayanışma Derneği'ni (BAHAD) yetkilisi arkadaşlarımız ombudsmana başvurdu. Bu sürecin tekrarlanmaması en büyük dileğimiz. Sayın Radev'den beklentimiz yüksek. Ülkede yaşam süren azınlıklar açısından yapılması gereken çok fazla iş var. Bu konuda parlamento zemininde yapılacak yasal düzenlemeleri önemsiyoruz. Bulgaristan Başbakanlığını üstlenecek olan Radev tarafından bu konuda yapılan açıklamayı önemsiyoruz. Bu açıklama bizi umutlandırdı. Kendisinden randevu talep ettik. Ziyaret edecegiz ve bu konulardaki beklentilerimizin ama başlıklarını sayın Radev'e ileteceğiz"dedi.

MAKEDONYA VE ROMANYA

Sinop toplantısında komisyon sorumluları tarafından BRTK yönetimine sunulan raporlarda Romanya'da istifa eden hükümetin yerine gelecek siyasi karar sorumlularının Avrupa yanlısı bir çizgide olması beklentisi dillendirilirken, burada bir 'tarih çalıştayı' yapılması önerisi yer aldı.
Kosova'da yaşanan Kurti - Osmani çekişmesinin ülkeyi yeni bir sürece ve seçim çıkmazına sürüklediğine işaret edilen ilgili ülke değerlendirme raporunda ise Kosova'yı temsil eden konfederasyon içindeki derneklerin sürece katkısının insanımız için ortaya çıkaracağı, siyasal, kültürel ve ekonomik faydalardan örnekler sıralandı.
Makedonya raporunda göze çarpan en önemli konu başlığı ise vatandaşlık başvurularında yaşanan belirsizlik ve şu andaki dosyaların onay sürecindeki gecikme idi. BRTK Genel Başkanı Sabri Mutlu bu konuda yönetim kuruluna yaptığı bilgilendirmede geçtigimiz aylarda göstermelik olarak onaylanan 50 'ye yakın dosyanın dışında Makedonya hükümetinin Türkiye'den yapılan başvurularda olumlu bir süreç başlatmadıgını söyledi.
Kuzey Makedonya İçişleri Bakanı Pance Toshkovski, Başbakan Hristijan Mickoski ve Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska Davkova'dan randevu talep ettiklerini ve önümüzdeki haftalarda bu ülkeyi ziyaret etmeyi planladıklarının bilgisini de veren Başkan Mutlu "Umudumuz bu haklı taleplerimizin ve aktaracağımız diğer sorunların çözümü noktasında yetkililerin iyi niyet adımı atmasıdır" dedi.

30 Nisan 2026 Perşembe

Sinop Osmanlı için acıklı ve hüzün verici bir sona, cumhuriyet için de yeni bir başlangıca ve çağa tanıklık etti









√  Kafkas cephesindeki yenilgimize giden ve Kırım'ın tıpkı Balkanlar gibi sonsuza dek elimizden çıkmasına, burayı yitirmemize neden olan deniz savaşı 30 Kasım 1853'te Sinop limanında yaşandı.
√ Cumhuriyet devrimlerinin en önemlisi olan harf devrimi de yine burada, bizzat cennetmekan 'ATA'mızın sunumu ve ögretisi ile 15 Eylül 1928 yılında Sinop'ta gerçekleşti.


Karadeniz'in incisi Sinop'a ayak bastığımda bende oluşan ilk duygu Kavala'da bulunduğum hissi idi. 
Türkiye'nin en küçük illerinden ve yaklaşık 70 bin insanımızın yaşadığı bu kentimiz yamaçlardaki yapılaşması ve bu binaların kademe kademe limana, yani kent merkezine doğru sıralanması ile tipik bir Kavala.
Dik yokuşlu, her an kayıp yuvarlanarak denize doğru düşeceginiz hissi veriyor cadde ve sokaklarının çoğu.
Sinop'ta sahil kesimi hariç kent turu atmak sporcu olmakla eş değer bir faaliyet demek.
Karadeniz kıyılarımızın bu şirin yerleşkesi
Mantısı (özellikle cevizli ve yoğurtlu), Nokul, Sırık Kebabı, tarihi cezaevi, doğa harikası Hamsilos Koyu ve el yapımı gemi maketleri ile meşhurdur. 
Ayrıca, Türkiye'nin en kuzey noktası olması ve mutlu şehir unvanı ile tanınır.
Sinop yarımadasındaki kent Boztepe Burnu'nun karayla birleşme noktasında yer alıyor.


HAMSİLOS KOYU TAM BİR GÜZELLİK ABİDESİ

Türkiye'nin kuzeydeki en uç noktası olan İnceburun ve Hamsilos Koyu Sinop'u zarif bir gerdan gibi süsleyen tarifi zor bir güzellik abidesi.
İnsanoğlu'nun daha ilk çağlarında yerleşke olarak tarih sahnesinde yerini alan kentin kuruluşu ile ilgili olarak birçok rivayet var.
Yarımadanın güney yönündeki iç liman ise rüzgarlara kapalı konumuyla ve sakin deniziyle güney Karadeniz'in en önemli limanı konumunda.
19. yüzyıla kadar tamamen ayakta duran surlardan ise günümüze çok azı kalmış.
Gelişimi sürekli olarak doğu yönündeki yarımadaya, Boztepe Burnuna doğru gerçekleşmiş olan Sinop buradaki Sarp ve dik yarları ile dikkat çekmekte.
Hıdırlık tepesinde 187 metre yüksekliğe ulaşan kentin bu konumu tarih boyunca denizden zaptedilmesini nerede ise imkansız kılmış.














TARİHİN EN ÖNEMLİ DENİZ SAVAŞI BURADA YAŞANDI

inop Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında süren Kırım Savaşı'nın en önemli çarpısmasına ve hatta en önemli deniz savaşına da tanıklık etmiş bir kentimiz.
Kafkas cephesindeki yenilgimize giden ve Kırım'ın tıpkı Balkanlar gibi sonsuza dek elimizden çıkmasına, burayı yitirmemize neden olan bu savaş 30 Kasım 1853'te gerçekleşiyor.
Tepelerden limana doğru baktığımda bu anları canlandırmaya çalıştım düş dünyamda.
Ruhum zaman diliminin bu anında tarihe, geçmişe doğru açılan pencereden esen soğuk rüzgarlar ile üşüdü.

Burada yaşadığımız baskında Ruslardan ağır bir yenilgi almış Deniz kuvvetlerimiz.
Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop'ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirmiş ve bir daha toparlanamamışız.
Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son savaş, gülle yerine humbara denen patlayıcı mermilerin kullanıldığı ilk çarpışma olan Sinop Baskını'nın bu nedenle özel bir yeri var tarihimizde.
Bu baskın Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansımış ve İngiliz basını olaydan Sinop katliamı olarak bahsetmiş.
Baskın İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri olmuş.
Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girmişler ve Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapmak durumunda kalmış ve akabinde de 30 Mart 1856'de Paris Antlaşması imzalanmış.


HÜZNÜN ANITI ŞEHİTLER ÇEŞMESİ 

Bu gün o savaşın acı hatırası Sinop'taki şehitliğimizde yatan askerlerimizin ve insanlarımızın anısına yaptırılan Şehitler Çeşmesi'nde yaşamakta.
Bu anıtın en önemli özelliği de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla inşa edilmiş olması.
Osmanlı-Rus savaşlarında top atışlarına tutularak yıkılan ve bu tarihten sonra iyice küçülerek kale içine çekilen şehir Cumhuriyet döneminde Balkan göçlerinin de etkisi ile yeniden büyümüş, bu günkü halini almış.
Hatta diyebilirim ki Sinop tarihin yetiştirdiği en büyük Rumelili ve Balkanlı olan ebedi liderimiz cennetmekan Mustafa Kemal Atatürk ile Türk devrim tarihinin kilometre taşlarının en önemlisini oluşturmakta.
Sinop'u çok sevdiği bilinen Mustafa Kemal ulusal kurtuluş savaşı öncesi Bandırma Vapuru ile Samsun'a gitmek üzere yola çıktığında 18 Mayıs 1919 günü Anadolu'ya karadan geçmek için Sinop Limanına uğramış, ancak o tarihte Sinop-Samsun arasında karayolu olmaması sebebiyle yolculuğuna gemiyle devam etmiş.
Milli mücadelenin kazanılması ve cumhuriyetin ilanından sonra sıra toplumsal olarak büyük atılımlar yapmamıza neden olan devrimlere geldiğinde de Sinop öne çıkmakta.
Yıllar önce bir Osmanlı subayı olarak kente gelen Atatürk bu kez 15 Eylül 1928'de İzmir vapuru ile yeni devletin kurucu lideri ve Cumhurbaşkanı olarak Sinop''a gelmiş ve baş öğretmen kimliği de kazandığı harf devrimini buradan başlatmış.
Dilbilimcilerin tarih itibarıyla en eski Türk alfabesi olarak da kabul ettiği ilk alfabemiz olan Göktürk (Orhun) Alfabesi ile aynı köke sahip Latin Alfabesi'ne geçişimizin büyük adımı bu kentte atılmış.

Kentte büyük coşkuyla karşılanan Atatürk bugün Sinop Öğretmenevi olarak kullanılan binanın önünde kurulan yazı tahtası başında halka yeni harfleri göstermiş, Türk harfleriyle dersler vermiş.
Atatürk'ün Sinop sevgisini "Ne olurdu Sinop'un yarı güzelliği Ankara'da olsa idi" sözleriyle ifade ettiği belirtilir.