‘’Osmanlı
idari ve sosyal uygulamaları ile Bulgarları yok olmaktan kurtardı’’ diyen Prof.
Dr. Dinkov, yakın geçmişte Türk asıllı Bulgaristan vatandaşlarını zorla
Bulgarlaştırmaya çalışanlara tarih dersi veriyor. Asıl Bulgarların Türk kökenli
olduğunu iddia eden tarih profesörü, bazı Bulgar çarlarının Türk asıllı olduklarını,
kullandıkları dilin de Türkçe olduğunu belgeleriyle ortaya koyuyor.
Amerika
ve Avrupa Birliği’nin uygulamaları ile şu anda Osmanlı’yı taklit ettiğini iddia
eden Bulgar tarihçi Prof. Dr. Stoyan Dinkov, Osmanlı İmparatorluğu'nda etnik
kimlik bilincinin olmadığını, imparatorluğun birçok kıtaya dağılmış ülkelerinde
insanların siyasi ve ekonomik anlamda özgür yaşadığını söylüyor. Bu konulardaki
iddiaları ile ülkesindeki fanatiklerin hedef tahtası haline gelen Dinkov’un
Osmanlı ve Türk tarihi üzerine tez niteliğinde çalışmaları ve yayımlanmış
kitapları da var.Geçtiğimiz
günlerde Bulgaristan göçmenleri ile Türk dünyasını temsil eden çeşitli
STK’ların konuğu olarak Türkiye’ye de gelen Prof. Dr. Stoyan Dinkov,
Bulgaristan ve Türkiye’de düzenlenen konferanslarda yaptığı açıklamalar, ortaya
koyduğu çalışmalar ile de dikkat çekiyor. Dinkov’a göre Osmanlı özgürlükçü
idari ve sosyal uygulamaları ile Bulgarları yok olmaktan kurtardı.
TÜRKLER İLE BULGARLAR AYNI SOYDAN
Türkler
ile Bulgarların aynı soydan geldiğini de ileri süren Prof. Dr. Dinkov
Türk-Bulgar ilişkilerinin samimiyet temelli bir bakış açısı ile tekrar yapılandırılması
gerektiğini belirtiyor. Dinkov’a göre Türkiye ve Bulgaristan yeni bir Avrasya
Birliği’nin temelini atmalı. Bunun Avrupa Birliği’ne yansıması da olumlu
olacak, aynı zamanda AB’ye de daha kuvvetli bir katılım sağlayacak. Bulgaristan
Yeşiller Partisi’nin de bir dönem genel başkanlığını yapan Prof. Dr. Dinkov Osmanlı
İmparatorluğu'nun kendi içinde ırk ayrımı yapmadığını, her ırkın kendi arasında
eşit olduğunu, iktidarda da her ırktan temsilci yer aldığını belirtiyor. ‘’Amerika ve Avrupa Birliği Osmanlı
İmparatorluğu'nun kuruluş felsefesini kullanıyor" diyen Dinkov,
"Osmanlı İmparatorluğu’nda etnik kimlik bilinci yoktu. Osmanlı birliği
kanun önünde herkesin eşit olmasını sağlıyordu. İnsanlar siyasi ve ekonomik
anlamında özgürdü. Osmanlı imparatorluğu, Amerika'nın ve şu anki AB'nin bir ön
örneğiydi" diyor.
ÇARLAR TÜRKÇE KONUŞUYORDU
Bulgaristan’ın
yakın tarihte, uyguladığı soykırım ile Bulgaristan'daki Türkleri zorla
Bulgarlaştırmaya çalışması, köyleri, kasabaları tank ve top ile kuşatıp Türk
asıllıların adlarını silah zoruyla değiştirmesi, direnenleri katletmesi, sürgün
kamplarına göndermesi belleklerimizdeki tazeliğini korurken, Prof. Dr. Stoyan Dinkov’un
açıklamaları tarihi karartmaya çalışanların canını sıkacak nitelikte.Yaptığı
araştırmalar sonucu elde ettiği bilgiler çerçevesinde hareket eden Dinkov o
dönemde Türk asıllı Bulgaristan vatandaşlarını zorla Bulgarlaştırmaya çalışanlara
tarih dersi de veriyor adeta. Asıl Bulgarların Türk kökenli olduğunu iddia eden
tarih profesörü, bazı Bulgar çarlarının Türk olduklarını, kullandıkları dilin
de Türkçe olduğunu belgeleriyle ortaya koyuyor. Bu konuda ‘ Turan tarihi’
adıyla yayımlanmış kitabı olan Stoyan Dinkov'un tezleri Bulgar siyasi tarihinde
de mevcut. Geçmişte Bulgar tarih araştırmacılarının bazıları da bu iddiaları
ortaya atmış, ancak Stoyan Dinkov kadar ses getirememişlerdi
BULGARİSTAN'DA ESARET YOKTU
Profesör
Stoyan Dinkov, Osmanlı ile Bulgarların karşılaştıkları dönemde 300 bin nüfuslu,
birkaç bölgeden ibaret olan Bulgaristan’ın, zaten gönüllü bir şekilde Osmanlı
hükümdarlığına sığındığını bu şekilde de etnik kimliğini koruyabildiği
görüşünde. 1878’deki
Osmanlı-Rus savaşından sonra yapılan ilk sayımda, Bulgaristan'ın nüfusunun 7
milyondan fazla çıkmasının kendi tezini doğruladığını da iddia eden Dinkov, Osmanlı’nın
Balkanlara ilk ayak bastığında, karşısında aç ve sefil bir Bulgar halkı
bulduğunu, onu giydirip karnını doyurduğunu, diline, dinine ve kültürüne sahip
çıktığını ve ortada asla bir Türk köleliği olmadığını söylüyor.Dinkov,
Bulgaristan’da fanatiklerin sıkça dillendirdiği ve okullarda okutulan tarih
kitaplarında da işlenen Batak katliamı iddialarını da reddediyor. Prof. Dr.
Stoyan Dinkov Osmanlı yönetimine karşı 21 Nisan 1876'da başlatılan Batak
ayaklanması sırasında, çoğu kadın ve çocuk 5 bin kişinin Batak'taki Sveta
Nedelya kilisesinde Osmanlılar tarafından kılıçtan geçirildiği" yönündeki
iddiaların gerçeği yansıtmadığı görüşünde. Batak olayının yan yana olan iki
köyde gerçekleştiğini söyleyen Dinkov, o dönemde İstanbul'dan Balkanlar'a giden
kervanların yol boyunca soyguna uğradığını, olayın da kervanlardan elde edilen
ganimetin paylaşımında, köylüler arasındaki anlaşmazlıktan çıktığını
vurguluyor.
BATAK KATLİAMI BİR YALAN
Olayların
insanların yaşam tarzından kaynaklandığını belirten Dinkov’un konu hakkındaki
görüşü ve değerlendirmesi de şu şekilde : "Batak'taki olaylar yerel
gelişmelerle ilgilidir, ticari sebepleri vardır. Bu olayı özgürlük hareketi
olarak nitelendiremeyiz. Bağımsızlık yanlılarının bastırılması olarak
değerlendirmemek de lazım. Olayların kriminal bir yönü vardır. Devlet
politikası olarak nitelendirilemez. O dönemdeki Karadağ-Sırp savaşı bu olaylara
paralel giderken başka devletlerin de ajanlık hareketleri vardır. Önce
Müslümanlar arasında korku salarak Müslümanların Hristiyanlaştırılacağı
söyleniyor, Hristiyanlara da ‘’Müslümanlar sizi yok edecek’’ diye kışkırtma
yapılıyordu. Bu ajanlık işlerini yapanlar daha sonra Balkanları ele geçirmek
için çaba gösteren devletlerdir. Osmanlı'nın askeri Karadağ'daki savaşa
müdahale etmek için yola çıkarken, bir tarafta da Osmanlı'ya karşı hareketlenen
gruplar vardı. Osmanlı yönetimi, olayları yatıştırmak, asayişi sağlamak için
asker göndermiştir Batak'a. Devlet müdahalesi var fakat olayları yatıştırmak ve
asayişi sağlamak içindir. Bu olaylara Türkler kesinlikle karışmamıştır. Bu
olayda Pomaklar ve Hristiyanlar vardır." Dinkov, yakın köylerdeki
Türkler'in Batak olayındaki mağdurlara yardım ettiğini de aktarırken
"Bulgaristan'ın resmi tarihinde belirtildiği gibi olayları 'Türklerin
yaptığı' yönünde bir gerçeğe dayanmamaktadır. Türkler oradaki mağdurlara yardım
etmişlerdir" diyor.
FATİH SULTAN MEHMET SAYESİNDE
KİLİSE
Açıklamasında
Bulgarların Fatih Sultan Mehmet sayesinde kiliseleri olduğunun altını da çizen
Dinkov ’’ O sultanın döneminde onlarca kilise inşa edildi. Osmanlı
İmparatorluğu tarih boyunca, adeta Bulgarların ayrı bir etnos olarak
muhafaza edilmelerini sağlamış oldu. Bizim topraklarımıza Osmanlı gelmemiş
olsaydı, ne bir Bulgar kalırdı, ne de Ortodoks hıristiyan dinimiz. Bundan
dolayı, Bulgarların Osmanlıya ve Türklere teşekkür etmeleri gerekiyor"
diyor.Dinkov,
Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, bugünün 60 devletinin bulunduğunu ve
bunlarda da 100'den fazla etnik grup yaşadığını vurgularken, bu halkların hiç
birinin dilini ve kültürünü kaybetmediğine de dikkat çekiyor. Osmanlı idaresi
altına girip de Osmanlı devletinden dolayı etnik kökenini kaybeden milletin
olmadığını belirten Prof. Dr. Dinkov,Osmanlı
İmparatorluğu'nun kendi içinde ırk ayrımı yapmadığını, her ırkın kendi arasında
eşit olduğunu, iktidarda da her ırktan temsilci yer aldığını söylüyor.‘’Bu
anlamda, Amerika ve Avrupa Birliği’nin Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş
felsefesini kullanıyor’’ diyen tarihçi AB'den sonra Asya Birliği’nin
kurulacağını, ardından da AB ile Asya Birliği'nin birleşerek Avrasya Birliği'ni
ortaya çıkacağını savunuyor. ''Osmanlı – Roma imparatorluğu, Bulgarlar ve
Türkler'' adlı kitabında Atilla döneminden günümüze kadar genel Bulgaristan ve
Türkiye tarihini ele alan yazara göre Osmanlı İmparatorluğu Roma İmparatorluğu’nun
devamı. Dinkov'a göre Osmanlı sultanları zamanın Avrupa idarecilerinden daha
toleranslı. Dinkov Bulgaristan’ın Türkiye ve Türki topluluklarla çok sağlam bir
ilişki kurması gerektiği görüşünde. Ona göre dünyanın geleceği bu birleşmede
saklı.
RUS PROPAGANDASI VE KİMLİK EREZYONU
Prof.
Dr. Stoyan Dinkov Bulgar basınında yer alan açıklamalarında kendilerine
Osmanlı’yı kötü gösterme çabalarının Rusya’nın ideolojik ve siyasi emellerinden
kaynaklandığı görüşünde. Dinkov’un bu konudaki analizi ise şöyle: ‘’Bulgaristan
14. yüzyılda çok küçük topraklara sahip, güçsüz ve üçe bölünmüş bir haldeydi. Vidin
Bulgaristan'ı dediğimiz parçaya Macaristan göz dikmişti. Sırbistan ve Romanya'nın
da Bulgaristan'da gözü vardı. Eğer Osmanlılar gelmeseydi tüm zayıfların başına
gelen Bulgaristan'ın da başına gelecekti. Yunanistan Trakya topraklarını
alacaktı. Sırbistan da bir pay alacaktı, çünkü o zamanlar onların dili bizim
dilimize çok yakındı. Vidin Çarlığı da Macaristan'ın bir parçası olacaktı.
Dobruca da Venediklerin idaresi altına girecekti, çünkü oranın yöneticisinin Venediklilerle
çok iyi ilişkileri vardı. Bizden geriye ne kalacaktı? Hiçbirşey. Osmanlıların
gelmesiyle etnik kimliğimiz tekrar sınırsız birliğine kavuştu. Bu büyük Osmanlı
topluluğundan bir parça olsa da. Dobruca, Tırnova ve Vidin tekrar bir
bütün oldu. Osmanlı hakkında olumsuz algı olan kölelik tanımı ise Rusya’nın
ideolojik emellerinin ürünüdür. Bu Rusya'nın emelleri sonucunda gerçekleşiyor.
PANİSLAVİZM GERÇEĞİ
Ulu
Ekaterina zamanında Panislavizm görüşü ortaya çıkıyor. Rusya dile dayalı, etnik
kökene dayalı olmayan bir temelle Slav milletlerini birleştirmeye çalışıyor.
Ruslar bizi Slav sayarak bir kültürel hücum başlatıyorlar. Ana gayeleri bu
toprakları ele geçirip İstanbul'a kadar varmak. Kitlesel bir propaganda
başlatılıyor. Güya onlara göre Bulgarlar Slav ve çok çile çekiyorlar. Fakat
Bulgaristan'a Rusya'dan çok akıllı adamlar gelmiş. Onlardan biri de
Dostoyevskidir. O kölelerin ne şekilde yaşadığını çok farklı bir şekilde
anlatmış. Ve ben ona güveniyorum. Osmanlıya karşı ayaklanan Bulgarlar bu
propagandanın ve Matsin ideolojisinin etkisindeydi. Aslında bunda kötü bir şey
yok. Lakin bu ideolojilerin İtalya'da
özel konumu vardı. Bu ideoloji bizde aynı işlevi görmedi. Matsin'in devrimci
görüşleri Rusların Panislavizm görüşüyle birleşince küçük bir kaos meydana
getirdi. Çoğu milliyetçi Bulgarların Türkiye'ye karşı olan olumsuz tavrının
sebebi bu kaosta saklı. Ayrıca bu sadece bizde böyle değil. Dünya tarihine
baktığımızda görüyoruz ki, her zaman karanlık güçler belirli amaçlar
doğrultusunda milletleri en yakın dostlarından ayırmışlardır. Biz en yakın
dostumuz Türkiye'den ayrı olunca onlar her isteklerini kolayca elde
edeceklerdi.
ORTAK TARİHİMİZİ ÇARPITIYORLAR
Biz
Türkler ile neden yolumuzu ayrı tutalım? Neden ayrı düşelim? Bizim
tarihimizdeki tüm bulgular bizim de Türk asıllı olduğumuzu gösteriyor. Diğer
iddiaların hepsi birer teoridir. Diğer teorileri destekleyen hiçbir gerçek delil
de yok üstelik. Neden Nagi Sent Mikloş Hazinesi hakkında konuşulmuyor. Bu
kesinlikle Bulgarlara ait ve onda Türk izleri var. Üzerinde Türk ve göçebe
atları figürleri yer almaktadır. Bir de spekülasyon yapılıyor. Güya üzerindeki güneş
ve ay Farsları simgeliyormuş. Lakin onun üzerinde güneş ve ay değil yıldız ve
hilal var. Bu ikisi Türklerde İslam'dan önce de vardı. Bu simgeler Han Omurtak
döneminde de vardı. Bu simgeler aynı zamanda Osmanlıların da simgeleridir.
Osmanlılar İslam topraklarını fethedince bu simgeler İslam'ın simgeleri haline
geldi. Türki topluluklarla yakınlaşma Bulgaristan'a yarar sağlar. Bunun ilk
yararı halkımız için olacak ve kendimizi tanıyacağız. Kim olduğumuzu ve nereden
geldiğimizi bileceğiz. Çok zamandır aldatıldık. İlk önce Slav diye, şimdiyse
Fars kökenli diye. Bu topluma çok kötü yansıyor, çünkü bizde sivil anlayışlı
bir toplum yok.
CİHAN İMPARATORU ATİLLA'NIN VARİSİYİZ
Biz
kim olduğumuzu bilmiyoruz. Bizler en büyük Türk devletinin mirasçılarıyız yani
Atilla'nın. Biz Fransa'dan Moğolistan'a kadar uzanan bir cihan imparatorluğunun
varisiyiz, büyük bir cihan devletinin. Atilla'nın oğlu İrnik Batı Rusyayı,
Baltık bölgesini, Kiyev ve Kırım'ı yönetiyordu. Onun yönettiği devlete
Bulgaristan diyorlardı hatta Kubrat'ın yönettiği Bulgaristan'dan bile eski. Bu,
tüm dünyada biliniyor, bir tek biz bilmiyoruz. Bu Panislavizm'in bir gereğiydi.
Yani kendi tarihimizi bilmememiz Panislavizm'in bir sonucudur. Aynı sorun Rusya'daki
Bulgarlarda da var. Volga Bulgaristan'ının mirasçılarında. Ancak şu an orda
güzel şeyler oluyor. Onların partisi olan Bulgar Ulusal Kongresi oradaki en
güçlü partidir. Gerçek bir özgür seçimde iktidar olabilirler. Bulgaristan'ın
Türki devletlerle ilişki kurması ileride Avrasya Birliği’nin kurulmasına yol
açar. Ancak önce Asya Birliği’nin meydana gelmesi gerek. Sonra Avrupa Birliği
ile Asya Birliği birleşecek. Bu, dünyanın geleceği. Bizim tarih yazarlarımız
yalan yerine gerçekleri yazmaya başlarsa Bulgaristan'ın dünya üzerinde çok
önemli bir yeri olacak.
HIRİSTİYANLIK VE SLAVCA ZORLA KABUL
ETTİRİLDİ
Biz
sadece AB üyesi değiliz, aynı zamanda Slavca konuşuyoruz. Velev ki zorla kabul
ettirilmiş olsun. Ve dahası Hıristiyan'ız. Yani birçoğumuz. Geriye sadece
gerçek tarihimizi yazmak kalıyor. Slavcanın bize zorla kabul ettirilmesi ise
din sayesinde oldu. Bulgarlara Hıristiyanlığı zorla kabul ettirme sırasında 100
bini aşkın Bulgar katledildi. Bu din bize Bizans tarafından zorla kabul
ettirildi. Aynı şekilde alfabe de zorla kabul ettirildi. Öyle bir alfabe ki 4.
asırdaki bir alfabe baz alınarak hazırlanmıştı. Atalarımız yani Proto Bulgarlar
başka alfabe kullanıyordu. Bu da Türklerin kullandığı bir çeşit alfabedir. Hatta
bu alfabeden bazı harfler alınıp yeni alfabeye de konulmuştur. Bu uygulamalar
sayesinde 1. Boris iktidarında Bulgaristan'a Bulgar hanları tarafından kovulan
anti denen Slav kabileleri geri dönüş yaptı. Bize böylelikle onlar sayesinde
Slav dilini empoze etmişlerdir. Ve böylece herkes Slavca konuşmaya başlamıştır.
Bu dönemde insanlar okur yazar değillerdi. Biz alfabeden bahsediyoruz. Muhtemelen
o zaman sadece bin civarında kişi okuma yazma biliyordu. Bir şeyler
öğrenmek istediğimizde ise dinin de etkisiyle Slavcayı öğrenmek mecburiyetinde
kaldık. Bu Doğu Roma İmparatorluğu’nun Bulgaristan'ı yok etmek için yaptığı en
önemli harekettir. Bulgarlar’ın etnik kimliğini nasıl koruyabildikleri konusuna
gerçekçi bakarsak biz yokuz aslında. İkinci Bulgar Çarlığı Kumanlara ait. Genellikle
burada yaşamak isteyen Proto Bulgarlar ağır koşullara mahkum edilmiştir.
Hiçbir yere gitme hakkı olmayan kırsal köylüydüler. Ağır vergiler ödüyor, köle
gibi çalışıyorlardı. Geri kalanları Kuman ve geri dönüş yapan Antilerdi. İkinci
Bulgar Çarlığı hanedanı Kumanlardandı.’’
OSMANLI
BİRLİĞİ GİBİ DEVLET YOK
Türkiye’deki konferanslarında ‘’Bulgarlar, Osmanlı Devleti sınırlarında yaşadığı
için teşekkür etmelidirler. Kendi sınırları içinde yaşadıkları için Osmanlı’dan
mutlu olmalıdırlar. Üç kıtaya yerleşmiş olan Osmanlı sınırları içinde 100 kadar
farklı etnik grup yaşamaktaydı. Osmanlı devleti içinde bütün etnik ve dini
gruplar muhafaza edilmiş, hiçbir dil yok edilmemiştir. Osmanlı’nın sınırları
içinde yaşamış bugün dünyada 60 devlet var. Bu da bu günkü dünya devletlerinin
dörtte birini oluşturmaktadır. Dünya tarihinde henüz böyle bir devlet yok. Ben
Osmanlı İmparatorluğuna daha çok “Osmanlı Birliği” olarak bakmaktayım. Osmanlı,
bugünkü ABD’nin eski bir prototifidir’’ diyen Prof. Dr. Stoyan Dinkov Türkiye’nin
son derece güçlü bir devlet olduğunu da belirtiyor. Dinkov; Bulgaristan’ın şu
an hem ekonomik ve hem de siyasi yönden çok sancılı bir dönemde olduğunu, bütün
siyasi partilerin Kremlin tarafından finanse edildiğini belirtip, ‘’Eminim ki
Türkiye Bulgaristan’a çok büyük yardımda bulunacaktır’’ sözleriyle,
temennilerini de dile getirmekten kaçınmıyor. Kendi düşüncesine göre Bulgaristan’ın
kurtuluşunun Türkiye eliyle olacağını da vurgulayan Dinkov, Ermeni iddiaları
için de en iyi yanıtın arşivlerde olduğunu, dünyadaki tüm arşivlerin
araştırmacılara açılması gerektiğini söylüyor.
ERMENİ İDDİALARI YALANLAR SİLSİLESİ
Prof.
Dr. Stoyan Dinkov Ermeni tehcirinin 101. yılında, dünya çapında çeşitli
anmalara konu olan 1915 yılı olaylarıyla ilgili olarak Birinci Dünya Savaşı'na
karışan devletlerin tümünün arşivlerini açmaları gerektiği görüşünde. Osmanlı
yönetimince Ermenilere soykırım yapıldığı iddialarının ancak bu şekilde
aydınlanabileceğini söyleyen Dinkov sadece Osmanlı'nın değil Ermenistan, Rusya,
Fransa, İtalya ve İngiliz arşivlerinin de açılması gerektiğini belirterek,
"Tarihçilerin haricinde sosyolog ve psikologların da olayı incelemesi gerekir.
Olaydan 20-30 sene önceki etnik bilincin nasıl oluştuğunun görülmesi gerekir.
Osmanlının yönetim tarzında toplum etnik olarak ifade edilmiyordu. Etnik
ayrımcılık yoktu. Tüm etnik kimlikler Osmanlılı olarak kabul edilirken, o
dönemde bireyler etnik kimlikleri altında birleşmeye başlıyorlar." diye
konuşuyor. Dinkov, incelediği bir Rus generalin arşivinde bu olayların farklı
açıdan yansıtıldığını gördüğünü de ifade ederken, konuyu şu cümlelerle
aydınlatıyor: "Bu generalin Rus imparatoruna ve başkomutanına yazdığı
günlükler var. Doğu Anadolu'daki olayları farklı açıdan yansıtıyor. Bunun
arşivine baktığımızda bu olaylarda Türkler hiç yer almamıştır, Osmanlı hükümeti
de bu işlere müdahil olmamıştır. Bu olayın içinde Kürtler, Ermeniler ve
Rusların olduğunu görüyoruz. Osmanlı hükümetinin, yönetiminin rolünün
olmadığını görüyoruz. Ermeni, Kürt ve Türk dil grubu var olayların yaşandığı
bölgede. Aynı dil grupları Rus sınırları içerisinde de var. Rusya sınırları
içinde de aynı grupların yaşadığı biliniyor, fakat o taraftaki olaylar hiç dile
getirilmiyor. Kimin çıkarının olduğuna bakacak olursak Kürtlerin ve Ermenilerin
çıkarı olduğunu görüyoruz. Olayları sadece Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türklere
indirgemek olmaz."
Harika bir yazı. İlim irfan sahibi her bilim adamının yapması gerekeni yaptığı için teşekkürler. Biz Bulgarların Türk kökenli olduğunu biliyoruz.inşallah onlar da öğrenir bir gün. Selamlar
Стоян Динков не е историк по образование. Той е писател и поет. Твърденията които отправя нямат общо с действителността. По този начин той изкарва парите си чрез заплащане от турски неправителствени оранизации.
Özellikle Türklerin ne kadar güzel insanlar olduğu bir kere daha yabancı tarihçiler tarafından ortaya konuyor. Feysbukda paylaşıyorum ki bir kişi okusa o da başka bir kişiye okutsa bilgi sahibi oluruz. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın bir kere daha ne büyük bir cahillik olduğunu görüyoruz. İlim ve irfan sahibi Bulgar Tarihçi Profesör Stoyan Dinkov'a bir kere daha teşekkür ederiz.
Harika bir yazı. İlim irfan sahibi her bilim adamının yapması gerekeni yaptığı için teşekkürler. Biz Bulgarların Türk kökenli olduğunu biliyoruz.inşallah onlar da öğrenir bir gün. Selamlar
YanıtlaSilСтоян Динков не е историк по образование. Той е писател и поет. Твърденията които отправя нямат общо с действителността. По този начин той изкарва парите си чрез заплащане от турски неправителствени оранизации.
YanıtlaSilÖzellikle Türklerin ne kadar güzel insanlar olduğu bir kere daha yabancı tarihçiler tarafından ortaya konuyor. Feysbukda paylaşıyorum ki bir kişi okusa o da başka bir kişiye okutsa bilgi sahibi oluruz. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın bir kere daha ne büyük bir cahillik olduğunu görüyoruz. İlim ve irfan sahibi Bulgar Tarihçi Profesör Stoyan Dinkov'a bir kere daha teşekkür ederiz.
YanıtlaSilMerhaba çok güzel bir yazı zevkle okudum ama aynı zamanda çokta uzuldum yıllar yılı bizi ezdiler ve bize yalan bir tarih okumuşlar çok yazik
YanıtlaSilhahahhahahhahahahahhahahahahahahaha
YanıtlaSil