6 Ekim 2023 Cuma

RUBASAM Balkan Okulu'nda ilk ders Kosova'ydı



Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (RUBASAM) çalışmalarına bir yenisini daha ekleyerek 'Balkan Okulu'nun ilk dersini Kosova ile verdi. 
Yoğun bir katılımla gercekleşen ve büyük ilgi gören konferans Genel Sekreter Gökalp Küçük'ün açılış sunumuyla başladı. 
Programın devamında Başkan Süheyl Çobanoğlu  bölgedeki gelişmeleri özetleyip ardından Kosova özelinde yaşananları ve tarihsel süreci aktardı. 
Kosova Türkiye ilişkileri ve yapılması gerekenlerin de ele alındığı konferansta emekli subaylar başta olmak üzere siyasi parti temsilcileri, dernek, vakıf ve federasyon başkan ve yöneticileri ile konuya ilgi duyan vatandaşlar tam bir bilgi bombardımanı yaşadı. 

Kosova Türk Gazeteciler Derneği Başkanı İbrahim Arslan ve Sosyolog Gülen Aksu Türker'in de sunumları ile desteklediği konferans son dönemlerde Kosova üzerine gerçekleştirilen ve bölgedeki en son bilgilerin aktarıldığı en nitelikli toplantı özelliğindeydi.
Konferansın son bölümünde RUBASAM Kosova Sorumlusu İlker Nişlioğlu ve gençlerin konu hakkındaki değerlendirmeleri dikkate değer nitelikteydi.
Program Başkan Süheyl Çobanoğlu 'nun konferansta sunum yapan konuklara plaket takdimi ve RUBASAM yayınları hediye etmesiyle tamamlandı.

5 Ekim 2023 Perşembe

Yunanistan Başbakanı Miçotakis'ten Ermenistan ve Gürcistan'a koşulsuz destek

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, 5 Ekim Perşembe günü Granada’da düzenlenen 3. Avrupa Siyasi Topluluğu toplantısında Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Gürcistan Başbakanı Irakli Garibaşvili ile bir araya geldi.
Miçotakis, görüşmelerde Yunanistan‘ın Ermenistan ve Gürcistan’a olan desteğini ve dayanışmasını vurguladı.
Toplantının en dikkat çeken anlarından biri Kiryakos Miçotakis ve Ermeni mevkidaşı Nikol Paşinyan arasında gerçekleşen görüşmeydi. İki lider, Dağlık Karabağ’daki mevcut gelişmeleri detaylı bir şekilde ele aldılar. 
Miçotakis, Yunanistan‘ın Ermenistan’a tam destek verdiğini ve bu desteğin hem ikili hem de Avrupa Birliği çerçevesinde devam edeceğini belirtti. Ayrıca, Ermeni Başbakan Paşinyan’ı Atina‘ya resmi ziyarette bulunması için davet etti.
Kiryakos Miçotakis ve Gürcistan Başbakanı Irakli Garibaşvili arasındaki görüşmede ise, Yunanistan‘ın Gürcistan’a olan desteği ve Tiflis’in Avrupa perspektifinin yanı sıra ikili ilişkilerin nasıl daha da güçlendirileceği konuları ele alındı. (Azınlıkça)

4 Ekim 2023 Çarşamba

''Hıristiyanlara huzur! Konsoloslara saygı! Türklere ölüm!'' sloganı unutturulmak istense de ne biz, ne de tarih unutmayacak...


Mora Yarımadası'nda tam 202 yıl önce bu gün biz Türkleri yok etme, önce Balkanlar'dan sonra da Anadolu'dan sürmek, tarih sahnesinden de silmek için büyük bir atılım başlatıldı.

Yarımadadaki yerleşkelerden Tripoliçe'de yaşayan yaklaşık 40 bin insanımız çocuk, kadın, yaşlı denmeden acımasızca katledildi.

Günümüz Yunanistan'ın kara lekesi olan Mora Katliamı biz Türkler açısından tarihin en kahredici sayfası olarak geçmişimize not edildi.

Prof. Dr. Ali Fuat Örenç, Mora Türklerine yapılan katliamlardan şöyle bahsediyor:

Ünlü İngiliz yazar William St. Clair, Mora’daki Rum katliamlarını şu çarpıcı cümlelerle anlatıyor: Geçmişin derinliklerinde unutturulmaya çalışılan Mora Türklerine yönelik katliam “medeniyet beşiği” olmakla övünen Yunanistan için tarih sahnesinden silmek istediği kara bir leke.

Amerika, İngiltere ve Fransa ile Rusya'nın desteğini arkasına alan Yunan çeteleri batı ülkelerini Hristiyanlık için yeni bir haçlı savaşı uyutmacası ile kandırdı.

Adeta tüm dünyanın vicdanı kör edildi.

Özellikle bațılı ülkeler maalesef Yunan çetelerine destek vermiş, bölgede ne kadar Türk var ise yok edilmelerini istemişler ve unu sağlamışlardı.

Batılı devletlerin bölgedeki diplomatik temsilcileri ve misyon şeflerini dahi dehşete düşüren bu olaylardan raporlara yansıyanlar, yaşanan vahşetin günümüze uzanan belgeleri.

O raporlardan öğreniyoruz başımıza gelenleri, yaşanan dehşeti.

Daha isyan başlamadan önce Türklerin yok edilmesi için yemin etmiş bulunan Yunanlı din adamları çanlar çalıp, halkı ayaklanmaya katılmaya teşvik ediyorlar. 

Papazlar, bu uğurda can verenlere şehitlik mertebesi vaat ediyor. 

Ağızdan ağıza ne Mora’da ve ne dünyada hiçbir Türk’ün kalmayacağı dolaşıyor, bir kökten yok etme savaşının başlangıcını ilan eden şarkılar söyleniyor.


Bizim için keder, acı, gözyaşı demek olan o günleri unutmamak adına sivil toplum kuruluşlarımız günlerdir çeşitli etkinlikler düzenliyor.

Başta İzmir, Bursa, İstanbul ve Edirne olmak üzere Türkiye'nin birçok ilinde Yunanistan konsoloslukları ile temsilciliklerine siyah çelenkler bırakılıyor, yürüyüşler organize ediliyor, paneller yapılıyor.

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu'nun (BRTK) Türkiye genelinde, Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği (Bal-Göç) Genel Merkezi'nin ise Bursa'daki inisiyatiflere liderlik ettiği bu eylemlilik günlerinde Bursa da yerini aldı.

Uludağ Üniversitesi akademisyenlerinden Gürhan Korkmaz da bu sürece katkı koyanlardan.

Bal-Göç Genel Başkanı Emin Balkan'ın bu yöndeki çağrısını hiç tereddütsüz görev kabul eden Korkmaz’ın not defterimize düşen bilgileri ise o gece etkinliğe katılan ve kendini Türk hisseden herkesi kahırlandırdı.

Başkan Prof. Dr. Emin Balkan’ın da dediği gibi, adeta bir soykırıma dönüşen bu katliamın unutulmaması ve unutturulmaması için gelecek kuşaklara bu bilgilerin aktarılması 'hayati' önemde.

Bir kez daha tarihe tanıklık edenlerin notlarından 5 Ekim 1821 günü Türklere yaşatılan dehşeti ve olayları tüm çıplaklığı ve yalınlığı ile tekrar anımsatalım.

McCarthy, Tripoliçe katliamını şu çarpıcı cümlelerle nakleder: 

“Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler, bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ve ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlarla çocuklar dahi öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçekteydi ki, çetecilerin sergerdesi Kolokotronis’in kendisi bile, kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak atımın ayağı hiç yere değmedi demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti”.

Tarihçi N. Iorga ise eserinde Rumların Tripoliçe’yi 5 Ekim 1821’de ele geçirişlerini şöyle aktarıyor: 

“Kendilerinde disiplinden eser bulunmayan Rumlar en vahşi Asyalılardan daha korkunç bir şekilde ortalığı kan ve ateşe verdiler. Yalnız fidye umdukları kimselerden başka, kadın ve çocuklar da dâhil olmak üzere herkesi parçaladılar. Elebaşılardan biri, Tripoliçe ve civarında öldürülen Türklerin sayısını 32 bin olarak tahmin etmektedir ki, bu sayı Osmanlı İmparatorluğu zamanında öldürülen Rumların sayısından kat kat yüksektir. Tripoliçe şehrinden yalnız duman tüten harabeden başka bir şey kalmamıştı”.

Tarihi kayıtlara güre isyancılar, Tripoliçe kentinde hiçbir şey bırakmayacak biçimde yağma yapmışlar.

Öyle ki, katliama katılan Manya Beyi, payına düşen ganimeti 20 katır ve 2 deve ile ancak taşıyabilmiş.

Araştırmalarında Mora’daki katliamlara dikkat çeken Salâhi N. Sonyel, Tripoliçe kıyımı bütün dehşetiyle ele almıştır.

Yazar, bilhassa Yunan tarihinin kahramanları arasında yer alan isyancı liderlerden Theodoros Kolokotronis’in vahşetine dikkat çekmektedir. 

Tripoliçe katliamı sırasında kentte bulunan ve aralarında Albay Thomas Gordon’un da olduğu Avrupalı subaylar, oradaki tüyler ürpertici sahnelere şahit oluyor ve bazıları, daha sonra bu olayları bütün çirkinlikleriyle anlatıyorlar. 

Bu sahnelere dayanamayan Almanyalı Helen dostu genç Doktor Wilhelm Boldemann, zehir içerek intihar ettiği belirtilmektedir.

Iorga notlarında:

"Tarihin en büyük katliamlarından birinin eşiğinde olan Mora’daki Tripoliçe şehri, 5 ay boyunca 50–60 bin Rum tarafından aralıksız kuşatıldı. Rum isyancılar Tripoliçe’de Rum isyanı boyunca meydana gelen en büyük katliamlardan birini gerçekleştirdi. Şahit olanların kanının donduran saldırılarda, şehirde bulunan 40 bine yakın Türk’ün hemen tamamı 3 gün içinde vahşice öldürüldü. Burada bulunan komutanlar ile ailelerinden oluşan 97 kişi rehin alındı. Kin dolu Rumlar Türk mezarlığını dahi kazıp, kemikleri çıkarıp yaktılar. İsyancılar, kuşatma esnasında Türklere gayret vererek isyana karşı koymaya teşvik eden Tripoliçe Kadısı Halim Efendi’yi de üzerine yağ döküp yakmak suretiyle katletti."  

demektedir.

Mora’da Türklere karşı işlenen cinayetleri ve katliamları konu alan yabancı kaynak eserler Amerika, Fransa, Almanya ve İngiltere kütüphanelerinden daha sonraki yıllarda birer birer yok edilmeye başlandı.

O eserlerden biri de ABD’li yazar McCarthy’nin, Ölüm ve Sürgün adlı yapıtıdır.

McCarthy kitabında, Mora Yarımadası’nda Rumların Müslümanlara karşı genel bir yok etme politikası içinde olduklarına özellikle vurgu yaparak, ayaklanmanın milliyetçi sloganını Balyabadra Piskoposu Germanos’un ağzından dökülen; 

“Hıristiyanlara huzur! Konsoloslara saygı! Türklere ölüm!” söyleminin temsil ettiğini belirtiyor. 



Kentte bulunan Avrupalı gönüllülerden Kotsch adlı bir Alman subayın anlattıkları ise şöyle:

“Türklerle ilişki kurduğu sanılan bir Rum papazı işkence ile öldürülmüştü. Kentten kaçmaya çalışan bir Musevi, büsbütün soyularak, organları kesilmiş; o durumda kentte dolaştırıldıktan sonra asılmıştı. Öldürülmeyenler 10-15 adet Rum eşkıya tekneleri ile Kuşadası ve İzmir taraflarına nakledildiler. Bu göçmenlerden bir kısmı Anadolu’ya geldiklerinde uzun süre açlık çektiklerinden, yemek yer yemez ölmeye başladı.”

Yunan isyanı ve sonrası gelişmelere dair eseri bulunan David Howarth, Mora’da Türklere yapılanları ibret verici cümlelerle kaleme alıyor.

Howarth, 1821 ihtilalini yerinde izlemiş, İngiliz, İtalyan, Fransız, Alman subay ve gazetecilerin ülkelerine döndükten sonra yazdıkları kitap, makale ve günlükleri tek tek inceleyerek kitabını hazırlamıştı.

Howarth eserinde verdiği sarsıcı bilgilerden sadece şu satırlar bile yaşanan vahşeti anlatmaya yetiyor:  

"Yunanlıların, barbarlıklarına 20 kadar Avrupalı tanık olmuştu. Bunlardan biri de İskoçyalı Albay Thomas Gordon’du. Tripoliçe’de gördüğü olaylar o kadar dehşet vericiydi ki, utanç verici bu olayların, sonsuza değin bilinmesini istedi: İki gün içinde, on binlerce Türkün yaşadığı şehirde tek canlı kalmamıştı. Bunların çoğu, kafası, kolları ve bacakları kesilerek öldürülmüşlerdi. 1821 ihtilali döneminde, Yunanistan'da yaşayan yabancıların sayısı, parmakla sayılacak kadar azdı. Bu yüzden Avrupa ülkeleri Yunanistan'da neler olup bittiğini bilmiyordu. Yunanistan dışına gönderilen raporlar savaşa katılmamış, Atina'da yaşayan aydın romantikler tarafından hazırlandığı için, Yunanlıların ideallerine uygun ölçülerde kaleme alınıyordu. Bu Avrupalılar Türkleri kınarlarken, barbarlık edenin ve katliamı başlatanın Yunanlılar olduğunu bilmiyorlardı."

“Dünyanın haberi olmadan yok edildiler. 20 bini aşkın Türk erkek, kadın ve çocuk birkaç hafta süren boğazlamalar sırasında Rum komşuları tarafından katledildiler. Onlar kasten ve vicdan azabı duyulmadan öldürüldüler.”

Tanıklardan Lütfi Efendi’nin kaleminden dökülen notlar:

“Rumların ayaklanmasıyla, yaklaşık dört asır Mora’yı vatan edinen Türkler, isyancıların çok şiddetli saldırılarına maruz kaldı. İsyana Yunanlılara destek için katılan ancak gördükleri vahşet karşısında irkilen bazı Avrupalı müelliflerin gözlemlerinden anlaşıldığı kadarıyla, Rumların bu vahşi cinayetleri tam bir soykırım özelliği taşıyordu.”  

1821’de başlayan isyan yaklaşık 10 yıl devam etti. Dönemin Avrupalı büyük devletleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya isyancı Yunanlıların lehine diplomatik ve askeri müdahalelerde bulundu. 

Avrupalılar isyancıları açıktan destekledi. 

Bu da Osmanlı Devleti’nin isyanı bastırmasını imkansız hale getirdi. 

Prof. Dr. Ali Fuat Örenç, Yunanistan'ın Avrupasız var olamayacağını, şu cümlelerle anlatıyor: 

"Avrupa’da sahip oldukları uygarlığın kültürel ve laik köklerinin Antik Yunanistan’dan kaynaklandığı tezi kabul görüyordu. Her rütbeden subaylar ve halk gönüllü yazılıyordu. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa’nın pek çok yerinde kurulan komiteler para topluyor, isyana fiilen katılan gönüllü gruplar Mora’ya akın ediyordu. New York gibi büyük şehirlerde para ve mühimmat yardımları toplanıyor, gönüllülerle birlikte isyan bölgesine gönderiliyordu." 

Prof. Dr. Ali Fuat Örenç, Yunanistan ile yaşanan bugünkü sorunların temelinin 200 yıl öncesine dayandığı görüşünde:  

“Günümüz Türk-Yunan ilişkilerinde karşılaşılan krizlerin önemli kısmının tarihin bu karanlık dönemlerine dayandığını ve iki ülkenin gelecekteki ilişkilerinin şekillenmesinde belirleyici etkiler bıraktığını belirtmek yanlış olmayacak. Bu nedenle Türk-Yunan ilişkilerindeki tartışmaları sadece güncel hukuki, politik, ekonomik, askeri ve stratejik gelişmeleri dikkate alarak anlamak mümkün görünmüyor.” 

Yunanistan’ın bugünkü milli marşının yazarı Dionysios Solomos. Solomos, 1823’te kaleme aldığı şiirinde Yunanların Osmanlıya başlattığı isyanı dehşet verici ifadelerle anlatıyor.

Şiir özgürlük için Türklerin katledilişini meşrulaştırmaya çalışıyor. 

Solomos, bugünkü Yunan marşının temellerini oluşturan şiirinde Türkleri adil olmayan millet olarak tanımlıyor ve öldürülmeleri gerektiğini savunuyor. 

158 kıtalık şiirde, Mora sancağının merkezi olan Tripoliçe'de Türklere yapılan katliam şöyle anlatılıyor:

"...Derin okyanusu

İşte böyle uğuldasın isterdim

Ve dalgasında boğulsun

Her Türk tohumu

Neden muharebe yavaşladı bi an?

Neden az kan? …” 

İşte tarihe not düşenlerin kaleminden sadece bir kısmına yer verdiğimiz bilgiler bile atalarımıza yaşatılan dehşeti, ruhumuzdaki hüznü anlatmaya yetiyor.

Uludağ Üniversitesi'ndeki etkinlikte Tripoliçe'de vahşice katledilip yaşamdan koparılan insanlarımız için dualar da okundu.

Allah kabul etsin.

BRTK Genel Başkanı Sabri Mutlu başta olmak üzere etkinliğe birçok STK başkanı ve yöneticisi ile siyasi parti temsilcileri de katılarak bu vahşet nedeniyle Yunanistan’ı bir kez daha kınadılar.

Başkan Mutlu konu hakkında geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamasında Balkan ülkeleri yetkililerine çağrıda bulunarak bölge tarihinin yeniden, tarafsız ve objektif olarak yazılmasını, mevcut eğitim kitaplarında Türklere ve müslümanlara karşı bulunan kin ve nefret dolu ifadelerin silinmesini istedi. 

Çok yerinde bir çağrı.

Bu bile vicdanlarımızdaki kanamayı durdurmayacak, ancak atalarımızın yaşadığı haksızlığı bir nebze olsun giderecek.

Tripoliçe'den Balkanların elimizden çıkma sürecine, Tuna boyundan, Anadolu'nun işgal günlerine uzanan tarihin karanlık sayfalarını iyi okumalı, tahlil etmeliyiz.

Bu zaman diliminde ezici çoğunluğu sivil olmak üzere 5 milyondan fazla Türk insanlık dışı yöntemler ile canından edildi, yaşamdan koparıldı.

Bu satırları ''Keşke yunan kazansaydı'' diyenler ve onların sempazitanları iyi okusunlar.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmasaydı bu gün yurtsuz ve yarınsız olacak, varlığımız ve adımız silinecekti.

Mora'dan bu güne yansıyan çığlığı duymak istemeyen hainler, aklınıza iyi yerleştirin.

Unutturulmak istense de ne biz, ne de tarih unutmayacak...

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu İzmir'de düzenlediği yürüyüş ve panel ile Mora'da katledilen 40 bin Türk'ün acısını gündemde tutmaya devam ediyor



13 Eylül 1821 tarihinde Mora Yarımadası'nda Yunanlılar tarafından katledilen 40 bin Türk, Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK) öncülüğünde 34 sivil toplum kuruluşunun destek verdiği yürüyüş ve ardından düzenlenen panel ile İzmir'de bir kez daha gündeme taşındı.

Yunanistan Başkonsolosluğu önünde basın açıklaması ile başlayan etkinliklerde konsolosluğa siyah çelenk bırakılıp ardından soykırımı kınayan basın açıklaması ve yürüyüş yapıldı.

Saat 17.00'de Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde düzenlenen panelde ise yaşanan insanlık dramı her biri alanında bilimsel kariyer yapmış akademisyenlerce en ince ayrıntısına kadar irdelendi.

Moderatörlüğünü Profesör Doktor Koray Başol'un yaptığı panelde Profesör Doktor Levent Kayapınar ve Doçent Doktor Bilgin Çelik konuşmacıydı.

Katılımcılara Mora'da yaşamını yitiren insanlarımızın maruz bırakıldığı insanlık dışı uygulamaları aktaran akademisyenler Prof. Dr. Başol, Prof. Dr. Kayapınar ve Doç. Dr. Çelik 19 Ağustos 1821 günü Mora Yarımadası'ndaki Navarin kentinde gerçekleşen katliamda batı ülkelerinin büyükelçilerinin bile şok yaşadığını ve bu durumu ülkelerine gönderdikleri raporlarına da yansıttıklarını anlattılar.

Sunumun ardından panelistlere ve etkinliklere maddi manevi destek sağlayan İzmir'in Balkan kökenli Konak Belediye Başkanı Abdül Batur'a BRTK Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Serbest tarafından teşekkür plaketi sunuldu. 



Gözü dönmüş caniler tarafından Mora Yarımadası'nda yaşayan 40 binin üzerinde Türkün çoluk çocuk, kadın yaşlı denmeden katledilişinin 200. Yılında BRTK'nın liderliğinde İzmir'de gerçekleştirilen etkinliklere aktif katılım sağlayıp destek veren kurum ve kuruluşlar ;

- Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu (BRTK)

- Balkan Göçmenleri ve Mülteci Dernekleri Federasyonu (BGF)

- İzmir Balkan Dernekleri Federasyonu (İZBALDEF)

- İzmir Konfederasyonu (İZKON)

- İzmir Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği (BAL GÖÇ)

- İzmir Gültepe Makedonya Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği

- Çameria Arnavutları Derneği

- İzmir Sancak Kosova Rumeli Dayanışma Derneği

- Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği

- Bornova Selanikliler Kültür Dayanışma Derneği

- Makedonya Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği

- İzmir Bal Göç Bornova Şubesi

- İzmir Bal Göç Buca Şubesi

- İzmir Bal Göç Gaziemir Şubesi

- İzmir Bal Göç Görece Şubesi

- İzmir Bal Göç Menderes Şubesi

- İzmir Bal Göç Uşak Şubesi

- İzmir Bal Göç Şubesiİzmir Bal Göç Şubesi 

- İzmir Trakyalılar Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği

- Uluslararası Balkan İş Kadınları Derneği

- Uluçatı - Çeşme Arnavut Kültürü Derneği

- Bornova Arnavutları Kültür Dayanışma Derneği

- İzmir Sancak Kosova Derneği

- İzmir Rumeli Kadınları Derneği

- İzmir Çağdaş Balkan Kadınları Derneği

- Karşıyaka Balkan Kadınları Derneği

- Makedonya'dan Balkan Esintileri Derneği

- İzmir Kosovalılar Kültür Sanat Derneği

- Trakya Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonu

- Ege Bosna Hersek Kültür ve Dayanışma Derneği

- Tekirdağ Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği

- Trakyalılar ve Muhacirler Kültür ve Dayanışma Derneği

- İzmir Trakyalılar Kültür ve Dayanışma Derneği

- Bafra Mübadele ve Balkan Türk Kültürü Arastırmaları Derneği

- Sinop Mübadele Balkan Halkları Kültürü Derneği 

Bakan Fidan: "Irak ve Suriye’de PKK/YPG'ye ait bütün altyapı, üstyapı tesisleri, enerji tesisleri bundan sonra topyekün meşru hedefimizdir"

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'daki bombalı saldırıyı gerçekleştiren 2 PKK'linin Suriye'den Türkiye'ye geçiş yaptıklarını söyledi.
Bakan Fidan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile Ankara'da düzenlenen ortak basın toplantısındaki konuşmasında, Ankara'da gerçekleştirilen bombalı saldırıya değinerek “Yapılan çalışmalar neticesinde 2 teröristin Suriye'den geldikleri ve burada eğitim gördükleri açıklığa kavuşmuştur. Irak ve Suriye'de PKK/YPG’ye ait bütün alt yapı, üst yapı enerji tesisleri bundan sonra güvenlik güçlerimizin, istihbarat unsurlarımızın topyekûn meşru hedefidir.” dedi.
“Üçüncü tarafların PKK'li YPG'li tesislerden ve şahıslardan uzak durmasını tavsiye ediyorum." diyen Fidan, "Silahlı kuvvetlerimizin bu terör saldırısına cevabı çok net olacak ve böyle bir eylemi gerçekleştirdikleri için çok pişman olacaklar." diye konuştu.
Ankara’da 1 Ekim 2023'te sabah saatlerinde Türkiye İçişleri Bakanlığını hedef alan bombalı saldırıda, 2 kişi yaşamını yitirirken 2 emniyet görevlisi yaralanmıştı.
PKK yaptığı açıklamayla saldırıyı üstlenmişti.


Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün de Ankara'da Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu'nun (SMDK) Başkanı Hadi el-Bahra, Suriye Müzakere Komisyonu Başkanı Bedir Camus ve Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa'yı kabul etmiş ayrıca, Uluslararası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi Genel Direktörü Michael Spindelegger ile de bir araya gelmişti.

2 Ekim 2023 Pazartesi

Karadayı "Bulgaristan Türklüğünün dünyaya mal olmuş sporcuları Koca Yusuf ve Filiz Nurullah gurur abidemiz olmaya devam edecek"




Bulgaristan Şumnu'da Türk Dünyası
 Kahramanı cihan pehlivanımız Koca Yusuf anısına düzenlenen 'Koca Yusuf Yağlı Güreşleri' Köklüce Belediyesi Pıyıklıköy'de yapıldı.

Hak ve Özgürlükler Hareketi Genel Merkezi, Şumnu İl Başkanlığı ve Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu tarafından organize edilen etkinlikte güreşseverler tarihi yeniden yaşadı. 
Törenlere Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) Partisi Genel Başkanı Mustafa Karadayı,  Türkiye Cumhuriyeti Sofya Büyükelçiliği temsilcileri, Türkiye'nin Burgaz Başkonsolosu Tolga Orkun,  Edirne Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Gürkan, Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu Başkanı İbrahim Türkiş, projenin mimarı ve organizatörü olan HÖH Şumnu ( Şumen) İl Başkanı Aysel Rufad, 
Kırkpınar Ağası Seyfettin Selim, Hak ve Özgürlükler Hareketi Güney Marmara Temsilcisi ve Yalova Balkan Göçmenleri Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği (Bal-Göç) Başkanı Lütfi Özgür,  HÖH Köklüce (Venets) Belediye Başkanı Nehriban Ahmedova, Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Abdurrahim Nursoy başta olmak üzere Türkiye'den Adana, Edirne, Sakarya, Silivri, Kocaeli, İzmir Balkan dernekleri başkanları ve yöneticileri ile çeşitli Balkan ülkelerinden çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi, HÖH Partisi Milletvekilleri, HÖH Partisi Belediye Başkanları ve adayları da katıldı.
Etkinlik cihan pehlivanlarımız Koca Yusuf ve Filiz Nurullah'ın anıtlarında saygı duruşu yapılması ve çelenk sunumunun ardından onların manevi hatıralarına dua okunması ile başladı. 


KARADAYI: DEĞERLERİMİZE VE GEÇMİŞİMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ

Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığınca da desteklenen 'Geçmişten Geleceğe Değerlerimiz' Projesi kapsamındaki etkinlik Bulgaristan'da bir ilk olması açısından Türkiye'nin ve Türk dünyasının da yakın ilgisindeydi.
Bulgaristan Türklüğünün ve Türk güreşinin sembolü olan, Bulgaristan’ın Deliorman Bölgesinde dünyaya gelen efsanevi güreşçi Koca Yusuf’un aziz hatırasına sahip çıkmak amacıyla düzenlen etkinliklerin başlangıcında bir konuşma yapan HÖH (DPS) Genel Başkanı Mustafa Karadayı bu organizasyon ile bir ilke imza attıklarını vurguladı.
Karadayı konuşmasında "Amacımız tarihimize ve dünyaya mal olmuş değerlerimize sahip çıkmak, onların başarılarını ve unutulmaz spor başarılarını gelecek kuşaklara aktarmaktır. Bulgaristan Türk toplumu olarak Koca Yusuflar ve Filiz Nurullahları yetiştirmiş bu topraklarda onların geçmişte kalan ancak bize örnek olmuş, gurur kaynağımız olmuş hatıraları ile daha güzel yarınlar için mücadele etmeye, toplumumuzu en iyi şekilde temsil etmeye devam edeceğiz" dedi.




BAŞPEHLİVANLAR YARIŞTI

Etkinliğin düzenlenmesine Türkiye Cumhuriyeti Sofya Büyükelçiliği, Türkiye Cumhuriyeti Burgaz Başkonsolosluğu, Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu ve Kırkpınar Ağası destek olurken müsabakalara Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı, Edirne Büyükşehir Belediye Başkanı, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı, Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı, Silivri Belediye Başkanı, Beyşehir Belediye Başkanı ve Yalova Subaşı Belediye Başkanı adına Yusuf Can Zeybek, Mustafa Batu, Osman Aynur, İsmail Balaban, Mehmet Yeşil, Hüseyin Gümüşalan, Gökhan Arıcı, İsmail Koç başta olmak üzere çok sayıda başpehlivan ve pehlivanlar katıldı. 

BİRİNCİLİK HAMZA ÖZKARADENİZ'İN

Kıyasıya mücadelelerin yaşandığı Koca Yusuf Yağlı güreşlerine Bulgaristan ve Türkiye’den misafirler yoğun bir ilgi gösterirken başpehlivanlık güreşlerinde Hamza Özkaradeniz birinci, Mustafa Arslan ikinci, İsmail Koç ve Faruk Akkoyun ise üçüncü oldular. Başaltı güreşlerinde Emre Duman, Büyük orta güreşlerinde ise Yusuf Erdoğan birincilik derecesi aldılar. 

Müsabakalar süresince Türkiye’den gelen misafirler ve Bulgaristan’da yaşayan Türkler bir araya gelerek özlem giderme fırsatı bulurlarken Yalova Bal-Göç Başkanı Lütfi Özgür Koca Yusuf yağlı güreşleri hakkındaki düşüncelerini Habertürk Balkanlar ve Balkan Haber'e özel olarak değerlendirdi.

DAHA GÜÇLÜ BAĞLAR KURULACAK

Özgür yaptığı açıklamada “Bu tür etkinlikler bizlere kültürel değerlerimizi ve geleneksel sporlarımızı yaşatma ve Türkiye'de yaşamakta olan çifte vatandaş statüsüne sahip Türk vatandaşlarımız ile Bulgaristan'da yaşayan Türkler arasında daha güçlü bağlar kurma imkanı sağlamaktadır. Bu nedenle böyle etkinlikleri çok önemsiyoruz. Bizler de Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı'ndan aldığımız destekle 'Geçmişten Geleceğe Değerlerimiz' Projesi kapsamında Koca Yusuf Yağlı Güreşleri'ne geniş bir katılım sağladık, bu tür etkinliklere katılmaya ve destek olmaya da devam edeceğiz. Koca Yusuf yağlı güreşlerini düzenleyen HÖH Partisi Genel Merkezi, HÖH Partisi Şumnu İl Başkanlığı ve Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu’na, etkinliğin düzenlenmesine destek olan başta Türkiye Cumhuriyeti Sofya Büyükelçisi Aylin Sekizkök ve Türkiye Cumhuriyeti Burgaz Başkonsolosu Tolga Orkun olmak üzere Edirne Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Gürkan’a, Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu Başkanı İbrahim Türkiş’e ve Kırkpınar Ağası Seyfettin Selim’e teşekkür ediyorum" dedi. 





1 Ekim 2023 Pazar

Mora katliamını ve vahşice hayattan koparılan 40'bine yakın insanımızı unutmayacak ve gelecek kuşaklara tarihimizi iyi öğreteceğiz




Ege Balkan Türkleri Federasyonu'nun İzmir'de düzenlediği '200 Yıllık Tarihe bakış, Yunan ve Haçlı Emperyaliste karşı Türkiye' konu başlıklı panel Bornova Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi.
'Mora Katliamı'nın 200. Yılı nedeniyle düzenlenen konferansta Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlke ve Devrimleri Tarihi bölümü öğretim üyesi Profesör Doktor Ergun Aybars konuşmacıydı.
Çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi ile vatandaşların katıldığı ve Federasyon Başkanı Hüseyin Kocaman'ın evsahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte 200 yıl önce yaşanan insanlık dramı lanetlenerek Yunanistan kınandı. 
Prof.Dr. Aybars'ın Yunan tarihinin çirkin yüzünü aktardığı sunumda Türklere ve Yahudilere yaşatılan vahşet ve dramda Rusya'nın rolüne dikkat çekildi. 

Ergun Aybars yaptığı konuşmada İngiltere, Fransa ve Rusya'nın ortak hareket ederek Osmanlı İmparatorluğu, dolayısı ile 
Panislamizme karşı zafer elde etmek için insanlık dışı eylemlere maddi ve manevi büyük bir destek verdiklerini söyledi. 
Bu sürecin sonunda Mora Krallığı'nın kurulduğunu belirten Prof.Dr. Aybars "Emperyalistlerin amaçları 1555 yılında Viyana kapılarına dayanan ve Akdeniz'i Türk gölü yapan, Osmanlı'nın kudretli padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın ve onun kudretli ordusundan intikam almaktı. Mora katliamında birbirleri ile kanlı bıçaklı olan Katolik, Protestan ve Ortodoks kiliselerinin birlikte hareket ettiklerini görüyoruz. Bu amaçla İngiltere ve Fransa haçlı emperyalizmi sevdasıyla Rusya'nın Balkanlara gelişine izin veriyorlar. Ve hep birlikte yunanlıları silahlandırıp kışkırtarak 1821 yılına gelindiğinde yaşanan vahşet ve insanlık dramına giden yolun yapı taşlarını hep birlikte döşüyorlar.
Tarihin karanlık sayfalarında bırakılıp bizlere unutturulmaya çalışılan Mora katliamını ve vahşice hayattan koparılan 40'bine yakın insanımızı unutmayacak ve gelecek kuşaklara tarihimizi iyi öğreteceğiz" dedi.