21 Haziran 2026 Pazar

Hasanov binin üzerinde oy alarak Bulgaristan'ın yeni başmüftüsü oldu


KİMDİR?

Ahmet Hasanov, 1977 yılında Tırgovişte iline bağlı Omurtag ilçesinde doğmuştur. İlk ve orta eğtimini Omurtag ilçesine bağlı Zelena Morava köyünde tamamlamıştır. 1992 yılında Şumnu “NÜVVAB” İmam Hatip Lisesine kaydolmuştur. Lise eğitimini 1996 yılında başarı ile tamamlamıştır. 1998 – 1999 eğitim öğretim yılında Sofya Yüksek İslam Enstitüsü’ne kayıt yaptırarak eğitime başlamıştır. Üniversite Lisans eğitimini 2002 yılında tamamlamıştır.
Üniversite öğrenim yıllarında 2001 yılında İran’ada düzenlenen Kur’an-ı Kerim okuma yarışmasına katılarak Bulgaristan’ı temsil etmiştir. 2002 – 2003 yıllarında Memleketi Omurtag Şehrindeki “Fındık Cami” de imam olarak görev yapmıştır.
2007 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yusuf Ziyaeddin Ezheri’nin Hayatı, Eserleri ve Kur’an Tarihi isimli Yüksek Lisans Tezini savunarak eğitimini tamamlamıştır. 2008 – 2010 yılları arasında Tırgovişte Bölge Müftülüğü’ne bağlı Bölge Vaizi olarak görev yapmıştır.
2010 – 2012 yılları arasında Almanya’nın Aalen şehrinde “Gül” Eğitim merkezinde öğretmenlik ve müdürlük görevi yapmıştır.
Şimdi Sofya Yüksek islam Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim öğretim görevlisi olarak hizmete devam etmektedir. Aynı zamanda “Kur’an’da İnsan Modelleri” isimli Doktora Tezini hazırlamaktadır.     
Evli bir çocuk babasıdır.

14 Haziran 2026 Pazar

BRTK Genel Başkanı Sabri Mutlu Selvi'den uyardı "Türkçe, Balkan Türklerinin en önemli kimlik unsurudur"



Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) Genel Başkanı Sabri Mutlu, Bulgaristan'ın Gabrovo iline bağlı Sevlievo (Selvi) kasabasında Avrupa'yı Yenile (Renew Europe) grubunun himayesinde
gerçekleştirilen 10. Türkçe Çalıştayı'na katılarak ana dilin önemine dikkat çekti. Yaptığı konuşmada özellikle Bulgaristan başta olmak üzere Balkan coğrafyasında yaşayan Türklerin Türkçeden uzaklaşmaya başladığını vurgulayan Mutlu, bunun gelecek adına endişe verici bir durum olduğunu söyledi.

Çalıştayda yaptığı konuşmada Türkçenin Balkan Türklerinin ana dili olduğunu belirten Mutlu, Bulgaristan'da yaşayan Türk çocuklarının önemli bir bölümünün Türkçeyi yeterince kullanamadığını, ailelerin de bu konuda gereken hassasiyeti göstermediğini ifade etti.
Türkçenin Bulgaristan'da anaokulu ve ilkokullarda zorunlu ders olarak okutulması gerektiğini belirten Mutlu, bu konuda uzun yıllardır çeşitli girişimlerde bulunduklarını söyledi. Geçmiş yıllarda dönemin Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov'a konuya ilişkin bir rapor sunduklarını ve taleplerini ilettiklerini söyleyen Mutlu, Ankara'da Bulgaristan Büyükelçisi ile de görüşmeler gerçekleştirdiklerini ancak somut bir sonuç alamadıklarını ifade etti.
Bundan sonraki süreçte de çalışmalarını sürdüreceklerini belirten Mutlu, Bulgaristan'da yeni kurulan hükümete de taleplerini ileteceklerini söyledi. Ana dil eğitiminin zorunlu hale getirilmesinin Türkçenin korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Mutlu, konunun takipçisi olacaklarını dile getirdi.
Türkçenin Balkanlardaki Türk toplumunun kültürel kimliğinin temel taşı olduğunu ifade eden Mutlu, dilin yaşatılmasının ancak ailelerin, eğitim kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çabasıyla mümkün olacağını sözlerine ekledi.

Avrupa Parlamentosu Üyesi Milletvekili  İlhan Küçük ve Sevlievo (Selvi) Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen 10. Türkçe Çalıştayı yoğun bir katılımla gerçekleştirilirken Türkiye'nin Filibe Başkonsolosu Emre Manav, Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) Genel Başkanı Sabri Mutlu, Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu (BGF) Genel Başkanı Abdurrahim Nursoy, BGF Başkan Yardımcısı ve Yalova Balkan Göçmenleri Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Lütfi Özgür,  BGF Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Şentürk, Çorlu Belediye Başkan Yardımcısı Güner Çetin ve İzmir Bal-Göç Genel Merkez yönetim kurulu üyesi Ümit Şentürk onur konukları arasındaydı.

10 Haziran 2026 Çarşamba

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Sofya'dan Avrupa'ya seslenerek "Bildiğimiz dünyanın sonuna geldik" dedi


Sofya'da düzenlenen Güneydoğu Avrupa Güvenlik Zirvesi'ne katılan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bulgaristan Devlet Haber Ajansına verdiği röportajda Türkiye'nin AB'ye üyelik hedefinin sürdüğünü belirterek "Bugün AB üyesi olan ülkelerin neredeyse yarısı Avrupa ailesinde yokken biz vardık" dedi. 

Fidan AB üyeliğinin Türkiye için stratejik öncelik olmaya devam ettiğini de vurguladığı açıklamasında Türkiye'nin AB' ye katılım sürecini, konjonktürel ve kısa vadeli hesaplarla değerlendirmenin hata olacağını söyledi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Bulgaristan'da, Bulgaristan Devlet Haber Ajansı’na (BTA) konuştu. Orta Doğu'daki füze savaşlarından Avrupa'nın enerji krizine, Bulgaristan ile yürütülen lojistik projelerden Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecine kadar pek çok başlıkta mesajlar veren Bakan Fidan, AB entegrasyonunun Türkiye için vazgeçilmez bir rota olduğunu iletti. Bakan Fidan açıklamasında
"Son dönemde gerçekleştirdiğimiz temaslarda da muhataplarımıza açıkça ifade ettik: AB üyeliği Türkiye için stratejik öncelik olmaya devam etmektedir. AB ile tam üyelik hedefi içeren Ortak Anlaşmamızı 1963 yılında imzaladık. Tam üyeliğin merhalesi olan Gümrük Birliği'ni 1996'da yürürlüğe koyduk. AB ile ekonomik ve ticari ilişkilerimiz, kapsamlı ortaklığımızın temel unsurlarından biridir" dedi.
Küresel sistemin büyük bir dönüşüm içinde olduğunu ve AB'nin mevcut kurumsal yapısıyla aynen devam etmesinin mümkün olmadığını da kaydeden Fidan, "Güvenlikten, ekonomi ve ticarete her alanda, bildiğimiz dünyanın sonuna geldik ve tüm bu gelişmeler AB'yi derinden etkiliyor. Ülkemizin üyeliğine ilişkin siyasi iradenin yeniden ve açık bir şekilde ortaya konulması, ayrıca üyelik perspektifinin somut adımlarla desteklenerek teyit edilmesi, sürecin yeniden ivme kazanmasına katkı sağlayacaktır. Bu noktada, biz üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeye hazırız" dedi.

TÜRKİYE İLE BULGARİSTAN İKİ STRATEJİK ORTAK

Bakan Fidan, güvenlik mimarisine dair ise "Orta Doğu'da ahiren yaşanan gelişmeler, güvenlik ortamının ne kadar hızlı değişebildiğini ve ittifakın güney kanadından neşet eden tehditlerin, bölgenin ötesindeki yansımalarının etkisini ortaya koymuştur. Ülkemize yönelik ateşlenen füzeler karşısında hızla harekete edilmiş olması, NATO'nun etkinliği ve küresel ve bölgesel güvenliğin korunmasında üstlendiği caydırıcı rolün ehemmiyeti ile müttefikler arası birlik ve dayanışmanın önemini bir kez daha göstermiştir. Türkiye ve Bulgaristan, ittifakın güneydoğu kanadını oluşturan iki stratejik ortak olarak gelişmeleri yakından takip etmektedir. Askeri makamlarımız ülkelerimizin hava ve füze savunma sisteminin güçlendirilmesi ve desteklenmesi konusunda atılabilecek ilave adımları değerlendirmeye hazırdır." şeklinde konuştu.
Fidan, NATO şemsiyesi altında sınır güvenliği, erken uyarı mekanizmaları ve istihbarat paylaşımı konularında Sofya yönetimiyle tam bir eşgüdüm içinde olunduğunu da belirterek, Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu vasıtasıyla operasyonel iş birliğini ileriye taşıdıklarını ifade etti.

"BULGARGAZ ANLAŞMASINDA KAZAN-KAZAN TEMELLİ GÜNCELLEMEYE HAZIRIZ"

Açıklamasında Bulgaristan iç siyasetinde bir dönem tartışma konusu olan BOTAŞ-Bulgargaz doğal gaz anlaşmasına da değinen Bakan Fidan, anlaşmanın Bulgaristan'ın enerji arz güvenliğinin ön plana çıktığı bir dönemde imzalandığını hatırlattı:
"2023 başında imzalanan BOTAŞ-Bulgargaz anlaşması esasen Rusya'dan doğal gaz alımının kesildiği, Bulgaristan'ın enerji tedarikinde arz kesintileriyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde Bulgaristan'ın arz güvenliğini tahkim eden stratejik bir hamleydi. Türkiye, bu süreçte komşusu ve müttefiki Bulgaristan'ın enerji arz güvenliğine katkı sağlamayı bir sorumluluk olarak görmüş ve gerekli desteği sunmuştur. 'Kazan-kazan' ilkesi çerçevesinde, iki ülkenin de ticari ve hukuki çıkarlarını gözeten, günün değişen koşullarına uyumlu bir güncelleme için makamlarımız esasen temas halindedir. Amacımız Türkiye-Bulgaristan doğal gaz iletim kapasitesinin artırılmasını da içerecek kapsamlı bir enerji iş birliği anlaşması imzalayarak ilişkilerimizi daha da ileriye taşımaktır."

KÜRESEL LOJİSTİĞİN KALBİ TÜRKİYE, AVRUPA'YA AÇILAN KAPI BULGARİSTAN

Kalkınma Yolu, Zangezur Koridoru ve Trans-Hazar Orta Koridoru gibi Türkiye'nin merkezinde yer aldığı dev ulaştırma ağlarının Avrupa pazarına erişiminde Bulgaristan’ın stratejik konumuna da vurgu yapan Bakan Fidan, bağlantısallık projelerinden bahsetti:
"Son yıllarda yaşanan gelişmeler, kesintisiz bağlantısallığın stratejik önemini açık biçimde ortaya koymuştur. Bağlantısallık açısından kilit bir ülke olan Türkiye, küresel lojistiğin kalbi konumundadır. Bu koridorların nihai hedefi olan Avrupa pazarına açılan kapı ise Bulgaristan'dır. Bulgaristan, Türkiye üzerinden gelen bu devasa lojistik akıştan sadece bir geçiş ülkesi olarak değil, aynı zamanda bu hatların lojistik üssü ve dağıtım merkezi olarak ekonomik anlamda en büyük faydayı sağlayacak ortakların başında gelmektedir. Aramızdaki Kapıkule Sınır Kapısı Avrupa'nın birinci, dünyanın en işlek ikinci sınır kapısıdır. Yılda 4 milyondan fazla aracın geçtiği bu kapımızın genişletilmesi ve yeni kapılar açılması ortak gündemimizdedir."
Bakan Fidan acıklamasında ulaştırma ve enerji alanındaki entegrasyonu pekiştirmek adına iki ülke arasında ikinci bir demir yolu geçişinin açılması, Karadeniz Otoyolu Projesi'nin hayata geçirilmesi ve Türkiye, Bulgaristan, Azerbaycan ve Gürcistan’ı kapsayan "Yeşil Enerji İletimi ve Ticareti" projesinin fizibilite çalışmalarına yakında başlanacağı müjdesini de paylaştı.

"BULGARİSTAN TÜRKLERİ ÜLKELERİMİZ ARASINDAKİ GÖNÜL KÖPRÜSÜDÜR"

Sofya’da sürdürülebilir ve güçlü bir hükümetin varlığının sadece Bulgaristan'ın refahı için değil, Balkanlar'ın istikrarı ve ortak projelerin geleceği açısından da hayati öneme sahip olduğunun altını çizen Fidan, Bu durum, enerji, lojistik ve güvenlik alanlarında askıda bekleyen ya da uzun vadeli planlama gerektiren stratejik dosyaları çok daha hızlı ve kararlı bir şekilde neticelendirmemize imkan tanıyacaktır. Ayrıca, istikrarlı bir hükümetin getirdiği işlerlik, Bulgaristan halkının soydaşlarımız dahil tüm kesimlerinin refahını ve yaşam kalitesini artıracak hizmetlerin uygulamaya konulmasında son derece önemlidir,” ifadelerini kullandı.
Bulgaristan Türklerini temsil eden partilerin sonuçlarını ve bugünkü rollerini nasıl değerlendirdiği sorusuna ise Fidan, “Balkanlar'da en fazla soydaşımızın bulunduğu ülkelerin başında gelen Bulgaristan'daki soydaşlarımız, Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinin en önemli veçhelerinden birisini oluşturmakta olup, ülkelerimiz arasında sadece sarsılmaz bir gönül köprüsü değil, aynı zamanda Bulgaristan demokrasisinin ve toplumsal barışının en önemli güvencelerinden birini teşkil etmektedir” yanıtını verdi ve soydaşların demokratik haklarını kullanarak parlamentoda güçlü şekilde temsil edilmelerinden memnuniyet duyduklarını belirtti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan açıklamasında, soydaşların huzur ve beraberlik içinde Bulgaristan’ın siyasi, toplumsal, iktisadi ve kültürel hayatına katkıda bulunmaya devam etmelerini istediklerini de vurguladı.

Balkanlar Avrupa ve dünya ile entegre bir bölge haline gelecek



Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da düzenlenen Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Zirvesi'nde, bölgesel entegrasyon, güvenlik, ticaretin kolaylaştırılması ve AB üyeliği hedefleri ele alındı. Zirvede dönem başkanlığı Romanya'ya devredildi.

Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci (GDAÜ) Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi düzenlendi. Zirve sonunda Bulgaristan Cumhurbaşkanı İliyana Yotova, Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bajram Begaj ve Romanya Dışişleri Bakanı Oana Toiu, ortak basın toplantısında konuştu.
Yotova, Güneydoğu Avrupa'nın, Avrupa ve dünya ile mümkün olduğunca bağlantılı ve entegre bir bölge haline gelmesi için çalışmaya devam edeceklerini söyledi.
Ortak çabalarla, tüm Avrupa'da konuşulan bölgesel stratejik özerklik modelini oluşturmak istediklerini belirten Yotova, "Amacımız bölgemizi tüm Avrupa için bir model haline getirmektir." dedi.
Yotova, en önemli unsurun diyalog ve ortak hareket olduğuna dikkati çekerek, mevcut güvenlik ve istikrar sorunları karşısında işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bulgaristan'ın dönem başkanlığını Romanya'ya devrettiğini aktaran Yotova, Romanya Dışişleri Bakanı Toiu'ya zor zamanlarda yol gösterici olması temennisiyle pusula figürlü bir hediye takdim etti.
Arnavutluk Cumhurbaşkanı Begaj, Güneydoğu Avrupa'daki bölgesel işbirliğinin somut sonuçlar verdiğine işaret ederek, ticaretin kolaylaştırılması ile insanlar ve malların serbest dolaşımında ilerleme kaydedildiğini söyledi.
Avrupa Birliği'ne (AB) entegrasyonun temel hedef olmaya devam ettiğine değinen Begaj, bu sürecin kararlı ve aşamalı adımlarla ilerlemesi gerektiğini dile getirdi.
Romanya Dışişleri Bakanı Toiu, GDAÜ dönem başkanlığını büyük bir sorumlulukla devraldıklarını belirterek, ortak bölgesel pazar, güvenlik, Avrupa entegrasyonu ve gençlerin gelişiminin öncelikleri arasında yer alacağını kaydetti.
Gençlerin ilgi ve beklentilerinin dikkate alınmasının önemine işaret eden Toiu, "Gençler öncü bir konumda olacak. Onların ilgi alanlarının ve beklentilerinin görülmesi büyük önem taşıyor." diye konuştu.
Toiu, Romanya'nın AB üyeliği sonrasında ekonomisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını belirterek, ülkesinin AB'ye aidiyetinin yalnızca Romanya için değil, tüm bölge açısından da önem taşıdığını ifade etti.

Bulgaristan Rusya'ya doğru dümen kırdı

9 Haziran 2026 Salı

Lüleburgaz 10. Balkan Rumeli Trakya Buluşması bölgenin geleceğe dair barış, kardeşlik ve dostluk umudunu bir kez daha pekiştirdi








Balkan ülkeleri ile Türkiye arasındaki kültürel bağları güçlendirmeyi amaçlayan ve her yıl geleneksel olarak yapılan 10. Balkan-Rumeli Trakya Buluşması, Lüleburgaz Belediyesi Kent Ormanı’nda yoğun bir katılım ile gerçekleşti.
Lüleburgaz Belediyesi ve Balkan Göçmenleri Trakya Lüleburgaz Derneği iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte büyük bir coşku yaşanırken Balkan ülkeleri ile Türkiye'den katılan folklor gruplarının sergilediği halk oyunları ve Bulgar sanatçı Vanya ve DJ Damyan'ın şarkıları etkinliği izleyenlere unutulmaz anlar yaşattı.
Belediye Başkanı Murat Gerenli'nin  "Geçmişimizden aldığımız güçle geleceğimize dair umutlarımızı bir kez daha büyütüyoruz" dediği etkinliğin onur konukları ise Ak Parti Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam, Bulgaristan Yambol Milletvekili Seyfi Mehmedali, Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) Genel Başkanı Sabri Mutlu, BRTK Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Edirne Balkan Türkleri Federasyonu Başkanı Erhan Pekkan,
BRTK Genel Sekreteri İsmail Kocaköse, Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) Kırcaali İl Başkanı Ruşen Feyzullah, Bulgaristan Cumhuriyeti Edirne Konsolosluğu görevlisi Todor Petrov ve Haskovo Belediyesi meclis üyeleri idi.
Ev sahipleri konumundaki Lüleburgaz Belediye Başkanı Doktor Murat Gerenli ve BAL-GÖÇ Trakya Derneği Başkanı Veli Öner ile Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ortak tarih ve kültür vurgusu ile kardeşliğe dikkat çekerken Rumeli'de ve Trakya'da yüzyıllardır yaşayan kardeşlik ruhunun, barış ve dayanışmanın güçlü bir mesajını vererek kültürel değerlerin korunmasının önemine dikkat çektiler.







26 Mayıs 2026 Salı

KENDİNİ TANRILAŞTIRAN TİRANLARDAN GÜNÜMÜZE ZAMAN YOLCULUĞU




Kısa tatilimde antik çağın en muhteşem ve destansı yeryüzü noktasını bir kez daha ziyaret ettim.
Önceki gelişlerimde içinde bulunduğum bu büyülü yeryüzü parçasının hikayesini yazamamıştım.
Bu defa kalemimi tarihin katranına daldırma cesaretini yaşıyorum.
İnsanın ihtişamlı dağlarını ve muhteşem denizini ile olağanüstü güzelliklerini görüp, kendini yaradan ile bir tuttuğu yerlerden söz ediyorum.
Tarihin bile kayıt tutmadığı zamanlarda buralarda yaşam alanları oluşturup günümüze kadar ulaşmasını sağlayan bir medeniyetler yuvası bana göre hala gizemli.
Atalarımızın ne zaman ayak bastığı bilinmeyen ancak adı tanrılarla anılan Olimpos ihtişamı ile tarihin günümüze armağanı sanki.
Antalya'nın dillere destan büyülü güzelliklerini taçlandıran olağanüstü bir yer.




2009 yılında UNESCO'nun Dünya Mirası Listesi’ne önerilen ve 'Likya Uygarlığı Antik Kentleri' arasında yer alan bu yerleşke mükemmel doğası, uzun sahili ile göz kamaştırıyor.
Aynı zamanda carettaların da geldiği sahiline akan bir de deresi var.
İçerisinde eşsiz canlıları barındırdığı iddia edilen bu tatlı suyun kaynağı da tanrıların dağı Olimpos.
Yunan mitolojisine göre Olimpos, tanrıların evi.
Tanrıların Kralı sıfatıyla da Zeus da eşi Hera ile birlikte Olimposlulara liderlik etmiş.
Olimpos efsanesi, kutsal bir mekanın olduğu kadar bağrındaki antik kentin de adı.
Büyük İskender'in de yolunun düştüğü, hatta kışları konakladığı bir bölge olan Olimpos iki farklı boyutuyla öne çıkıyor.
Yunan mitolojisine göre Olimpos, tanrıların kralı Zeus'un önderliğindeki On İki Olimposlu'nun yaşadığı, dünyayı yönettikleri ve ölümlülerin kaderini belirledikleri efsanevi bir dağ.
On iki tanrı ve tanrıçanın adları ise Zeus, Hera, Afrodit, Apollon, Ares, Artemis, Athena, Demeter, Dionysos, Hephaestus, Hermes ve Poseidon, Bellerophontes ve Kimera.
Tarihin tüm zamanlarının kayıtlarını tuttuğu efsane isimler.
Olimpos'un en ünlü hikayesi ise hiç şüphesiz aslan, keçi ve yılan karışımı olan ve ateş püskürten Kimera canavarı.
Efsaneye göre Bellerophontes, kanatlı atı Pegasus'a binerek bu canavarı yener ve yerin dibine gömer. 
Günümüzde Çıralı Yanartaş'ta kayaların arasından binlerce yıldır bize ulaşan alevleri bu canavarın yerin altından püskürttüğüne inanılır. 
Likya'nın gizemli kentidir Olimpos aynı zamanda.
Kesin kuruluş tarihi bilinmeyen antik kentin adı ilk kez M.Ö. 167-168 yıllarında basılan Likya Birlik sikkelerinde görülmüş.




Ceneviz Kalesi olarak da bilinen sahildeki kale bir zamanlar korsanların sığınağı ve evi imiş.
Tarihi kaynaklarda adı ilk defa M.Ö. 1. yüzyılda bölgeye yerleşen korsanların lideri Zeniketes ile de anılır. 
Antalya'nın Kumluca ilçesinde, ormanlık alan içerisinde Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntıları da barındıran kent; tarihi dokusu, eşsiz doğası ve sahile inen akarsuyuyla Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden biri.
Sahili kaplumbağaların yavrulama alanı olduğundan sit alanı olarak korunan, genellikle üniversite öğrencileri ve sırt çantalı turistlerin tercih ettiği bir tatil yeri.
Bu arada yamaç tırmanıcılarının da büyük ilgi gösterdiği bir yer.





Ağaç evleri, çadır mekanı olarak kullanılabilecek açık alanları, Likya Yolu üzerinde bulunması ve neredeyse sabaha kadar hizmet veren mekanları en önemli özelliklerinden.
Yolunuz düşerse Beydağları Milli Parkı sınırları içinde yer alan Olimpos'un ören yerini mutlaka ziyaret edin.
Geçmişin gizemini de barındıran örenyeri antik limanına kadar uzanan taş döşemeleri, hamam kalıntıları, Bizans Kilisesi, akropolü, kutsal yolu, tapınak kalıntıları, lahit mezarları ve sarnıcı ile sizi adeta bir zaman yolculuğuna çıkaracak.
Sarnıç içinde kök boyası ile renklendirilen gemi grafitisi betimlemesi bir zamanlar buradaki müthiş deniz trafiği ile Olimpos'un çevre limanlara hakimiyetini anlatır nitelikte.
Şimdilerde buralara kestirmeden gemi ile gelinememesi ise al ayrı bir kara mizah örneği.
Arıca bölgede tanık olduğum gecekondulaşma ile çarpık yapılaşma ve işgaller de.
Tanrıların dağına bir hançer gibi saplanan ve içlerinden birinin bir milletvekiline ait olduğu da belirtilen çirkin yapılara gelince eskinin insanları ile şimdikilerin yaşamını ve yaptıklarını karşlaştırdığımda kendi payıma utandım.
Devlet adına bölgede yetki kullanan kamu görevlilerinin bu duruma seyirci kalması da ayrı bir utanç bizim için.
Olimpos olduğu gibi korunmalı, bölgede sadece Robina Bungalov Hotel, Olympos Butik Hotel, Köy evi Olympos Countryhouse, Çınar Hotel Olimpos gibi mimarisi ve yapılaşma planı bölge ile uyumlu tesislere izin verilmelidir.






22 Mayıs 2026 Cuma

Yunanistan Türk diplomatların katlinden sorumlu olan teröristi serbest bıraktı


Yunanistan Atina'da görevli Türk diplomatlar Çetin Görgü, Deniz Bölükbaş ve Haluk Sipahioğlu'na yönelik saldırıların azmettiricisi olan 17 Kasım Terör Örgütü Lideri Aleksandros Yotopulos'u serbest bıraktı. Türk Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklama ile olayı sert bir şekilde kınarken, Yunanistan'ın bu kararının şehit diplomatlarımızın anısına ve ailelerine yönelik büyük bir saygısızlık olduğu ifade edildi.
Atina'yı terörle mücadele konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmeye davet edilen açıklamada bu davranışın kabul edilemez nitelikte olduğu vurgulandı.


DIŞİŞLERİNDEN SERT TEPKİ

Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın konu hakkında yaptığı açıklamanın tam metni şu şekilde;
"1991 yılında Atina Büyükelçiliğimiz Basın Ataşesi Çetin Görgü'nün cinayetinin, aynı yıl Atina Büyükelçiliğimiz Müsteşarı Deniz Bölükbaşı'na yönelik suikast girişiminin ve 1994 yılında Atina Büyükelçiliğimiz Müsteşarı Haluk Sipahioğlu'nun cinayetinin azmettiricisi olması nedeniyle 17 kez müebbet hapis ve 25 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan 17 Kasım terör örgütü lideri Aleksandros Yotopulos'un 21 Mayıs 2026 tarihinde serbest bırakılmasını en güçlü biçimde kınıyoruz.
Yurt dışında ülkemizi şerefle temsil etmiş diplomatlarımızı hedef alan suikast ve saldırıların azmettiricisi olan bu kalles teröriste gösterilen hoşgörü, şehit diplomatlarımızın anısına ve ailelerine yönelik büyük bir saygısızlık olup, kabul edilemez niteliktedir.
Yunanistan makamlarını terörle mücadeleye sekte vuracak adımlardan kaçınmaya ve hüküm giymiş teröristlerin cezalandırılması konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz."

21 Mayıs 2026 Perşembe

CHP Genel Merkezinden halka seslenen Özgür Özel meydan okudu "Teslim olmayacağız"



Anayasa ve Yüksek Seçim Kurulu yok sayılarak Cumhuriyet Halk Partisi'ne mahkeme kararı ile el kondu


Her daim karanlıktan aydınlığa doğru yürüyen Bulgaristan Türkleri olarak 19 Mayıs'ı iki nedenden dolayı kutsarız!










Biz Bulgaristan Türkleri için 19 Mayıs'ın yaşamımızdaki yeri ve anlamı çok büyük.
Fikriyatımızdan toplumsal duruşumuza kadar ruhumuza işlemiş adeta.
Bizi her anlamda biçimlendiren ve geleceğe bu şekilde yürümemize neden olan 19 Mayıs ulusal ve milli kimliğimizin simgesi olmuş.
Bizim için iki önemli tarihsel süreci, dönüm noktasını simgeleyen 19 Mayıs milli direnişlerimizin tarihe atılmış imzası.
İlkini bilmeyeniniz yoktur belki ama ben yine de hatırlatayım.
Yitirdiğimiz bir vatanın, Rumelinin ardından sığındığımız anavatan Anadolu'nun da elimizden alınmasına yönelik girişimlere karşı ayağa kaltıgımız "Yeter" diye haykırdıgımız gündür 19 Mayıs.
Balkanlar ve Rumelinin yetiştirdigi en büyük Türk, ebedi liderimiz, önderimiz, cennetmekan Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde silaha sarıldıgımız o kutsal gün ile özdeşleşmiştir.
Diğeri ise Todor Jivkov denilen insanlıktan çıkmış caninin Bulgaristan Komünist Partisi eliyle biz Türklere dayattığı ölüme ve yok olmaya meydan okuduğumuz gündür.
Biz Balkan Türkleri bu nedenle 19 Mayıs 1919 ile 19 Mayıs 1989'u milli tarihimizdeki simgesel önemi nedeniyle kutsarız.
Bu yıl da 19 Mayıs her zamanki gibi Türkiye ile  Bulgaristan'da çok görkemli kutlamalar ile coşkuyla bir kez daha yad edildi.
Anavatan bir kez daha 19 Mayıs vesilesi ile tarihi yaşadı 'ATA'sını andı.
Gençlik meydanlara sığmadı.
Düzenlenen etkinliklerde ulusal coşku zirve yaptı.
Bu coşkunun bir diğeri de Kırcaali'nin Cebel kasabasında idi.
Meydanlara toplananlar 19 Mayıs 1989'u ve o gün Cebel'de yaşananları duygusal bir atmosferde yad etti, anılar dile geldi.
Cebel Direnişi, Bulgaristan Türklerinin demokrasi ve kimlik mücadelesinin fitilini ateşleyen ayaklanma olarak gelecegimizi aydınlatmaya devam ediyor.
Bu vesile ile Cebel Belediyesi'ni ve başkan Necmi Ali'yi kutluyorum.
'19 Mayıs - Cebel Günü' kapsamında düzenlenen etkinlikler her zaman olduğu gibi muhteşemdi.
Zengin etkinlik programı nedeniyle Cebelliler adeta tarihe yeni bir ivme kazandırdı.
Coşkulu kutlamalar bir nevi tarihsel olayları anma ve her 19 Mayıs için yinelenen yeni başlangıç gibiydi.
Cebelli gençler için  'Spor ve Zeka' temasıyla öne çıkan etkinliklerde voleybol ve satranç müsabakaları başta olmak üzere bir çok aktivite hayata geçirildi.
İlçede bayram coşkusu yaşanmasına neden olan 19 Mayıs Cebel direnişinin yıldönümünde Bulgaristan Türkleri olarak bir kez daha kucaklaştık, dosta düşmana mesaj verdik.
Cebel buluşması bir anlamda yeniden bir araya gelme, milli kimliğimiz etrafında kenetlenme günü de idi.
Uzun zamandır siyasal anlamda bölük pörçük olmuş Bulgaristan Türkleri'nin Cebel'de bu vesile ile bir araya gelip, geçmiş küskünlükleri ve kırılganlıkları bir kenara bırakması geleceğimiz için umut oldu.
Her siyasal partiden ve sivil toplum kuruluşundan Bulgaristan Türkleri Cebel direnişinin anlamına uygun bir ruhsal atmosferde, 1989'un o korku duvarını aştığı günkü gibi milli birliğin dayanışmasındaydı.
Bulgaristan demokrasi mücadelesinin sembolü haline gelen Cebel 19 Mayıs Meydanı’nda yapılan konuşmalarda şehitlerimiz yad edilirken, karanlığı ve kuşatmayı yardıgımız o gün yaşananlar dillendirildi, anılar aktarıldı.
Bulgaristan’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından gelen binlerce kişiye hitap eden Belediye Başkanı Necmi Ali 19 Mayıs’ın Cebel için sadece bir kutlama günü olmadığını, aynı zamanda hafıza, onur ve geleceğe yön veren tarihi bir gün olduğunu söyledi.
Cebel'i daha özel kılan etkinliklere birçok siyasi kimliğin yanı sıra, Bulgaristan bürokrasisinden de katılım yoğundu.
Bulgaristan Parlamentosu'nun Başkan Yardımcısı Ayten Sabri, Türkiye-Bulgaristan Dostluk Grubu Başkanı Mustafa Yavuz, Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi Mehmet Sait Uyanık ile Filibe Başkonsolosu Emre Manav'ın da yer aldığı programda bir dikkat çeken konuşma da Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) Genel Başkanı Sabri Mutlu'ya ait olandı.
Sözlerine "Hocaya sormuşlar nerelisin diye. O da gülümseyerek cevap vermiş. Henüz evli degilim." Ben Evliyim ve Cebelliyim" diye başlayan Başkan Mutllu O günleri bizzat yaşayanlardan.
Cebel direnişinde de yer alan Mutlu Bulgaristan'ın kendi vatanları olduğunu vurguladığı konuşmasında "Kimseye kin ve nefret besleniyorum, ancak o günleri de unutmamalıyız. Bizler bu ülkenin asli unsurlarıyız. Bu ülkede dostluk kardeşlik ve barış içerisinde birinci sınıf vatandaş olarak yaşamak istiyoruz" dedi.

19 Mayıs 2026 Salı

OKUDUKLARINIZA İNANAMAYACAKSINIZ!


Hurşit Adası‘nı bilir misiniz; İstanbul’daki Büyükada’nın beş milli büyüklüğündedir!
Koyun Adası‘nı bilir misiniz; İzmir’in hemen burnunun dibindedir!
Lozan’da hararetli tartışmalara neden olan Eşek Adası‘nı bilir misiniz; Aydın il sınırları içindedir.
Gir vikipedi’ye, yaz ‘’Bulamaç’’ diye; karşına ‘’Farmakos’’ çıkar; ‘’Oniki Ada’ya bağlı küçük ada’’ imiş!
Oysa… Bu dört ada ve Ege Denizi’ndeki Fornoz, Nergizçik, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık Türk adalarıdır.
Keza… Akdeniz’deki Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi de Türk adalarıdır!
Tamı tamına 16 ada…
Lozan Antlaşması’na göre Türk adaları. Lozan Antlaşması’nın ekli 2 No’lu haritada her şey çok açık ve altı kırmızı ile çizili. Görülüyor ki bu adalar, Türkiye Cumhuriyeti egemenliği altında.
Artık değil!…
AKP iktidarıyla birlikte hepsi tek tek Yunanistan tarafından işgal edildi!
Kardak Kayalığı için 1996’da Yunanistan’la savaşın eşiğine gelen Türkiye, 2004 itibariyle 16 adayı sessiz sedasız kaybetti!
Lozan Antlaşması’na göre, Türkiye’nin savaş borcu 84 milyon, Yunanistan’ın borcu 11 milyon ve İtalya’nın borcu 243 bin lira idi. Türkiye mevcut bu 16 ada dahil olmak üzere tüm borçlarını ödedi!
Parasını verdiği adalar Türkiye’nin elinden alındı.
Ayrıca… Adalara salt büyüklük açısından bakmak yanlıştır; çünkü deniz ve hava hukukuna göre adaların etrafında 6 millik karasuları ile hava sahası var. Ayrıca karasularına ilave olarak bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge de bulunmaktadır. 
Yani…
Kaybedilen 16 ada ile birlikte Yunanistan’ın kıta sahanlığı 7 bin kilometrekareye çıktı!
Böylesine vahim bir olay nasıl gerçekleşti?
AKP ihmali mi? Yoksa ne?..
İşgali gün yüzüne çıkaranlardan biri olan emekli Kurmay Albay Ümit Yalım diyor ki: ‘’AKP Hükümeti Avrupa Birliği (AB) müzakerelerinde gün almak için adaların Yunanistan tarafından ele geçirilmesine göz yumdu!’’
Yunan işgalinin başladığı yıl, 2004 idi.
Peki bu yıl neler yaşanmıştı?
O yılın gündem konusu, Annan Planı idi; BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan Kıbrıs’ın tek parça bağımsız bir devlet olması teklifini getirmişti. 
Rauf Denktaş‘ın plana karşı çıkması üzerine Erdoğan’ın neler dediğini anımsayınız!..
Nisan ayında her iki tarafta yapılan referandum sonucunda plan hayata geçirilemedi. 
Ne tesadüf, hemen Güney Kıbrıs, 1 Mayıs’ta AB’ye alındı.
Ayrıca…
O yıl, 17 Aralık 2004’te AB, Türkiye ile müzakerelere başlama tarihi aldı.
Bak sen!.. 
AB üyesi olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye’yi veto etmemişti!
Emekli Albay Yalım, “Ekim-Kasım 2004’te Eşek ve Bulamaç Adaları’nda inşaat faaliyetlerinin başladığı, belediye, polis ve ilk yardım teşkilatı kurulduğu, Yunan Bayrağı çekildiği, silahlı asker, araç, gereç ve hücumbot yerleştirildiğini’’ tespit etti!
Ve… Ne tesadüf! 
Yunan işgali sürerken Kardak kahramanları kumpasla Silivri Cezaevi‘ne dolduruldu; Deniz Kuvvetleri’nin eli kolu bağlandı!..
Bugün…
Girin bakın Genelkurmay internet sitesine, Ege’de hava sahası ihlali sıfır görünüyor. Çünkü artık, hava sahası ihlalleri ve kara sınırı ihlalleri yayınlanmıyor!
Niye? Çünkü:
Yunan işgali, bir Yunan askeri helikopterinin 31 Aralık 2008 günü, Türk hava sahasını ihlal etmesiyle ortaya çıktı. Yunan askeri helikopterinin Bulamaç Adası bölgesinde, Türk hava sahasını ihlal ettiği haberi, Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde aynı gün yayınlanarak kamuoyuna duyuruldu. 
Gerginlik oldu ve bir gün sonra Yunanistan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı Bulamaç Adası’na gitti.
Ardından Eşek Adası‘na gitti. 
Ege Ordusu’nun burnunun dibindeki Koyun Adası‘nda Yunan Bayrağı dalgalandırıldı. Vs…
Açıkça bu bir meydan okumaydı. 
Türk tarafından ne oldu dersiniz?
Bir general ve bir büyükelçi hava sahası ihlali haberinin Genelkurmay internet sitesinden çıkarılmasını sağladı. 
Ve o general AKP tarafından 2011’de milletvekili yapıldı. 
Büyükelçi ise Brüksel’e NATO Daimi Temsilciliği görevine atandı!
(Soner YALÇIN)

Türkiye'den Yunanistan'a düşmanlıktan vazgeçerek Yunan gençlere tarihi doğru anlatma, eğitim müfredatından da Türklere yönelik kin ve nefret söylemlerinin kaldırılması çağrısı




Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı Yunanistan'a uyarıda bulunarak düşmanlıktan ve bu amaçla yürütülen eğitim programları ile faaliyetlerden vazgeçme çağrısı yaptı.

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri kapsamında yapılan açıklamada Yunanistan hükümeti uyarılarak açıkça  Türk düşmanlığı ve Türkiye'nin işgali demek olan 'megali idea' düşüncesinden ve bu amaçla eğitim müfredatına konan derslerden vazgeçilmesi istendi.
Bu sakat düşüncelerin hayata yansıması olan ve Lozan Barış Antlaşması’nın 59. maddesinde kayıt altına alınan Yunan ordusunun Anadolu'da işlediği savaş suçları ve yaptığı mezalim de hatırlatılan açıklamada Yunan makamlarının siyasi kaygılarla tarihi istismar etmekten vazgeçmesi ve Yunan gençlere 1821 yılında Tripoliçe katliamından başlayarak Türklere ve diğer etnik gruplara karşı işlenen vahşet suçlarını doğru anlatması ve istendi.
Yunanistan’ın gerçekleri çarpıtarak tarihten husumet çıkartmak yerine, ikili ilişkilerimizi barış ve iş birliği içinde geliştirecek bir tutum ortaya koymaya da davet Türk Dışişleri Bakanlığı 
15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in işgali girişimiyle başlayan süreçte Türklere uygulanan insanlık dışı mezalimin ve soykırım girişiminin Yunan makamlarınca açıkça lanetlenmesini de istedi.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde;

"Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak, Yunanistan’ın da dahil olduğu işgalci güçlere karşı milli mücadelemizi başlattığı tarih olan 19 Mayıs 1919, Türk milleti tarafından “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” kapsamında coşkuyla kutlanmaktadır.

Yunanistan, 1994 yılında “Pontus” iddiasına ilişkin ulusal düzeyde kabul ettiği mevzuatla ülkemiz aleyhine hukuki temelden yoksun iddialarda bulunmakta, bu asılsız iddialarını sakınca görmeksizin sürekli genişletmekte ve bunları Eğitim Bakanlığı genelgesiyle, ülke çapında ilk ve orta dereceli okullarda çocuklara ders olarak okutmaktadır.

“Megali Idea” hayalini gerçekleştirmek için başlattığı işgal teşebbüsü başarısız olan Yunanistan, ülkemize yönelik asılsız “Pontus” iddiasını gündeme getirerek yaşadığı hezimeti ve işlediği ağır vahşet suçlarının üzerini örtmeye çalışmaktadır. Yunan ordusunun işlediği savaş suçları ve yaptığı mezalim Müttefik Devletler Tahkikat Komisyonu raporları ve Lozan Barış Antlaşması’nın 59. maddesinde kayıt altına alınmıştır.

Yunan makamları siyasi kaygılarla tarihi istismar etmekten vazgeçmeli ve 1821 yılında Tripoliçe katliamından başlayarak Türklere ve diğer etnik gruplara karşı işlenen vahşet suçlarının yanı sıra, 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in işgali girişimiyle başlayan ve Batı Anadolu’daki Türklere ve diğer etnik gruplara karşı yürütülen mezalimi anmalıdır.

Yunanistan’ı gerçekleri çarpıtarak tarihten husumet çıkartmak yerine, ikili ilişkilerimizi barış ve iş birliği içinde geliştirecek bir tutum ortaya koymaya davet ediyoruz."

BATI TRAKYA TÜRKLERİNE BRTK MORALİ

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) Genel Başkanı Sabri Mutlu beraberinde Yurtdışı İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Pekkan ve Genel Sekreter İsmail Kocaköse ile birlikte Batı Trakya Türklerine moral destek ziyareti yaptı. 

Batı Trakya'nın seçilmiş müftüleri Mustafa Trampa (İskeçe), İbrahim Şerif (Gümülcine) ile Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği Başkanı Zeynep Tevfikoğlu ve İskeçe Türk Birliği Başkanı Kerem Abdürrahimoğlu başta olmak üzere bölgedeki Türk sivil toplum kuruluş yetkilileri ile görüşen BRTK heyeti bölgede yaşanan sorunları not etti.
Ağırlıklı olarak Yunan hükümetinin bölgedeki Türk ve Müslümanlara yönelik izolasyon ve hukuk dışı yaptırımlarının ele alındığı temaslarda Atina'nın Lozan Anlaşması hükümlerine aykırı olarak gerçekleştirdiği eylemler de değerlendirildi.
Görüşmelerde Yunan hükümetinin daha önceleri Türk azınlığa karşı devşirme yolu ile taraftar topladığı belirtilirken günümüzde bu uygulamanın kendi içlerinde insan yetiştirip Yunan hükümeti tarafına çekme politikasına dönüştüğüne dikkat çekildi.
Bu kişilerin her alanda Yunan hükümetinin borozanlığını yaptığı da belirtilen bilgi alışverişinde Yunan hükümetinin yerel meclislerdeki uzantıları ve atama yolu ile görevlendirdigi din adamı ve yerel yöneticiler gibi bazı unsurları kullanarak Türk azınlık üzerindeki baskısını zirveye çıkardığı belirtildi.
Türk esnafın denetim mekanizması vasıtası ile iyice bunaltıldığı bilgisi de verilen görüşmelerde 
Türk azınlığının ve özellile de gençlerin Atina'nın dayattığı ve kedilerine uymayan yaşam kuralları nedeniyle Batı Trakyayı terkederek Avrupa ülkelerine yerleştiği belirtildi.
Kalanların ise çekincelerinden dolayı hükümetin belirlediği kurallara göre davranmak ve yaşam sürmek zorunda kaldığı da ifade edilen toplantılarda gençlerin bölgeyi terketmelerinde sadece ekonomik sebeplerin değil sosyal, siyasal ve kültürel kaygıların da ön plana çıktığı vurgulandı.
Son yıllarda Türk azınlık okullarının eğitim kalitesini dürürüp, Yunan okullarınınkinin artırılarak Türk çocuklarının bu okullara kanalize edilmekte olduğu bilgisi de verilen görüşmelerde hükümetin Türk-Yunan evliliklerini teşvik ederek karma bir toplum ortaya çıkarma çabasına da dikkat çekildi.
Yunanistan Türklerinin çıkarılan 5224 sayılı kanun ile kıskaç altına alınmaya çalışıldığı da ifade edilen BRTK ziyaretlerinde Lozan Barış Antlaşmasına aykırı olarak azınlık müftülerine atama konusunda ısrarcı olunmasının gözden gelinemeyecek bir durum olduğu hatırlatılarak
Yunan Hükümetinin atadığı müftülerle Türk siyasetçilerin vermiş olduğu pozların Türk azınlık üzerinde bir baskı unsuru oldugu ve bu durumu adeta meşrulaştırdığı ifade edildi.

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI VE BATI TRAKYA

Lozan Barış Antlaşması'nda Batı Trakya, 1923 yılında Yunanistan sınırları içerisinde bırakılmış ve bölgedeki Müslüman Türk halkına uluslararası antlaşmalarla güvence altına alınmış "azınlık" statüsü tanınmıştır.

Bölgeye dair antlaşmanın temel esasları şunlardır:

Bölge Yönetimi: Batı Trakya, Yunanistan egemenliğine bırakılmıştır. Türkiye heyeti bölgenin Türk nüfus çoğunluğuna dikkat çekse de, Yunanistan'ın kontrolünde kalmıştır. 

Sınır Düzenlemesi: Meriç Nehri sınır kabul edilmiş, Yunanistan'ın Batı Anadolu'da verdiği tahribata karşılık olarak Karaağaç ve civarı Türkiye'ye savaş tazminatı olarak verilmiştir.

Azınlık Hakları (37-45. Maddeler): Batı Trakya Türkleri, Lozan'ın 37-45. maddeleri gereğince dini, sosyal ve hukuki statülerle koruma altına alınmıştır. Bu haklar; diledikleri dilde eğitim görme, kendi dini kurumlarını/vakıflarını yönetme ve aile hukuku alanlarında serbestlik tanımaktadır. Mübadele Muafiyeti: İstanbul Rumları ile birlikte Batı Trakya Türkleri nüfus mübadelesinden muaf tutularak "yerleşik (etablis)" kabul edilmiştir.

BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞININ TAPU SENEDİ OLAN LOZAN ANTLAŞMASININ İLGİLİ MADDELERİ 

Madde 37 — Türkiye, 38.den 48.e dek Maddelerde belirtilen hükümlerin temel yasalar [Les Lois fondamentales] olarak tanınmasını ve hiç bir yasa, hiç bir yönetmelik ve hiç bir resmi işlemin bu hükümlerle çelişkili ya da onlara aykırı olmamasını ve biç bir yasanın, hiç bir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlere üstün sayılmamasını yükümlenir.

Madde 38 — Türkiye Hükümeti, doğum, milliyet, dil, soy, ya da din ayırt etmeksizin, Türk halkının tümünün yaşam ve özgürlüklerini, en geniş biçimde, korumayı yükümlenir.

Türkiye’nin tüm halkı, kamu düzeni ve genel ahlak ile bağdaşmazlık göstermeyen her din, mezhep ya da inanışın gerek genel, gerek özel biçimde özgürce kullanılması hakkına sahip olacaktır. Müslüman olmayan azınlıklar, Türkiye Hükümetince ulusal savunma amacı ile veya kamu düzeninin korunması için ülkenin her yerinde ya da bir bölümünde alınan ve tüm Türk yurttaşlarına uygulanan önlemler saklı kalmak koşulu ile, dolaşım ve göç özgürlüğünden bütünü ile yararlanacaklardır.

Madde 39 — Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurtdaşları Müslümanlarla özdeş medeni ve siyasal haklardan yararlanacaklardır.

Türkiye’nin tüm halkı, din ayırtedilmeksizin, yasa önünde eşit olacaktır.

Din, inanç ya da mezhep farkı hiçbir Türk Yurtdaşının medeni ve siyasal haklardan yararlanmasına ve özellikle genel hizmetlere kabulüne, memurluğa ve yukarı derecelere ulaşmasına, ya da çeşitli meslekleri ve sanatları yapmasına bir engel sayılmayacaktır.

Herhangi bir Türk yurtdaşının gerek özel ya da ticaret ilişkilerinde, gerek din, basın ya da her türlü yayın konusunda ve gerek toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına karşı hiçbir sınır konulmayacaktır.

Resmi dilin varlığı kuşkusuz olmakla birlikte, Türkçeden başka dil ile konuşan Türk yurttaşlarına yargıçlar önünde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için gerekli kolaylıklar gösterilecektir.

Madde 40 — Müslüman olmayan azınlıklara ilintili olan Türk yurttaşları hukuk bakımından ve fiilen öteki Türk yurttaşlarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin tıpkısından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapına bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır.

Madde 41 — Genel öğretim konusunda Türk Hükümeti, Müslüman olmayan yurttaşların önemli bir oranda yerleşmiş oldukları kentler ve kasabalarda, bu Türk yurttaşlarının çocuklarının ilk okullarda kendi dilleriyle öğretim görmelerini sağlamak üzere, gerekli kolaylığı gösterecektir. Bu hüküm Türk Hükümetinin söz konusu okullarda Türk dilinin öğretilmesini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır.

Müslüman olmayan azınlıklara ilintili Türk yurtdaşlarının önemli oranda bulundukları kentlerde ya da kasabalarda, bu azınlıklar Devlet bütçesi Belediye ya da benzeri bütçelerde eğitim, din, ya da yardım amacıyla genel gelirlerden verilecek paralardan yararlanma ve ödenek ayrılması konusunda hakça bir pay alacaklardır. Söz konusu paralar ilgili kurumların, yetkili temsilcilerine ödenecektir.

Madde 42 — Türkiye Hükümeti Müslüman olmayan azınlıkların aile ya da kişi statüleri konusunda, bu sorunların sözügeçeıı azınlıkların törelerine göre çözümlenmesine uygun her türlü hükümleri koymayı kabul eder

İşbu hükümler Türkiye Hükümeti ile ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerinden oluşan özel Komisyonlarda düzenlenecektir. Anlaşmazlık olursa, Türkiye Hükümeti ile Milletler Cemiyeti Meclisi, birlikte, Avrupalı hukukçular arasından bir üst hakem atayacaktır.

Türkiye Hükümeti söz konusu azınlıkların Kiliseleri, Havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstermeyi yükümlenir. Bu azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan Vakıflarına ve dinsel ve yardım kurumlarına her türlü kolaylığı gösterecek ve izinleri verecek ve yeni dinsel ve yardım kurumları kurulması için, benzeri öteki özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir.

Madde 43 — Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurttaşları, inançlarına aykırı ya da dinsel ayinlerini bozucu herhangi bir işlem yapmaya zorlanamayacakları gibi, hafta tatilleri gününde Mahkemelerde hazır bulunmaktan ya da herhangi bir yasal işlemin yapılmasından kaçınmaları nedeniyle, onların hiç bir hakkı ortadan kalkmayacaktır. Bununla birlikte, bu hüküm söz konusu Türk yurttaşlarının, kamu düzeninin korunması bakımından, öteki tüm Türk yurttaşlarının bağlı olduğu yükümlerden bağışık kılmayacaktır.

Madde 44 — Türkiye, işbu Kesimin yukarıdaki Maddelerinin, Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklarına ilişkin bulunduğu ölçüde, uluslararası toplumu ilgilendirici nitelikte yükümler getirdiğini ve onların Milletler Cemiyetinin güvencesi altına konulmasını kabul eder. İşbu hükümler Milletler Cemiyeti Meclisinde çoğunlukta ahsan, bir karar olmaksızın değiştirilemeyecektir. Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya ve Japonya Milletler Cemiyeti Meclisinde işbu Maddeler konusunda, yöntemine uygun biçimde, çoğunlukla kabul edilecek olan her hangi bir değişikliği reddetmemeyi bu Andlaşma ile yükümlenirler.

Türkiye, Milletler Cemiyeti Meclisi üyelerinden her birinin bu yükümlülüklerden her hangi birine aykırılık olması ya da olma tehlikesi üzerine, buna Meclisin dikkatini çekmeğe yetkili olacağını ve Meclisin, duruma göre, uygun ve etkin sayılacak bir davranışta bulunabileceğini ve yönerge verebileceğini kabul eder.

Bundan başka, Türkiye, işbu Maddelere ilişkin hukuksal ya da edimsel sorunlarda, Türkiye Hükümeti ile bağıtlı öteki devletlerden her hangi biri ya da Milletler Cemiyeti Meclisi üyelerinden her hangi bir devlet arasında görüş ayrılığı ortaya çıkınca bu anlaşmazlığın, Milletler Cemiyeti Andlaşmasının 14. Maddesi uyarınca, uluslararası nitelikte bir anlaşmazlık gibi sayılmasını kabul eder.

Türkiye Hükümeti bu türden olan her hangi bir anlaşmazlığın, öteki Taraf istemde bulunursa, uluslararası Daimi Adalet Divanına götürülmesini kabul eder. Daimi Divan kararı istinaf edilemeyip Milletler Cemiyeti Andlaşmasının 13. Maddesi uyarınca verilmiş bir kararın güç ve hükmünün tıpkısına sahip olacaktır.

Madde 45 — İşbu Kesim hükümleri ile Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıkları için tanınan haklar, Yunanistan tarafından da, kendi topraklarında bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır.